[Anasayfa] [Hakkımızda] [Dosya] [İletişim] [Sendika.Org]
 
Ülke Arşivi:
· Arjantin
· Bolivya
· Brezilya
· Dominik Cumhuriyeti
· Ekvador
· El Salvador
· Guatemala
· Guyana
· Haiti
· Honduras
· Kolombiya
· Kostarika
· Küba
· Latin Amerika Genel
· Meksika
· Nikaragua
· Panama
· Paraguay
· Peru
· Porto Rico
· Surinam
· Uruguay
· Venezüella
· Şili


Tema Arşivi:
· Anti-ALCA & Anti-Kapitalizm hızlı okuma 7 günde ingilizce Dizi izle,full dizi izle,
· Ekoloji & Tarım escort escort bayan istanbul escortbets10seo linux hack
· Emperyalizm, Direniş & Kıtasal Bütünleşme
· Gençlik hareketleri
· Kadın & Cinsel Özgürlük Hareketleri
· Kamulaştırma
· Seçimler & Partiler
· Toplumsal Eğitim & Toplumsal Sağlık
· Yerli Halklar & Otonomi
· İnsan Hakları
· İsyan, Devrim & Sosyalizm


Yazar Arşivi:
· Alan Woods
· Christian Parenti
· Cüneyt Göksu
· Eduardo Galeano
· Federico Fuentes
· Fidel Castro Ruz
· Güneş Çelikkol
· James Petras
· Metin Yeğin
· Tom Lewis



James Petras’la emperyalizm, küreselleşme ve Latin Amerika üzerine söyleşi – Hakan Tanıttıran
4 - 20 Temmuz 2008

Türkiye'de olduğunuz bu günlerde Ortadoğu emperyalist açık işgal nedeniyle yeni politik durumlara gebe. Irak'ın durumu hem Türkiye hem de diğer bölge devletleri açısından önemli sonuçlar yaratacak gibi gözüküyor. ABD Irak'ta ve genel olarak tüm dünyada nasıl bir strateji izliyor?

Emperyalist yayılma, hemen hemen her yerde, başlangıçta zor yoluyla gerçekleşir. Emperyal zorunluluk, işbirlikçi egemen sınıfın sınıf karşıtlarını yok etmek için ulusal bir direnişi zapt etmektir. Zor daha sonra, politik eliti oluşturan egemen sınıftan yönetici aileleri, politik işbirlikçileri, mali grupları vs. savunmak ve dayatmak için kullanılır. Zor, imparatorluğa ekonomik olarak bağlı grupların savunucuları olacak olan askeri ve paramiliter oluşumları, polis ve yargı memurlarını savunmak için kullanılır.

Emperyalist gücün kitlesel bilinçli muhalefetle yüz yüze gelmesi halinde ya da normal politik-ekonomik yapıyı "parçalayan" büyük bir sandıksal yenilgiden mustarip olduğu yerde, emperyalizm sandıksal çerçeve aracını işletemez.

Emperyalist stratejistler sandıksal-olmayan, vahşi ve yasadışı birkaç tutuma bel bağlarlar. Birincisi ve en önemlisi muhalefeti ya da potansiyel muhalefeti ihtilaf halindeki hiziplere bölmektir; klasik emperyalist böl ve yönet taktikleri. Irak'ta, Washington ve İsrail, Irak'ı 3 mini-devlete bölme sürecine derinden bağlanmıştır: kuzey Kürtlere, orta bölge Sünnilere ve güney de Şiilere. İsrail ve ABD Kürtleri aşırı ölçüde silahlandırdılar, fiili bir Kürt rejimi kurdular, Kürt olmayanları bölgeden zorla tasfiye ettiler ve gerçek bağımsızlık vaadiyle Irak'taki en büyük ve en iyi silahlandırılmış milis gücünü örgütlediler. Orta Irak'ta ABD ordusu tarafından desteklenen, eski-Saddamcı gizli polisten müteşekkil Allawi rejimini kurdular. Washington, güneyde de, petrol istasyonlarını ve petrol kuyularını ABD'li yatırımcılar çıkarına idare etmeleri için eski sürgünlerle kaynaştırabileceği uysal Şii din adamları aramaktadır.

Bölünmeyi kışkırtmadaki temel silah gizli servisler tarafından örgütlenen politik provokasyonlardır: Kürtlerin kafasını kesip bunun Iraklı Araplar tarafından gerçekleştirildiğini iddia etmek; Sünni din adamlarını öldürüp cesetlerini Şii mahallelerine atmak; Şii camilerine bombalar yerleştirmek. Birleşik bir Arap ulusal kurtuluş hareketine gücü yetmeyen ABD ve İsrail'in stratejisi birbirleriyle savaşan zayıf mini-devletler yaratmak ve kendilerini emperyal işbirlikçileri olmaya teslim eden bu mini-devletlerin her birini zayıflatmak.

