[Anasayfa] [Hakkımızda] [Dosya] [İletişim] [Sendika.Org]
 
Ülke Arşivi:
· Arjantin
· Bolivya
· Brezilya
· Dominik Cumhuriyeti
· Ekvador
· El Salvador
· Guatemala
· Guyana
· Haiti
· Honduras
· Kolombiya
· Kostarika
· Küba
· Latin Amerika Genel
· Meksika
· Nikaragua
· Panama
· Paraguay
· Peru
· Porto Rico
· Surinam
· Uruguay
· Venezüella
· Şili


Tema Arşivi:
· Anti-ALCA & Anti-Kapitalizm hızlı okuma 7 günde ingilizce Dizi izle,full dizi izle,
· Ekoloji & Tarım escort escort bayan istanbul escortbets10seo linux hack
· Emperyalizm, Direniş & Kıtasal Bütünleşme
· Gençlik hareketleri
· Kadın & Cinsel Özgürlük Hareketleri
· Kamulaştırma
· Seçimler & Partiler
· Toplumsal Eğitim & Toplumsal Sağlık
· Yerli Halklar & Otonomi
· İnsan Hakları
· İsyan, Devrim & Sosyalizm


Yazar Arşivi:
· Alan Woods
· Christian Parenti
· Cüneyt Göksu
· Eduardo Galeano
· Federico Fuentes
· Fidel Castro Ruz
· Güneş Çelikkol
· James Petras
· Metin Yeğin
· Tom Lewis



Bolivya’nın hayati dönemeci – Soner Torlak
- - 22 Eylül 2008

Geçtiğimiz hafta dünyanın en sıcak bölgelerinden biri hiç kuşkusuz, ABD destekli ayrılıkçı eyalet valilerinin başını çektiği muhalefetin 2006’da büyük ayaklanmaların ardından ülkenin ilk yerli devlet başkanı olan Evo Morales hükümetiyle iç savaşın eşiğine geldiği Bolivya’ydı. Bolivya’da sadece son hafta içinde çıkan çatışmalar ve muhalefetin baskınlarında 30 kişi katledildi, yüzlerce kişi yaralandı, 150’nin üzerinde kişi kayboldu, hükümet binaları tahrip edildi ve bazıları ele geçirildi, petrol ve doğalgaz dağıtımı imtiyazını elinde bulunduran ensesi kalın Bolivya oligarşisi üretimi durdurarak genel grev adı altında lokavt ilan etti, yollara barikatlar kuruldu, devlet başkanı Morales ABD destekli bir darbe planıyla karşı karşıya olduğunu açıklayarak ABD Büyükelçisini “istenmeyen adam” ilan etti, ABD aynı şekilde karşılık verdi, Venezüella devlet başkanı Hugo Chavez, Morales’e destek vererek kendi ülkesindeki büyükelçiye “cehennemin dibine git” dedi, hükümet ülkenin sınırlarındaki ormanlık bölgelerde ve katliamın gerçekleştiği muhalefetin kontrolündeki Pando eyaletinde olağanüstü hal ilan etti, Pando valisi tutuklandı ve son olarak da Morales ile valiler son kez masaya oturdu.

İnsanın bunları okurken bile başı dönse de, Bolivya’daki resme biraz daha uzaktan bakmak sürecin değerlendirebilmek adına daha sağlıklı olacak gibi görünüyor. Her şeyden önce Latin Amerika’da yaşanan sola kayma süreci dâhilinde bu dalgayla gelmiş iktidarlardan bazılarının oldukça cüretkâr olabildiği ve açık bir sosyalizm hedefini tarif ettikleri görülüyor.

