[Anasayfa] [Hakkımızda] [Dosya] [İletişim] [Sendika.Org]
 
Ülke Arşivi:
· Arjantin
· Bolivya
· Brezilya
· Dominik Cumhuriyeti
· Ekvador
· El Salvador
· Guatemala
· Guyana
· Haiti
· Honduras
· Kolombiya
· Kostarika
· Küba
· Latin Amerika Genel
· Meksika
· Nikaragua
· Panama
· Paraguay
· Peru
· Porto Rico
· Surinam
· Uruguay
· Venezüella
· Şili


Tema Arşivi:
· Anti-ALCA & Anti-Kapitalizm hızlı okuma 7 günde ingilizce Dizi izle,full dizi izle,
· Ekoloji & Tarım escort escort bayan istanbul escortbets10seo linux hack
· Emperyalizm, Direniş & Kıtasal Bütünleşme
· Gençlik hareketleri
· Kadın & Cinsel Özgürlük Hareketleri
· Kamulaştırma
· Seçimler & Partiler
· Toplumsal Eğitim & Toplumsal Sağlık
· Yerli Halklar & Otonomi
· İnsan Hakları
· İsyan, Devrim & Sosyalizm


Yazar Arşivi:
· Alan Woods
· Christian Parenti
· Cüneyt Göksu
· Eduardo Galeano
· Federico Fuentes
· Fidel Castro Ruz
· Güneş Çelikkol
· James Petras
· Metin Yeğin
· Tom Lewis



Guatemala'da Altına Çok Uluslu Hücum!
Benjamin Witte - 05 Temmuz 2005


Geçen Ocağın 11’inde, Guatemala’nın Pan-American Şehirlerarası yolunda çıkan çatışma sırasında protestoculardan bir kişi hayatını yitirdi. Ölenin daha sonra Raul Castro adında, 37 yaşında birisi olduğu ortaya çıktı.

Kuzey’deki Solola bölgesinde o gün olanlar, ölenin adı ve yaşı hariç, hâlâ tam açıklığa kavuşmuş değil. Raporlara göre hükümetin olaya gönderdiği polis ve asker sayısı iki yüzden 2,000’e kadar değişmekte. Hatta kimin ilk taşı, ilk kurşunu ya da ilk molotof kokteylini attığı bile hâlâ meçhul.

“Olay tam tamına bir curcunaydı. Ateşler ve patlayan göz yaşartıcı bombalardan çıkan gazlar etraftakileri boğuyordu. Bu yolda genellikle her gün duyulan trafiğin düzenli uğultusu yerini o gün silah seslerine, sirenlere ve çılgınca haykırışlara bırakmıştı. Yüzlerce polis, asker ve campesino eylemcileri yarı kör bir halde dumanlar arasında çatışıyorlardı.”

Söylemesi acıdır ama 36 yıl süren iç savaşın bitmesinden 9 yıl sonra bile cinayet ve suikastların gırla gittiği Guatemala’da tek bir kişinin şiddet olaylarında ölmesi genellikle pek haber sayılmaz. Ama Castro’nun –devlet güçlerinin elinden olduğu sanılan- ölümünün öyküsü, her ne kadar çok abartılı olmasa da, muntazaman kamunun ilgisini çekmeye devam etmektedir. Bu ölüm, daha doğrusu, bu çatışmaya yol açan şartlar, sadece Guatemala’da değil ama onun dışında da sürekli tehlike çanları çalmaktadır.

Solola’daki protestolar aslında Castro cinayetinden bir ay kadar önce başladı. Kasım’ın sonunda campesinos denen (çoğu Maya kökenli) protestocular, yerel liderler, çevreciler ve Katolik kilisesiyle ilişkili temsilciler Pan-American şehirlerarası yolda yerlerini aldılar. Amaçları kendilerinden 150 km. ötedeki komşu San Marcos bölgesinde yakında üretime başlayacak olan altın ve gümüş madenine malzeme götürülmesini engellemekti. Bunu 42 gün başarıyla sürdürdüler de. Sonra, hükümet üzerlerine güvenlik güçlerini saldı.