ABD, Venezüella vakasında; bir askeri darbe, bir patronlar lokavtı, bir referandum ve çok sayıda Kolombiyalı paramiliter teröristin ülkeye sızdırılması yoluyla, Chavez hükümetini "içerden" devirme girişimlerinin dördünde de başarısız oldu. Bundan sonraki adım Kolombiya'yla bir sınır savaşının provoke edilmesidir. Pentagon, Venezüella askerlerine pusu kuran Kolombiyalı paramiliter güçlerin sınır ihlallerini kışkırtmaktadır. Kolombiya hükümetinin Venezüella'nın denizdeki petrol sahaları üzerindeki iddialarını cesaretlendirmektedir. Emperyal politika, geçmişte olduğu gibi, emperyal hâkimiyete karşı çıkan mevcut ulusları tahrip ederken sınırları yeniden düzenlemeyi; klanları, etnik grupları ve kabilesel varlıkları "uluslar" olarak yeniden tanımlamayı içermektedir.

Ulus-devletlerin parçalanıp imparatorluğun bağımlı mini-devletlerinin oluşturulmasında, hegemonya değil, emperyal şiddet merkezi rol oynar. Bu mini-unsurların yol açtığı şey, imparatorluğun ileri karakollarının, petrol ve gaz taşımak için yeni güvenli boru hattı ve iletim rotalarının ve zengin kaynaklara sahip anklavlar (yabancı ülkelerle kuşatılmış bölge) üzerinde kontrolün yayılmasıdır. Ana bağlantı; bu emperyal yayılmanın ileri kalkanları, ayrılıkçı savaşçılar, din adamları, politikacılar ve entelektüeller ve zenginlik, tanınma ve yerel etki yönündeki rotaları emperyal stratejilerdeki menfaatlerine dayanan genellikle sınıf atlama çabasındaki küçük burjuvazidir. Bütün bir emperyal uzmanlar, yeni-muhafazakâr ideologlar ve liberal insancıl emperyalistler ordusu emperyal-destekli ayrılıkçılara yönelik ideolojik kılıfı sağlarlar. Amaçları, emperyalizme karşı çıkan ve uluslarının bütünlüğünü savunan rejimleri kötülemektir. Emperyal taktik, sivil ayrılıkçılara diplomatik ve politik yardım ve onların silahlı karşılıklarına askeri destek sağlarken, ulus devletleri emperyalist-yanlısı ayrılıkçılarla "müzakerelere" girmeye zorlamaktır.

Emperyal böl, parçala ve fethet stratejileri, kimi ilerici sol kesimlerden ve özgürlükçülerden güçlü moral ve politik destek almaktadır. Söz konusu ilerici sol kesimler, müzakereler, "kendi kaderini tayin" ve imparatorluğun çocuklarının "meşru" iddialarının tanınması için çağrı yaparak ayrılıkçıları destekleyen koroya katılmaktadır.

Teorik nokta, imparatorluk-inşası taktiklerinin, anti-emperyalist ulus-devletlerin ulusal birliğini zayıflatan ve dağıtan vekil ayrılıkçılar ve dini liderler eliyle gerçekleşen dolaylı işgal ile, doğrudan stratejik bölgelerin politik kontrolü ve petrol için sömürgesel işgal savaşlarıyla kaynaşmasıdır.

Siz buna daha önceki kitaplarınızda "imparatorluk inşası" adını veriyorsunuz. Peki imparatorluk inşasının amacı nedir?

Evet. Bu bir imparatorluk inşasıdır ve imparatorluk inşasının amacı, sadece dünya enerji kaynakları üzerindeki kontrol tekelini elde etmek değil, iletim ve iletişim hatlarını elde etmek için dünya çapında bir askeri üsler ve politik bağımlılar ağı inşa etmektir. İmparatorluk inşası hakiki ya da potansiyel anti-emperyalist ulus-devletlerin parçalanmasını ve ‘ayrılıkçı' unsurların imparatorluğa eklemlenmesini içerir.

Bir imparatorluk inşası teorisi, sadece emperyal devleti ve çokuluslu şirketleri ve bankaları, yani imparatorluğun merkezinde hareket eden kuvvetleri değil, imparatorluğun "dibinde" iş gören ayrılıkçı teröristleri, gangsterleri, dindar demokratları ve kötü din adamlarını da dikkate almalıdır. "Orta"da, önemsiz forumlarda savaşlar ve kendi kaderini tayin sorunlarını tartışan uluslararası görevliler, politikacılar, küreselci ve anti-küreselci ideologlar var. ‘Sosyal forumlar' "önemsiz"dir, çünkü Washington'un ya da Avrupa'nın imparatorluklarını genişletip genişletmeyecekleri sorusunun çözümü Afganistan'ın, Irak'ın ve Kolombiya'nın muharebe alanlarında, Venezüella'nın ve Filistin'in gecekondu bölgelerinde, Kafkasların köy ve kasabalarında bulundu. Ortadoğu'da Kürtler, İsrailliler, Haşimi hükümdarları ve zengin mülteciler yoksullaştırılmış, düşüş halindeki Arap işçilerine, çiftçilerine, esnafına ve köklerinden koparılmış geleceksiz gençliğe karşı imparatorluğun ardında saf tuttular.