Venezüella, Bolivya ve Ekvador’un ABD’ye ve bölgesel projelerine karşı açıkça cephe almış olması, Arjantin’in ikinci Kirchner döneminde açıkça ALBA yanlısı bir çizgiye girmesi, yaklaşan Paraguay seçimlerinde kısmen kurtuluş teolojisine bağlı “yoksulların papazı” lakaplı eski rahip Fernando Lugo’nun [2], arkasında toplumsal muhalefetin büyük kısmını alarak başkanlık seçimini kazanarak atmış yıldan fazladır ülkeyi yöneten sağcı Colorado Partisi’ni devirmesi, aynı şekilde El Salvador’da Farabundo Martini Ulusal Kurtuluş Cephesi (FMLN)’nin on yıllardır ülkeyi demir yumrukla yöneten tek parti ARENA’yı devirmeye bu kadar yaklaşması, Peru’da Ollanta Humala’nın ve toplumsal muhalefetin hükümete uyguladığı yoğun baskı, Nikaragua’da belirli bir uzlaşma çerçevesinde de olsa Sandinistlerin iktidarı almaları, Guatemala’da Alvaro Colom’un başkan seçilmesi sonrasında ilk iş olarak Venezüella bloğuyla yakınlaşması ve eski diktatörlük davalarının askeri arşivlere dayanarak yeniden açılacağını ilan etmesi, hiçbir zaman ABD eksenine çok açık biçimde girmese de emperyalizmle başı bir şekilde dertte olan Uruguay’da, biraz da Brezilya ve Arjantin hükümetleri desteğiyle geniş bir sol cephenin iktidarı alması, Kosta Rika’da ABD’yle imzalanan serbest ticaret antlaşmasının yürürlüğe konup konmamasına karar verilmesi amacıyla gidilen referandumda solun %51-%49 oranlarıyla kaybetmesi ancak büyük bir toplumsal yarılma yaratmayı başarması, Meksika’da çiftçilerin çok örgütlü ve ciddi bir NAFTA karşıtı direnişi sürdürmeleri, Küba’da beklenenin aksine gerçekleşen Fidel sonrası döneme yumuşak geçiş [1] gibi siyasi gelişmeler de ABD’nin en azından kısa vadede bölgeye ciddi bir silahlı yaptırım uygulama olanağını azaltıyor. 

Bu anlamda 2008’in başından bu yana, FARC-Chavez ilişkileri üzerine yürüyen gerginlik ve suçlamalar, Kolombiya ordusunun Ekvador sınırını ihlal etmesi ve ardından bölgede savaşın eşiğine gelinmesi, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın Brezilya ve Şili’ye gerçekleştirdiği ziyaret, Latin Amerika’nın kıdemli sağcılarının mart ayı sonunda Arjantin’de toplanması, yine Küba karşıtı faaliyetlerin ileri düzeyde arttırılması ve son olarak da şubat ayından bu yana Bolivya’daki gerginliğin giderek tırmandırılması, ABD’nin bölgede inisiyatifi yeniden ele alma girişimlerinden bazıları olarak sayılabilir. Dolayısıyla Bolivya’da yaşanan sürece bir de ABD’nin bölgeye müdahale etme kanallarından birini açık tutmaya çalışması olarak bakmak gerekiyor.

Bolivya’da Evo Morales’in iktidara gelmesiyle birlikte başlayan yeni anayasanın kurucu meclis ve halk katılımıyla oluşturulması süreci de son aşamaya geldi, anayasa metninin yazımı ve düzeltmeleri tamamlandı ve metin 7 Aralık tarihinde halkoyuna sunulacak. 7 Aralık’ta muhtemelen ezici bir çoğunlukla onaylanacak olan anayasa, birçok uzman tarafından gelmiş geçmiş en ileri anayasalardan bir kabul ediliyor. Yerlilerin ata topraklarına dönme ve özerklik haklarından, petrol ve doğalgaz zenginliklerinin adil dağıtımına, kullanılmayan topraklara el konularak halka dağıtılmasından temel sosyal güvenlik haklarına kadar her şey anayasada ayrıntılı olarak düzenliyor. Anayasa ayrıca eğitim, sağlık, barınma, güvenlik, enerji tüketimi, temel gıda maddeleri ve suyu, insanın ücretsiz ulaşması gereken temel haklar olarak düzenliyor.

Bu da, merkezi hükümetin, yeni anayasaya dayanarak ülkenin doğu eyaletlerindeki doğalgaz üretimi ve dağıtımını kamulaştıracağı ve dolayısıyla burada doğalgaz rantıyla yaşayan mafyatik burjuvaziyi ekonomik ve siyasi planda tasfiye edeceği anlaşılıyor. Bolivya’daki kavganın ve Santa Cruz, Beni, Pando, Tarija ve Cochabamba eyalet valilerinin “özerklik” istemelerinin ayaklarından birini de bu oluşturuyor.