Marlin Projesi adıyla bilinen maden Sipacapa ve San Miguel Ixtahuacan şehirlerine yakın bir yerde. Madenin sahibi ve işleteni Montana Expladora de Guatamala adında bir şirket. Adının ima ettiğinin tersine, şirket bir Guatemala şirketi değil. Tam tersine, Montana Expladora Glamis Altın şirketinin bir alt kuruluşu. Glamis Altın ise Kanada’ya kayıtlı (Vancouver’de bir posta kutusu olan) ama esas bürolarının ABD’de bulunduğu bir şirket.

Marlin Projesi’nin Glamis Altın şirketine inanılmaz kârlar getireceği beklenmekte. Üretime başladıktan sonra 100,000 hektarlık bir alana yayılmış madenin 7 ton altın ve 100 tondan fazla gümüş üreteceği hesaplanmaktadır. Bu rakamlarla bu maden, şirketin en kârlı yatırımı olacak. Ama dahası da var: Marlin Projesi aynı zamanda şirketin maliyeti en düşük işletmesi de olacak. Burada gramı 3.2 dolara gelecek altın üretimi Glamis’in genelinde gramı ortalama 5.3 dolar olan altın üretiminden çok daha ucuz. Ama bundan daha da güzeli var diye böbürlenen şirket web sitesinde şöyle demektedir: “Projenin tamamı için izin alınmıştır ve yerel destek gördüğü gibi, Guatemala devleti ve Dünya Bankasından da destek görmektedir.” İyi, hoş ama… bu söylediklerinin maalesef sadece bazıları doğru.

Marlin Projesi için Glamis Altın şirketine, kendi özel sektör kolu IFC aracılığıyla 45 milyon dolarlık bir borç veren Dünya Bankası böylece projenin arkasında yer alıyordu. Guatemala hükümetinin de projenin destekçisi olduğu gayet açık, çünkü, şirketin isteği üzerine yardımına askerleri göndermesi bunun bir göstergesi. Bu projenin savunucuları, yarı kürenin en fakir ülkelerinden biri olan Guatemala’nın bunlar gibi dolaysız dış yatırıma fena halde ihtiyacı olduğunu söylemekteler. Diyorlar ki, yabancı şirketler iş yaratır, böylece de vergi tabanı artarak hükümete ek gelir sağlanır.

Aslında, hükümet yabancı yatırımı o denli desteklemektedir ki, 1996’daki barış anlaşmasından sonraki son on yılda, Guatemala siyasileri yabancı şirketlere 300’den fazla maden arama ve kazım izni vermişlerdir. Bu şirketlerin çoğu da Kanadalıdır.

Tahmin edileceği gibi Kanada’nın Guatemala Elçisi James Lambert ülkenin bu yeşeren maden endüstrisinin hizmetinden desteğini esirgememiştir. Guatemala’nın günlük gazetesi Prensa Libre’de, tam da Glamis Altın şirketinin dikkatleri üzerine çekmeye başladığı bir zamanda Lambert, Kanada’yı ve maden şirketlerini koruyan ve meydan okuyan bir tavırla yazılmış bir yazı yayınladı.

Geçen Kasım ayında yayınlanan bu yazısında Lambert, “Bir ülkenin, hem dünyanın en toplumsal ve çevresel sorumluluğu yerine getiren ülkelerinden olması, Çevresel Sürdürülebilirlik Endeksi listesinin en başında olması ve hem de ekonomiye 41.1 milyar dolar katkısı olan maden endüstrisiyle bir büyük madencilik ülkesi olması olabilir mi?”, diye soruyordu. Kendi sorusuna kendisi yanıt veren elçi Lambert, “Evet, olabilir” diyor ve ekliyordu: “Kanada çok sorumlu bir ülkedir ve Kanadalı maden şirketleri de kendi ülkelerinde çok sorumlu bir madencilik yaparlar. Bu yüzden bu şirketlerin Guatemala’da da böyle sorumlu davranmamaları için hiç bir neden yoktur.”

Oysa, “Hayır, vardır” diye yanıt veriyor projenin karşıtları. Elçi’nin garantisi bir yana, Glamis Altın ve sırada bekleyen diğer şirketlerin müthiş toplumsal ve çevresel zarar verecekleri olasıdır. Neden mi? Çünkü kendisi zayıf, yatırımcılardan yana hükümetiyle, sıkı kontrol altındaki basın yayınıyla ve genel baskıcı atmosferiyle Guatemala’da yabancı şirketler her istediklerini yapabilirler de ondan.