İç savaşlar değil, bir emperyal savaşlar zamanında yaşıyoruz. Bütün toplumlar talan edildi ve bütün ulusal kaynaklar gasp edildi ya da "özelleştirildi". Emperyal liderler, emperyal-kaynaklı umutsuzluk ve mutlak sefalet ortasında, yoksullaştırılmış kitleler arasından askerler ve polis devşirmektedir. Bu "ulusal" devşirmeler kendi ülkelerinde yalnızca emperyal paralı askerler, yabancı lejyonerlerdir. Sivil bir düzen için savaşmamaktadırlar; onlar emperyal bir düzeni savunmaktadır. ‘Egemen' bir sınıfa bağlı değildirler; gayri-meşru sömürgesel bir kukla rejimi savunan emperyal devlet tarafından yönetilmekte ve finanse edilmektedirler. "İç savaş" fikri, dikkatleri Washington tarafından kışkırtılan etnik-dini ayrılıklara yöneltmeye yarayan emperyal bir ideolojik icattır.

Irak'ın, Afganistan'ın, Sudan'ın, Çeçenya'nın ve Kafkasların parçalanması, yeni unsurları ABD-hâkimiyetindeki bir Büyük Ortadoğu- Güney/Orta Asya İmparatorluğu'nda yeniden bütünleştirme stratejik hedefini garantilemek için tasarlanmış geçiş dönemi taktikleridir.

ABD, Birinci Körfez Savaşı'nda Irak'ı savaş ve ayrılıkçılıkla parçalamayı, kuzeyde ve güneyde denediyse de, başaramadı. İkinci Körfez Savaşı'nda, Bağdat'ta bir kukla rejime, Kuzey'de bir Kürt savaş-ağası rejimine ve Güney'de bir dini Şii rejimine dayanan "federe" bir sömürge oluşturmaya çalışmaktadır. Bu strateji yalnızca Kuzey'de başarıya ulaştı. Kürtler; Suriye, İran, Türkiye ve Rusya'daki Kürt ayrılıkçılarla birlikte, Ortadoğu'daki emperyal yayılmacı politikada görünür bir şekilde yer aldılar. Hem Washington hem de İsrail, hasımlarına ve komşu ülkelerdeki potansiyel karşıtlara karşı Kürtleri kullanmak için Büyük Kürdistan fikrini özendirmektedirler. İrredentist (kendi memleketinin kaybettiği toprakların geri alınmasını savunan) Büyük Kürdistan ‘vizyonu' ABD yetkisine tabi bir krallığa dönüşecektir.

Emperyalizmin bu çatışmalı dönemi küreselleşme adı altındaki "yeni dönem" ile başladı. Birçok kişi (aralarında solcu entelektüeller de var) tarafından hararetle savunulan bu dönemin aslında bir yeni emperyalist yayılmacılık dönemi olduğu anlaşıldı. Bu emperyal yeni dönem nasıl işledi?

Sermayenin dünyanın her bölgesine doğru büyük ölçekli, uzun vadeli hareketi pek çok yazarın, kapitalist ya da emperyalist gelişmede yeni bir tarihsel safhayı tanımladığı söylenen bir fenomen olarak "küreselleşme"den bahsetmesine yol açtı. Hatta birkaç yazar da ‘karşılıklı bağımlı', post-emperyal bir dünyadan bahsetmektedir. Ama ulusların, sınıfların, ırkların ve cinsiyetlerin toplumsal ekonomik eşitsizliklerinin büyüklüğü ve derinleşmesi ve devasa askeri güç yoğunlaşması (ve bunun fetih savaşlarında kullanılması) artan sayıda yazarın emperyalizm teorisine dönmesine yol açtı. Bu, devletler ve sınıflar arası ilişkilerin doğasının açıklanmasında teorik ve ampirik bir ilerlemedir.

Emperyalizmin bugünkü dönemin lokomotifi -ve tersten, anti-emperyalist hareketlerin de başlıca meydan okuma- olduğu kabul edilirken, emperyalizmin önemi ve temel etkisi üzerine çok az netlik vardır.

Eski ABD emperyalizminde olsun, dirilen Avrupa ve Japon emperyalizmlerinde olsun ya da yeni yükselmekte olan Çin emperyalizminde olsun, emperyalizmle ilgili en önemli gerçek dünyanın yeniden bölüşümüdür. Büyük ve küçük, eski ve yeni emperyalizmler arasında; bölgelerin, rejimlerin, enerji kaynaklarının ve stratejik kaynakların kontrolünü (tek taraflı ve çok taraflı) savaşlar, "bölgesel ya da ikili serbest ticaret anlaşmaları", askeri ittifaklar ve ekonomik birlikler yoluyla ele geçirmek için yürütülen büyük bir mücadelenin ortasındayız.