Sonuçlar & Olasılıklar

Öncelikle ülkedeki son duruma bakalım: Bolivya’da muhalif valilerle anayasal çerçevede bir çözüm bulunması ve ayrılıkçı şiddete son verilmesi için son kez masaya oturan Bolivya devlet başkanı Evo Morales’e muhalefetin yanıtı bu sefer olumlu oldu. Morales’in orduyu devreye sokarak Pando eyaletinde olağanüstü hâl ilan ederek ve ABD’yle bütün diplomatik ilişkileri keserek dişini göstermeye başlaması muhalefetin Morales karşısındaki cüretini de yıkmış durumda. Morales’in Pando’da valiliğin resmi araçlarıyla gerçekleştiği ortaya çıkan Morales yanlısı yerlilere dönük katliamın ardından Pando’nun muhalif valisini derhal tutuklatması da diğer muhalif valilere geri adım attıran olaylardan bir diğeri. Bununla beraber, muhalefet ve Morales’in geçici uzlaşmayı sağlamasıyla yollardaki barikatlar ve bazı hükümet binalarındaki işgaller de imzalanan anlaşma gereği derhal kaldırıldı.

Öte yandan Morales’in iktidara gelmesinden bu yana uzlaşmaz bir tavır sergileyerek ABD destekli şiddet eylemlerini örgütleyen, oligarşi bağlantılı Santa Cruz valisi Ruben Costas’ın bile tutuklanan Pando valisinin adını bile anmadan “barışın geri gelmesi için bu anlaşmaya imza atmaya karar verdik” demesi de Morales’in masaya oldukça açık kartlarla oturduğunu gösteriyor. Ancak muhalefet liderleri, 7 Aralık’ta oylanacak ve muhtemelen de onaylanacak olan yeni Bolivya Anayasası’ndaki doğalgaz gelirlerinin tamamen kamunun denetimi altına girmesini de istemediklerini, düşük bir yüzdeyle de olsa eyalet yönetimlerinin faydalanmasını istiyorlar. Bu liderlerin daha önce bütün doğalgaz gelirini kendi hesaplarına istedikleri düşünüldüğünde Bolivya muhalefetinin oldukça keskin bir u dönüşü yapmak zorunda kalmış olduğu daha net anlaşılabilir.

Ayrıca Bolivya’da yaşanan krizle ilgili görüşmek amacıyla Şili’nin başkenti Santiago’da toplanan Güney Amerika Ulusları Birliği (UNASUR) çerçevesinde gerçekleşen “olağanüstü liderler zirvesi”nde, ABD destekli muhalefetin ülkeyi bölme planlarıyla istikrarsızlaştırmaya çalıştığı Evo Morales hükümetine tam destek çıkması da Morales’in manevra alanını genişleten önemli bir diplomatik başarı sayılabilir.

Sonuç olarak Bolivya bugün kendi hayati dönemecini dönmek üzeredir. Morales ve muhalefet arasında gerçekleşecek müzakerelerden bir sonuç çıkmaması ve muhaliflerin şiddeti körüklemeye devam etmesi halinde Morales hükümeti muhtemelen en son yapmak istediği şeyi yapacak ve orduyu devreye sokacaktır. Daha önce birçok kez anayasal hükümete bağlı olduğunu bildiren ordunun bu çerçevenin dışına çıkmaması, muhalif valilerin tam anlamıyla tasfiye edilmesi ve bellerinin bükülmesi sonucunu doğuracaktır. Ancak müzakerelerden bir sonuç çıkmaması ve ordunun da Morales hükümetiyle muhalefet arasında bölünmesi halinde ise ülke açıkça bir iç savaşın içine yuvarlanacaktır ki bu bölgesel bir savaşı dahi tetikleyebilecek nitelikte bir talihsizlik olur.

Bu anlamda Bolivya’da Morales hükümetinin yakın zaman önce Kosta Rika, Arjantin, Uruguay ve Venezüella’nın ardından, “Birleşik Devletler Amerikalar Ordu Okulu (SOA/WHINSEC)”na katılmaya son veren beşinci Latin Amerika ülkesi olması da dikkate değer bir değişim sayılabilir. Hele ki bu okulun, sol rejimlere ve toplumsal muhalefete karşı ordunun siyasal sisteme ABD çıkarları yönünde sıkça müdahale ettiği bir coğrafya olan Latin Amerika’da, eğitim verdiği ülke ordularının şu güne kadar yaptığı müdahalelerin, yüzbinlerce kişinin katledilmesine, yaralanmasına ve sürgün edilmesine yol açtığı ve bölgedeki ABD çıkarlarının korunmasında hayati bir öneme sahip olduğu düşünüldüğünde, Morales’in bu hamlesinin ordunun ABDci damarlarına sağlam bir darbe indirdiği ve bunun da içinde bulunduğumuz süreçte ordunun olası bir ABD yanlısı müdahalesini önlediği söylenebilir [2].