Glamis Altın şirketinin işlemlerine “güçlü yerel destek” aldığı iddiasına rağmen Marlin Projesi’ne karşıt olan kişi ve örgütler giderek çoğalmaktadırlar. Vox Latina adındaki bir kamuoyu araştırma firmasının geçen yılın sonlarında yaptığı bir çalışmaya göre Sipacapa ve San Miguel Ixtahuacan’da oturanların %95’i madenciliğe karşı görüşteler. Hemen aynı miktarda insan ise metal madenlerinin şehirlerine yıkıcı bir etki yapacağına inanmaktayken ancak %9’u Marlin Projesi’nin bölgeye zenginlik getireceği iddiasına inanmaktadır. Bu yoklama 2004’ün Kasım’ında 400 kişiyi kapsayan bir araştırma sonucu ve %5 yanlışlık payı taşımakta.

Maden ocaklarına karşı olan yerel halkın yanında yer alanlar arasında yerel Kilise liderleri, işçi sendikaları, ülkenin çeşitli yerlerinden bazı belediye başkanları ve çeşitli çevre grupları yer alıyor. San Marcos bölgesi başpiskoposu Alvaro Ramazzini projeye özellikle açıktan karşı tavır almaktadır. Guatemala Başkanı Oscar Berger’e geçen Eylül’de gönderdiği bir açık mektupta, ülkenin kanunlarının, zararlı olabilecek madencilik uygulamalarına sanki bir açık davetiye olduğunu yazıyordu. “Madencilik şirketleri, madencilik kanunlarının bir açık kapı gibi olduğu ülkelere yatırım yaparlar. Guatemala’da olan da budur” diyordu. Geçen aylarda, Ramazzini’nin projeye bu açık karşı konumu ölüm tehdidi almasına neden oluyordu.

Bunlara karşın projenin muhalifleri susturulamadı. Ocak’taki çatışmadan üç hafta sonra, Şubat’ın başlarında Solola’da bu kez 19 bölgesel belediye başkanının da desteğiyle binlerce eylemci sokağa döküldü. Ardından ülkenin en yüksek rütbeli Kilise lideri Başpiskopos Rodolfo Cardinal Quezada Toruno da muhalefete katıldığı gibi San Marcos’lu Katolik İşçiler Hareketi (MTC) de muhalefete destek verdiklerini açıkladılar.

Guatemala’daki tartışmayı, Kanada Montreal’deki bir sivil toplum örgütü (STK) olan Toplumsal Adalet Komitesi’nden, Papaz Ernie Schibli ilk kez MTC’den (Katolik İşçiler Hareketi) öğrendi. Konuyla ilgilenen başka Kanadalılar ve Papaz Schibli olayların salt Guatemala’nın problemi olmadığını söylüyorlar. Guatemala’da iş yapma planları yapan bir sürü şirketle beraber ismen de olsa Glamis Altın bir Kanadalı şirket. Schibli, “Guatemala’nın tümünü paylaşmışlar” diyor ve “Madem ki bu sömürü projelerini Kanada Elçisi canla başla destekliyor, o zaman, Kanada halkı da muhalefetlerini Kanada hükümetine yöneltmeliler” diyerek, “Kanadalıların gücü işte buradadır” diyor.

Geçen Kasım’da San Marcos’daki durumu kendi gözleriyle görmek üzere Schibli Guatemala’ya ziyarete gitti. Gördükleri Vox Latina kamuoyu araştırmasının gösterdiklerini ispatlıyordu. Çoğu Maya yerlisi olan yerli halk projeyi desteklemiyorlardı işte. Papaz, “Madencilik şirketi ne derse desin, Guataemala’daki geniş halk kesimleri ve yerli halklar toptan onların iddialarını reddetmişlerdir. Halk madene kesinlikle karşıdır” demektedir. Bu arada Schibli Kanada’da da bu projeye muhalefetin “çığ gibi büyüdüğünü” söylüyor. Schibli’nin, sivil toplum örgütü Toplumsal Adalet Komitesi’ne katılanlar arasında Dünya’nın Dostları (Friends of the Earth), Toronto şehrinden Haklar Eylemi (Rights Action) ve Nova Scotia’dan Bölgesel Dayanışma Ağı (ARSN - Regional Solidarity Network) bulunuyor.