Birkaç emperyal güç, her yerde, eski komünist ve milliyetçi ülkeleri imparatorluklarına dâhil etmeye girişti. Doğu Avrupa ülkeleri, ABD tarafından NATO ve savaş dönemi koalisyonlarıyla imparatorluklarının paralı askerleri olarak vesayet altına alınırken, Avrupa Birliği ekonomik imparatorluğuna dâhil edildiler. Latin Amerika'da, Avrupalı yatırımlar ve özelleştirilmiş işletmelere yönelik satın almalar ekonomilerin sektörlerini paylaşmaya girişirken, ABD liberalleşmiş ekonomileri ve rejimleri ticaret ve yatırım anlaşmalarıyla imparatorluğuna katmaya çalışıyor. ABD kendi sömürgeci planını ALCA yoluyla ilerletirken, Avrupa yeni bir ticaret/yatırım paktıyla Mercosur pazarının sektörlerini ele geçirmenin yollarını arıyor.

Avrupa ve ABD, Kafkaslarda kaynakların kontrolünü ele geçirmek için yarışıyor: ABD bağımlı rejimler ve askeri üsler yoluyla ve Avrupalılar da enerji kaynaklarına yönelik şirket satın almaları ve yolsuz yöneticilere verilen rüşvetler yoluyla.

Ortadoğu'da, ABD sömürge rejimleri kurmak için doğrudan askeri-sömürgeci fetihlere girişirken, Avrupa komprador ve rantiye rejimleri ile yatırım/ticaret anklavları oluşturmaya dönük hedefler güdüyor. Ortadoğu'daki ABD ve Avrupa taktikleri arasındaki farklılık, büyük ölçüde ABD'nin Ortadoğu politikası üzerindeki İsrail nüfuzu, özellikle de Pentagon'daki Siyonist ajanları sayesinde açığa çıkmaktadır.

Afrika'da, Büyük Güçler petrol ve maden zengini devletleri paylaşmak, Sudan'da, Nijerya'da, Ekvador Ginesi'nde ve başka yerlerde bölgesel savaşları kışkırtmak için yarış halindedir. Dini, kabilesel ve etnik aidiyetler, her emperyal merkez tarafından merkezi hükümetleri zayıflatmak ve büyük şirket çıkarlarının bağımlıları tarafından yönetilen mini-devletler yaratmak için araçsallaştırılmaktadır.

Avrupalı büyük güçlerin, 1870'ler ve 80'lerde kendi sömürgesel topraklarını ele geçirdikleri Afrika'nın Büyük Yeniden-bölüşümüne benzer bir dönemdeyiz. Bugün, çok daha büyük bir ölçekte, Pan Arap hareketi, Sovyetler Birliği ve Yugoslavya'nın zorla parçalanmasıyla hızlandırılmış benzer bir sürece şahit oluyoruz. Rusya emperyal-destekli "ayrılıkçı hareketler" tarafından bölünüyor.

ABD'nin Ortadoğu'daki saldırgan askeri hareketleri, Siyonist alt-emperyalist birlikte gelişme vizyonu tarafından kışkırtılıyor. Amaç stratejik petrol ülkelerini tekelleştirmektir. Bu, dışarıda tutulan Avrupalı emperyal güçlerin muhalefetine yol açmıştır. Ulusları ve bölgeleri paylaşmak ve ayrı ayrı imparatorluklarına yeni katılmış bağımlıları bütünleştirme ihtiyacı, genişletilmiş bir askeri mevcudiyet ve az çok çabuk mevzilenen askeri güçler gerektirir. Emperyal ülkenin ‘yurttaşlarını' razı etmek ve gürültücü fakat önemsiz muhalif sosyal demokratları ve liberalleri susturmak için, akabinde bir kukla rejim ‘seçimi' ayarlamak zorunludur. ABD ve Avrupa sandıksal sistemler olduğu ölçüde, emperyalist rejime oy veren yurttaşlar da emperyalist soykırımdan sorumludur.

‘Dünyanın paylaşılması', bugünkü dönemde imparatorluk yayılmasının baskın karakteristiğidir. Bu, emperyal güçler arasındaki anlaşmalar (çok-taraflı müzakereler, Güvenlik Konseyi anlaşmaları ve ‘koalisyonlar') yoluyla ve seçmenlerinin büyük bir çoğunluğunun aktif ve pasif rızasıyla uygulanır. Ne var ki emperyal anlaşmalar; bölgesel etki alanları, sömürgeci yeniden inşa sözleşmeleri, petrol işletme ruhsatları ve özelleştirilmiş devlet kaynaklarına yönelik devralmalar üzerindeki rekabeti engellemez.