Ancak muhtemel sonuçlardan biri, geçtiğimiz ay içinde düzenlediği geri-çağırma referandumundan %67 gibi ezici bir üstünlükle meşruiyetini tazeleyerek çıkmış Morales hükümetinin, özellikle son girişimleri dikkate alındığında muhalefetin siyasal ve ekonomik damarları kademe kademe keserek ve ABD destekli valilerin etkisini kırarak inisiyatifi tamamen eline almasıdır. Yine bir tahmin olarak, 7 Aralık’taki anayasa referandumuna kadar muhalefeti müzakereler sırasında adım adım tecrit edecek olan Morales hükümeti, ülkedeki ABD nüfuzunu yeniden üreten bu ayrılıkçı odakları yeni anayasanın kabulünün ardından tasfiye etmeye girişecektir.

Soner Torlak

Dipnotlar

[1] Fidel Castro sonrası dönemin niteliği üzerine, içinde Gabriel Garcia Marquez, Fidel Castro, James Petras, Raul Zibechi gibi birçok aydının yer aldığı kapsamlı bir tartışma için Bkz. “Küba’yı Savunmak ya da Bir Sokağın Köşesinde Dikilmek”, Kalkedon Yayıncılık/Latinbilgi Dizisi, Kasım 2007. 

[2] 1946’da Panama’da kurulan “Birleşik Devletler Amerikalar Ordu Okulu (SOA/WHINSEC)”, 1986’da Georgia’daki Fort Benning’e taşındı. 1996’da Pentagon tarafından hazırlanan ve insanlık dışı muameleler içeren eğitim yönetmeliğinin basına sızmasıyla okul bir kez daha dikkatleri üzerine çekti.  Okulun Bolivya tarihinde de özel bir yeri bulunuyor: 1971-1978 yılları arasında ülkede canavarca bir askeri faşist diktatörlük rejimi sürdüren Hugo Banzer Suarez 1956 yılında bu okula öğrenci olarak girmiş ve eğitimini burada almıştı. Suarez iktidardan düştükten on yıl sonra, 1988 yılında da bu okulda resmi eğitmen olarak görev aldı. Öte yandan 2003 yılının eylül-ekim aylarında Bolivya’da “gaz savaşları” olarak bilinen iç karışıklık döneminde 67 sivilin katledilmesinden sorumlu olan ve 2006 yılında işkence, cinayet ve anayasanın ihlali suçlarından mahkum edilen General Juan Veliz Herrera ve General Gonzalo Rocabado Mercado da bu okulun mezunları.  Okulun şöhreti Bolivya’yla sınırlı değil. 13 Ağustos 1985 tarihinde Accomarca Katliamı adıyla tarihe geçen, And dağlarında yaşayan 69 silahsız sivilin katledilmesi olayından sorumlu olan Telmo Ricardo Hurtado ve Juan Rivera Rondon da 1981-1982 yılında eğitimini bu okulda tamamlayarak mezun olanlardan. Kolombiya’da uyuşturucuyla mücadele eden polis timinden on tanesinin katlini gerçekleştiren ve uyuşturucu kartelleri adına çalıştığı kanıtlanan asker Byron Carvajal da “Birleşik Devletler Amerikalar Ordu Okulu (SOA/WHINSEC)” mezunu.

[Bu yazı 21 Eylül 2008 tarihinde Evrensel gazetesinin Pazar eki Evrensel Hayat’ta yayınlanmıştır]

Fotogaleri

EZLN Kamplarında 75 Gün

Telesur

Telesur Canlı Yayın

Prensa Latina

Latin Amerika Haber Ajansı

Bolivarsomostodos

Bolivarsomostodos
Türkçe

Bağlantılar

Desde El Sur

Ansiklopedik

Ansiklopedik Bilgiler
Wikipedia

Biliyor musunuz?
Honduras Anayasası'nın 3. Maddesi'nin, silahlı bir gücün iktidarı ele geçirmesi halinde halka İsyan hakkı tanıdığını biliyor muydunuz?
 
  Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla izin almadan kullanılabilir. copyLEFT by Sendika.Org