Mart’ta ARSN (Bölgesel Dayanışma Ağı) Doğu Kanada’da “Madencilik İlişkileri” adı altında bir gezi düzenledi. Katılanların içinde madencilik konusuna dikkatleri çekmeye çabalayan Guatemala’dan Madre Selva grubuyla yakından çalışan, tanınmış siyasi karikatürcü Jose “Filochofa” Chacon da vardı.

Bu karikatürcüye göre, Glamis Altın ve öteki yabancı maden şirketlerinin getireceği risk çevreyle kısıtlı olmayıp aynı zamanda ekonomik ve toplumsaldır da. Bir numaralı problem, diyor Chacon, Guatemala’nın esnek madencilik kanunları altında Glamis gibi şirketlerin ödemesi gereken sahiplik ücretinin küçücük, %1 olmasıdır.

“Yüzde bir”, diye altını tekrar çizdikten sonra, “yani maden şirketinin kazanç olarak eline geçen her 100 dolardan geriye, ülkeye 1 dolar bırakmaktalar. Başka bir deyişle, utanılacak bir yasadan, bozguncu bir yasadan, her şeyini peşkeş çeken hükümetlere layık bir kanundan bahsediyoruz. Üstüne üstelik, bu verdikleri %1’de yarıya bölünmektedir. Etkilenen yerel halka %0.5 veriliyor, öteki %0.5 de devlete gidiyor.”

Şüphesiz ki Sipacapa ve San Miguel Ixtahuac gibi halkların ellerine geçirebilecekleri her bir kuruşa gereksinimleri olacak çünkü Marlin Projesi, neredeyse kesinlikle, çevresel ve sağlık problemleri yaratacak diyor Chacon. Madenin en büyük etkilerinden birisi suya olan rekabetin artması olacak. Medre Selva’ya göre, ortalama Guatamala’lı bir campesino günde yaklaşık 30 litre su kullanmaktadır. Marlin Projesi ise, kendi tahminlerine bakılırsa, saatte 250,000 litre su kullanacak ve kıt kanaat geçinen yerel çiftçilerin yaşamları için gerekli olan suyu ellerinden alma tehlikesini getirecektir.

Bu dağlık bölgenin kıvrımlı yollarında sürekli gidip gelecek kamyonların getireceği kirlilik kadar madenin koca makinelerini işletmede kullanılacak yağ ve gazlardan çıkacak kirlilik de olası bir problemdir. Ancak, bunlardan çok, altın ve gümüşü topraktan çıkarmakta kullanılan çok miktardaki siyanür en büyük tehlikeyi oluşturmaktadır. Çevrecilerin söylediklerine göre, ister istemez bu siyanürün en az bir kısmı çevre tarafından emilecek ve yer sularını zehirleyerek yakınlarda yaşayanlara bir sağlık tehlikesi oluşturacaktır.

Glamis Altın ise bu kaygıların aşırı şekilde abartıldığında ısrar etmektedir. Bu şirketin dediğine göre, bir kere, su rekabetinin bir kaygı yaratmasına gerek yoktur çünkü Marlin madeni kendi kazdıkları 300 metre derinlikteki bir kuyudan su temin edecektir. Halkın siyanür zehirlenmesinden de korkmasına gerek yoktur. İnternet sitesinde Glamis üretimi, “Siyanür işlemleri çifte izolasyonları ve güvenlik sistemleri olan atölyelerde yapılacaktır” diye izah etmektedir. Ayrıca, Glamis Altın şirketi, Marlin Projesi hazırlıklarını yaparken çevre etki çalışmasını gerektiği gibi tamamlamış, ve bunun sonucunda da bütün gerekli yetkililerden olumlu onayı almış olmakla övünmektedir. Halkı ikna etmeye, tek başına, bu çevre etki çalışmasının bile yeterli olduğunu söylemektedir şirket. Ama gerçekten yeterli midir?