Dünyanın tek-taraflı güç tarafından paylaşımı emperyal gücün potansiyel avantajlarını maksimize eder (bağımlı ilişkilerini ve kaynaklarını tekelleştirir) ama politik izolasyon, uzun süreli ve maliyetli sömürge savaşları risklerini artırır. Bu, dünyanın diğer bölgelerinde hareket edebilmeye yönelik emperyal kapasiteyi zayıflatabilir. Bu, bugün Irak'ta ABD'nin sömürgeci liderliği ele geçirme girişimiyle en iyi biçimde örneklenmektedir.

Tek taraflı sömürgeci işgal zamanlarında, her bir emperyal ülke, rakiplerini, onların hareketlerini "emperyalist", "gayri meşru" ve "uluslararası hukuka" karşı olarak tanımlayarak zayıflatmaya gayret etmektedir. ABD'nin Irak'taki sömürge savaşına karşı, Avrupa tarafından benimsenen yüksek ahlaki tavır bu yüzdendir. Ne var ki, her iki büyük emperyal merkezin de nüfuz paylaşmak için kolektif biçimde karar verdiği Haiti, Afganistan ve Sudan vakalarında, sömürgeci savaşlar lehine yüksek ahlaki ilkelerden bahseden ortak ağırbaşlı deklarasyonlar yayınlarlar.

Gelişmeler emperyalizm ve küreselleşme bağlamından koparılarak bir "ilerleme" dönemi olarak sunuluyor. Gerçekte tüm dünya genellemesi yaparak konuşursak durum ne?

Bu dönemin önemli argümanları "uygarlaştırıcı", "çağcıl", "küresel" değişimlerdir. Geçtiğimiz yüzyılın dünya-tarihsel projeksiyonlarla ilgili son moda ve eksik bilgili abartılar ateşli içi boş lafazanlıklara dayanırlar. Bu tarz bir retoriği dile getirenleri ben "ideolojik şarlatanlar" olarak adlandırıyorum. Son moda retoriklerinin önemli bir bölümü sezgiseldir ve analitik bir çerçeveye dayanmazlar. Bunun nedeni, okuyucularına ve dinleyicilerine, ideolojik şarlatanların talimatlarını izlemeleri halinde anlamaya ve katılmaya muktedir olacakları her şeyi içine alan, devasa bir sürecin tanıkları ya da katılımcıları oldukları duygusunu verebilme amacıdır.
Tüm dünya diye sorduğun için baştan belirteyim, dünya çapındaki uzun-vadeli, büyük-ölçekli değişimler, yerel, bölgesel ve ulusal düzeydeki sınıfsal ilişkiler seviyesinde birikmiş ve heterodoks büyük değişim süreçleri olmaksızın nadiren vuku bulurlar. Yeni fikirlerin, örgütlenmelerin, mücadelelerin ve politikaların ulusal sınırlar boyunca yayılması, basitçe bir ‘iletişim' ya da ‘teknolojik devrim' sürecinden ibaret değil, temel görüş ve çıkarlar konusunda "öncü aktörler"le zaten ortak olan, yükselen politik örgütlerin eseridir. Küreselleşme ya da emperyalist yayılma, sadece bir ideolojinin "yayılması" ve zor ya da ikna yoluyla dayatılması değildir. Bir önkoşul vardır; emperyalizm yanlısı politikaları uygulayacak ve bu ideolojiye eklemlenecek ortak bir politik ve ekonomik çıkar ve kapasiteye sahip önemli egemen sınıf katmanlarının ve politik ve bürokratik elitlerin varlığı.

Emperyalizmin hâkimiyeti için işbirlikçi bir yerel elit mi gerekiyor?

Elbette. Ulusal bir ‘bağlantı' olmaksızın emperyal güçler ne yayılabilir ne de dünyayı küreselleştirebilir. Küreselleşemez ve yayılamaz durumdaki emperyal güçler, ulusal sınıf mücadelesindeki dengeyi değiştirmek için saldırılar, darbeler ve sömürgeleştirmeler yoluyla askeri biçimlerde doğrudan müdahale etmelidir. ‘Küresel' ya da emperyal iktidar ve onun ulusal ekonomiler, doğal ve mali kaynaklar, pazarlar ve hazineler üzerindeki kontrolü arasındaki bağlantı, iktidarın ulusal politik-ekonomik dokusunun hakimiyeti sayesindedir. Şu anda hatalı biçimde "küreselleşme" diye adlandırılan emperyal zincirdeki temel ‘bağlantı' aslında sınıf mücadelesinin akıbetine dayanmaktadır. Sınıf mücadelesinde başarılı bir sonuç olmaksızın emperyal projeye bağlanmaya muktedir olan hiçbir politik elit ya da egemen sınıf yoktur.

Egemen sınıf ve onun devlet aygıtı üzerinde kurulan emperyal ‘hegemonya' sadece ideolojik ikna değil paylaşılan ekonomik çıkarlar ve ortak düşmanlar sayesindedir. Ekonomik karşılıklar ve devlet kasasına ve finansman kredilerine imtiyazlı erişim olmadığında, emperyal ideolojinin egemen sınıf davranışı üzerinde ne derece etkili olacağı şüphelidir. Emperyal müdahale ve servetin emperyal işbirlikçilerinin ellerinde yoğunlaşması ile teşvik edilen tarihsel şiddet ve sömürü veri alındığında, emperyal ideoloji halk kitleleri üzerinde hegemonya kurmaz. Emperyal politikaların – özelleştirmeler, yapısal uyum programları, "serbest pazarlar" – başlangıcı, her defasında, halkın büyük çoğunlukları tarafından reddedilir. Emperyal iktidarın kurulması, "hegemonya"dan çok, emperyal-bağlantılı yerel politik-ekonomik elitlerce yürütülen manipülasyona ve ‘politik-örgütsel' kontrole ve ‘zor'a dayanır. Eğer emperyalist güçler, –bizim zamanımızda- ABD ve Avrupa Birliği, Latin Amerika'daki kitleler üzerinde kelimenin tam anlamıyla doğrudan hegemonya kurmaya muktedir değilse, kendileriyle ortak çıkar, mülkiyet ve zenginlikleri olan işbirlikçi elitlere bel bağlarlar. Artan kutuplaşma ve derinleşen politik ve ekonomik krizler söz konusu olduğunda egemen sınıfların kitleler üzerindeki tesiri çok küçülür.

Bu işbirlikçi elitler ulusal düzeylerdeki kapitalist sınıflar mıdır?

Evet ama asıl olarak bu bağlamda iktidar etmek için devreye giren can alıcı politik-toplumsal sınıf; sandıksal parti aygıtıyla, devlet bürokrasisi ve hükümet kurumlarındaki rolüyle, sendika bürokrasisi, STÖ'ler ve "toplumsal hareketler"le olan yakın bağlarıyla küçük burjuvazidir. Bu sınıf, "neo-liberalizm" ve "küreselleşmeye" saldıran bir ‘popülist retoriği' sandıksal siyasete, ve geleneksel ve yasal düzene mutlak bir boyun eğişle birleştirerek, uzun ya da kısa zaman aralıkları için kitlelerin önemli kesimleri üzerinde hegemonya kurarlar. İşçilerin ve köylülerin siyasi iktidar mücadeleleri, toplumsal bir dönüşüme doğru ilerlemenin önündeki en büyük engelle, küçük burjuvazinin örgütlü sandıksal partilerinde karşı karşıya gelirler. Küçük burjuva seçim sınıfı ve ona bağlı örgütler, "politik ittifaklar", atamalar, kliental ilişkiler ve türlü ideolojik sapmalar sayesinde, demagojik vaatler ve aldatıcı "demokratik" kelime oyunlarıyla kitlesel doğrudan eylemi sandıksal siyasete tabi kılarlar.

Küçük burjuva politik sınıf aynı zamanda, hâkim sınıfla kendisinin egemen sınıfın hem ‘ulusal' hem de emperyal çıkarlarına tabiliğini kabul ettiği anlaşmalara da meyillidir. Küçük burjuva politikacılar, ‘politik meşruiyet', politik konumları (kasti istikrarsızlık, darbe tehdidi vs. olmaksızın) elde tutma fırsatı, (kişisel, ailevi ilişkilerini zenginleştirmek için) devlet hazinesine erişim ve sınıf atlayıp üst-orta sınıf ya da egemen sınıflara dâhil olma olanağını elde etmek için egemen sınıflarla anlaşırlar. Egemen sınıf da karşılığında, sınıf ve mülkiyet ilişkilerinin, tıkır tıkır borç ödemelerinin ve kendi çıkarına bir dizi ekonomik politikanın korunmasını güvence altına alır.

Küçük burjuva yükselişin tipik olaylar dizisi, kitle mücadelesine (iş hukukçuları, danışmanlar vs. olarak) katılımla ve kitleyi cezbetme ve örgütlenme yoluyla politik sermaye elde ederek başlar. Bu politik ‘sermaye', ("mücadelenin pek çok formunu birleştirmek" olarak akılcılaştırılan) sandıksal makam için çalışmaya yatırılır. Mütevazı köklerin ‘halkçı lideri' makama seçilir seçilmez, politik olarak tanınma ve uyum için oy popülaritesini pazarlayarak egemen sınıfla bir dizi ilişki kurar. Bu durum, sınıf atlama çabasındaki küçük burjuvazi tarafından ‘gerçekçilik', ‘pragmatizm', ‘olanakçılık' retoriğiyle ve daha yüksek makam (başkanlık) elde etmek için "sandıksal tabanı genişletme ihtiyacı" ile akılcılaştırılır. Sınıf atlama çabasındaki küçük burjuvazi, emperyal çıkarlara "garantiler", acil borç ödemeleri için sözler, özelleştirmeler ve serbest pazarlara teşvik ve neo-liberal kadroların atanmalarını sağlayarak emperyal büyükelçiliklere ve başkentlere ihtiyatlı ziyaretlerde bulunurlar. Bu taahhütler emperyal onaya karşılık olarak verilir.