Bütün dünyadan bu çevre etki çalışmalarını incelemiş, Colorado’lu jeolog Dr. Robert E. Moran, Glamis’in yaptırdığı çevre etki çalışmasını da dikkatle incelemiş ancak bu belgenin insanlara güven açısından bir şey vereceğinden bayağı şüphelidir. Kısacası, demektedir Moran, “bu raporun genel kalitesi kötüdür.”

“Şöyle başlayabilirim, bu rapor Kanada ya da ABD’de kabul edilebilecek bir rapor değildir. Çok kötü yazılmış, çok kötü düzenlenmiş bir rapor bu. Gereken temel bilgiler eksik. İçinde çok fazla bilgi yok bu raporun” diyen Moran, şu 300 metre derinlikteki kuyu sözlerini de çok duyduğunu anlatıyor, “Gelişmekte olan ülkelerde yapılan projelerde durmadan duyulan bir şeydir bu.” Olası siyanür kirliliği için de aynı hikaye geçerli. “Tabii ki hepsinin çifte izolasyon koruma sistemleri var, ama, hemen hepsinin de gene sızıntıları var.” diyor Moran. “Artıkların çevreye sızmayacağını söylemek olayı çok basite indirgemek olur. Ancak gerçekte olanların %50’sini göz ardı edersek söyledikleri gerçek olur.”

Kanada’yı ziyareti sırasında Jose Chacon kendisini anlayışla karşılayan en az bir kaç kamu görevlisiyle tanışmak fırsatını buldu. Şüphesiz, Marlin Projesi’ne karşı olanlar için en ufak bir tepki bile tamamen tepkisizlikten daha iyi karşılanacaktır. Ancak, durumu etkileyecek gerçek güç Guatemala liderlerinin kendi ellerindedir. Maalesef, diyor Chacon, başkan Berger’in hükümetinin bir şeyi dinlediği yok. “Eğer Oscar Berger’in hükümeti gerçekten demokratik olsaydı, ilk yapacakları toplumun ne dediğini dinlemek olurdu. Pek çok bölgenin belediye başkanları birleşerek bunu istemediklerini söylemektedirler. Ama maden şirketlerinin müthiş ekonomik güçleri var.”

16. yüzyılın başlarında ülkeye girmeye başlayan ilk İspanyol işgalcilerle beraber böyle altın arayıcılarını Guatemalalılar daha önceleri de görmüşlerdi. Aynı zamanda, 1950’lerde United Fruit Company gibi ülkeye gelip kendi çıkarlarını ne pahasına olursa olsun korumakta hiçbir şeyden çekinmeyen Kuzey Amerikalı şirketlerle de çatışmalı bir geçmişleri vardır Guatemalalıların.

Guatemalalılar gayet iyi hatırlarlar, 1950’lerin başlarında, o zamanın başkanı Jacobo Arbenz, içinde United Fruit Şirketinin de bulunduğu yabancı şirketlerin elinde tutup da kullanmadığı ülke topraklarına devletin el koyabileceği bir toprak reformu da dahil birtakım “kökten” reformlar getirmişti. Başkan, devletin alacağı bu toprakların fiyatı neyse, tam tamına karşılığını ödemeye hazır olduğunu bildiriyordu. Tabii toprakların fiyatı, bu yabancı şirketlerin (vergi kaçırmak niyetiyle) değerini aşırı düşürerek kendilerinin ilan ettikleri fiyattan ölçülecekti. Gayet iyi yerlerde tanıdıkları olan bu şirketlerin şikayetleri çok geçmeden Washington’daki otoritelerin dikkatini çekmeye yetmiş ve 1954’de CIA başarılı bir cuntayla Arbenz’i alaşağı etmişti. 1960’da da savaş başlamış ve resmen 1996’ya kadar devam etmişti. Ancak bu çatışmalarda, çoğu yerlilerden olmak üzere 200,000’den fazla insan, bugün gene Kuzey Amerika’dan gelen şirketlerin maden aramaya hazırlandığı aynı dağ köylerine zorla giren ordu tarafından katledilmişti.

Bütün bunlar göz önünde tutulduğunda, dağlık bölgelerde Kanadalı ve ABD’li maden şirketlerine karşı protesto edenlerin üzerine yüzlerce güvenlik gücünün gönderilmesinin Guatemala’nın dağ köylülerinin ve onların bu durumlarını anlayışla karşılayan yandaşlarının kafasında nasıl bir felaket beklentisi canlandıracağı anlaşılabilir. Gerçekten de, Guatemala kadar şiddet içeren bir ülkede bile Raul Castro’nun ölümü ürkütücü bir telaş yaratmaktadır. Jose Chacon, “Ordu dediğimiz zaman, kitle kıyımıyla suçlanan bir ordudan bahsediyoruz. Şimdi, barış döneminde, ordu toplumun içine tekrar dönüyor diyoruz. Bu, psikolojik bir etki yaratıyor” diyor.

1996 barış anlaşmasıyla Guatemala’daki otoriteler, içinde ILO’nun (International Labor Organization – Uluslararası Emek Örgütü) 169. maddesi de olan bir çok uluslararası yasaya uymaya karar verdiler. Başka yaptırımlarının yanı sıra, bu yasa, kendilerini ya da yaşadıkları toprakları etkileyecek kalkınma planları için yerli halka danışılacağını ve yerlilerin son sözü söyleme hakkına sahip olacağını emretmektedir.

ILO-169 yasası, “Konuya ilişkin halkların kendi yaşamlarını, inançlarını, kurumlarını, kutsal inançlarını, yaşadıkları ya da kullandıkları toprakları etkileyecek kalkınma süreçleri hakkında kendi önceliklerine karar verme hakları vardır ve kendi ekonomik, sosyal ve kültürel gelişmeleri için mümkün olduğu kadar kontrol onlarda olacaktır” demektedir.

Glamis Altın şirketi konuyla ilgili ne derse desin, bu danışma hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Ama bu tabii ki Guatemala’nın dağlık Maya halkının ulusal toplantılardan ilk uzak tutulması değildir. Ancak, hükümetin ve Glamis Altın gibi şirketlerin bilgi vermeyi, danışmayı ve en sonunda dinlemeyi reddetmesi düş kırıklığı yaratmaktadır. Söyleyecekleri siyasi şeyleri dile getiremeyen campesino’lar sokaklara dökülerek, gösteri yaparak yolları kapatıyorlar. Onların bu eylemi, ülkenin kargaşalı geçmişinde pek çok kere olduğu gibi 11 Ocak’ta da ağır bir baskıyla karşılaştı.

Chacon, ihtiyatla, “Bir diyalogla oluşan demokratik konumların Guatemala’da bulunmaması bizi kaygılandırıyor” demektedir. “Şu anda her bir gösteri şiddetle bastırılmaktadır. Ülkenin içlerinde toprağa ulaşım için uğraşan halkın toprak işgalleri kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Şehirlerde inanılmaz bir şiddet yaşanmaktadır. Daha geçen sene 500’den fazla kadına karşı işlenen cinayetler bildiriliyordu. Maden konusu bütün bu değişik etkenlerden gelen şiddet bağlamında ortaya çıkmaktadır. İşte bizi korkutan bunun daha yeni geride bıraktığımız dönem gibi bir şiddet dönemini yeniden yaratacağıdır.”

Yazar hakkında

Benjamin Witte Vermont’da yaşayan bağımsız bir yazardır. Santiago Times gazetesinin eski editörlerinden olup Tico Times için de gazeteci olarak çalışmıştır.

NACLA Report on the Americas. 2005 Temmuz-Ağustos.

(http://www.nacla.org/art_display.php?art=2574# adresinden sendika.org tarafından çevrilmiştir)

Fotogaleri

EZLN Kamplarında 75 Gün

Telesur

Telesur Canlı Yayın

Prensa Latina

Latin Amerika Haber Ajansı

Bolivarsomostodos

Bolivarsomostodos
Türkçe

Bağlantılar

Desde El Sur

Ansiklopedik

Ansiklopedik Bilgiler
Wikipedia

Biliyor musunuz?
Küba Anayasa’sına, 2002 yılında eklenen bir maddeyle “Devrimin sosyalist karakterinden geri dönülmeyeceği” ilkesi, Türkiye Anayasasındaki 4. Madde gibi değiştirilemez hüküm olarak sabitlenmiştir!
 
  Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla izin almadan kullanılabilir. copyLEFT by Sendika.Org