Küçük burjuvazi, iktidara seçilir seçilmez, egemen sınıf çevresine iliştirilmiş hale gelir. Yeni seçilmiş Başkan bir mali disiplin, ihracat artışı, ücret sınırlaması ve sosyal yardım mevzuatı, iş yasası ve sosyal yasalarda ‘reformlar' ilan ederken, atanmış egemen sınıf bakanları emperyal çıkarları düzenler ve ilerletirler. "Halkın adayı" yabancı ve yerel alacaklılara acil ve tam ödemeler, agromineral (tarımcılıkta kullanılan önemli mineraller için kullanılan terim; -ç.n) ve imalat ihracatçısı elitlere sübvansiyon garantileri verir ve ücretleri düşürür, işsizliği artırır ve işçi sınıfı için sosyal refah programlarını tasfiye eder. Küçük burjuva sandıksal örgütler, kolektif eyleme engel olmak ve emeği "disipline etmek" için emek bürokratlarını yanına alır. Hayal kırıklığına uğramış sınıf-bilinçli işçilerin kaybını ikame etmeye yönelik olarak kliental bir sandıksal taban oluşturmak için devlet aygıtından "yoksullukla mücadele örgütleri" yaratırlar.

Onlar neo-liberalizme karşı "sosyal devlet"i savunurlar? Bunun bir farkı yok mu?

Bu savunu büyük aldatmacanın bir parçasıdır. Küçük burjuva sandıksal makinenin "sol-kanadı" rejimin "iki planı" olduğunu iddia ederek, eleştirel kitlesel toplumsal hareketleri nötralize eder: Hükümet orijinal politikasının "başarısızlığı"nın farkına vardığında ‘A Planı'ndan (neo-liberalizm) ‘B Planı'na (sosyal refah) geçecektir. Bu, "sol" seçimciler tarafından, yeniden seçilmek için parti üyeliklerini ellerinde tutarken ikincil makamlarda devam eden pozisyonlarını haklı göstermek için yaptıkları bir hile ve kasıtlı aldatmacadır. "Sol" seçimciler, toplumsal hareketlerin"eleştirel" liderlerine emperyalist yanlısı egemen sınıf "Halkın Başkanı" karşısında güçlü bir politik alternatif oluşturmaktan geri durmaları için baskı yaparak, sürekli diyalog halindedirler.

Egemen sınıf politikaları ve ekonomisiyle politik olarak bütünleşmiş küçük burjuva liderlik, küçük burjuvadan burjuvaya doğru sınıfsal konum değişimini başlatarak politik konumları özel ekonomik servete dönüştürür. Küçük burjuva politikacıların üstünlüğünün son aşaması, üst sınıfın sosyal çevresi içine kabul edilmeleri, büyük plantasyonlara, bütün kutlamaların ve ‘ünlü insanların' bulunduğu partilere, pahalı ve ünlü yerlerde öğle yemeklerine, büyük politik ve diplomatik resepsiyonlara davet edilmeleridir. Küçük burjuvazi, her ne kadar poz vermek için ara sıra kıyafetlerini değiştirip, bir beyzbol şapkası takıp bir yoksul gecekonduyu ya da topraksız köyünü ziyaret etse de vuslata ermiştir. "Halkın Başkanı", ebedi yoksulluk içinde bir lider olarak, uluslararası forumlar ve BM'de "dünya yoksulluğu"na karşı mücadeleye olan ihtiyaca dair açıklamalar yapar ve zengin ulusları birlikte çalışmaya çağırır; ki bu kamuda alkışlarla, işin farkındaki yatırımcılar arasında ise alaycı kıkırdamalarla karşılanır.

Burada bir büyük işbirliği var o zaman! Emperyalist politikaların yürütülmesinde küçük burjuvazi önemli bir işlev yüklenen bir toplumsal sınıf öyle mi?

Tamamen. Emperyalizm, küçük burjuva seçimciler tarafından uygulansın diye stratejiler ve politikalar tasarlayan egemen sınıf elitlerini ve otoriter teknokratları tepede buluşturan bir politik bağlantılar zinciri aracılığıyla yönetir. Elit tabaka, sınıf atlama çabasındaki sandıksal küçük burjuva politik sınıfın, içerisinde kitleleri harekete geçirdiği ve hareketten alıkoyduğu ulusal kurumsal parametreleri belirler. Emperyalist sınıf egemen sınıf üzerinde hegemonya kurar; egemen sınıf küçük burjuvazi üzerinde hegemonya icra eder ve küçük burjuvazi büyük toplumsal hareketlerin liderlik kesimlerine tesir edilmesini sağlar. Teorik nokta, emperyalizmin dolaylı hegemonya yoluyla yönettiğidir. Onların çıkarları, bağımlı küçük burjuvazi tarafından aşağıdakilerin taleplerine uyum sağlamak için "uyarlanmış" ideolojiler yoluyla eklemlenir.

Örneğin, emperyal egemen sınıf işbirlikçi egemen sınıfa serbest pazarlardan, kolay krediden, borçlardan, serbest ticaret ve ortak girişimlerde karşılıklı faydalardan bahseder. Egemen sınıf küçük burjuvaziye ‘demokrasiden', ‘seçimlerden', ‘partilerden', ‘iktidar paylaşımından', ekonomik fırsatlardan, ‘komisyonlardan' ve sınıf atlamadan bahseder. Küçük burjuva seçimciler kitlelere ‘neo-liberalizme' ve ‘küreselleşmeye' karşı ‘alternatifler'e olan ihtiyaçtan ve ‘eski düzenin' yiyiciliğinden ve yolsuzluğundan bağırıp çağırırlar. Sol parlamenterler ağızlarında ‘yeni bir model', ‘elitleri baskı altına almak' ve ‘partiyi yeniden ele geçirmek' retoriği gevelerler. Seçimcilerle bağı olan toplumsal hareket liderleri kendi kitle tabanlarına "şartlar patlamalar için olgunlaşmış değil", "tabana dönmeye ihtiyacımız var" ve "sosyal ve sektörel reformlara odaklanmalıyız" diye anlatırlar. Küçük burjuvazi toplumsal hareket liderlerini siyasi iktidar için bağımsız sınıf mücadelesinden geri durmaya ikna eder.

Küçük burjuva seçimciler ve toplumsal hareketler arasındaki ilişki, politik konjonktüre fazlasıyla bağımlı, değişken bir ilişkidir. Seçimciler, sandıksal makam kapma yürüyüşünde, özellikle de derin toplumsal ve politik çatışma anlarında, bir halk ayaklanması tehdidi karşısında sandıksal sistemi sürdürmeye yönelik politik destek için ‘radikal' toplumsal hareket liderleri arar bulurlar. Seçimciler, halk hareketini kandırmak için halk demagojisini kullanırlar ve ilerici ve hatta milliyetçi sosyal-ekonomik reformlar uygulamak için bir takvim sözü bile verirler. Toplumsal hareketlerin liderlerine bir "toplumsal pakt" önerir ve müstakbel sandıksal fırsatlar için söz verirler.

Amaç açıktır: toplumsal hareket liderlerini, kitlelerin seferberliğini bitirmeleri, hareketi bölmeleri ve büyük-çaplı protestolara karşı çıkmaları için "itfaiyeci" gibi hizmet etmeye teşvik etmek. Kriz zamanları süresince gerçekleşen bu taktiksel "sola-dönüş" küçük burjuva seçimcilere devlet üzerindeki kontrollerini ve neo-liberal programı uygulamak için harekete geçmeden evvel ABD elçiliği ile ilişkilerini pekiştirmelerine olanak tanır. Seferberliğin bitirilmesi bir kez gerçekleşince ve hareket bölününce, küçük burjuva seçimciler eklemlenmeyen halk önderlerini baskı altına alma ve işbirlikçileri olan hareket liderlerinin toplumsal tabanına karşı hareket etme serbestisine sahip olurlar. Parlamenterler daha sonra, "toplumsal ortaklarını" kullanılmış kondomlar gibi bir kenara atarak neo-liberal saldırılarını başlatırlar.

Toplumsal hareketlerle ve neo-liberalizmle bağları olan görünüşte ‘ilerici' rejimlere yönelik çalışmalarımız, sandıksal rejimlerin, toplumsal tabanları ya da ideolojik yönelimleri ne olursa olsun, kaçınılmaz biçimde emperyal sisteme entegre olduğunu ve itaat ettiğini öne sürmektedir. Sonuç, toplumsal hareketlerin ve üyelerinin asgari hedeflerine bile ulaşmalarının engellenmesidir.

Kaynak: Refleks / Hakan Tanıttıran

Fotogaleri

EZLN Kamplarında 75 Gün

Telesur

Telesur Canlı Yayın

Prensa Latina

Latin Amerika Haber Ajansı

Bolivarsomostodos

Bolivarsomostodos
Türkçe

Bağlantılar

Desde El Sur

Ansiklopedik

Ansiklopedik Bilgiler
Wikipedia

Biliyor musunuz?
Honduras Anayasası'nın 3. Maddesi'nin, silahlı bir gücün iktidarı ele geçirmesi halinde halka İsyan hakkı tanıdığını biliyor muydunuz?
 
  Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla izin almadan kullanılabilir. copyLEFT by Sendika.Org