[Anasayfa] [Hakkımızda] [Dosya] [İletişim] [Sendika.Org]
 
Ülke Arşivi:
· Arjantin
· Bolivya
· Brezilya
· Dominik Cumhuriyeti
· Ekvador
· El Salvador
· Guatemala
· Guyana
· Haiti
· Honduras
· Kolombiya
· Kostarika
· Küba
· Latin Amerika Genel
· Meksika
· Nikaragua
· Panama
· Paraguay
· Peru
· Porto Rico
· Surinam
· Uruguay
· Venezüella
· Şili


Tema Arşivi:
· Anti-ALCA & Anti-Kapitalizm hızlı okuma 7 günde ingilizce Dizi izle,full dizi izle,
· Ekoloji & Tarım escort escort bayan istanbul escortbets10seo linux hack
· Emperyalizm, Direniş & Kıtasal Bütünleşme
· Gençlik hareketleri
· Kadın & Cinsel Özgürlük Hareketleri
· Kamulaştırma
· Seçimler & Partiler
· Toplumsal Eğitim & Toplumsal Sağlık
· Yerli Halklar & Otonomi
· İnsan Hakları
· İsyan, Devrim & Sosyalizm


Yazar Arşivi:
· Alan Woods
· Christian Parenti
· Cüneyt Göksu
· Eduardo Galeano
· Federico Fuentes
· Fidel Castro Ruz
· Güneş Çelikkol
· James Petras
· Metin Yeğin
· Tom Lewis



Gerçek bir muz cumhuriyeti: Ekvador – Mustafa Andıç
- - 24 Mayıs 2009

Adını, yeryüzünü ortadan ikiye bölen ekvator kuşağından alan bu ülke, Darwin’in evrim kuramının anavatanı ve dünyanın en büyük muz deposu olmanın yanı sıra en uzun ömürlü insanların yaşadığı bir coğrafya Güney Amerika gezimin en küçük ülkesi olan ve adını ekvator kuşağından alan Ekvador, Darwin’in evrim araştırmalarını yaptığı ünlü Galapagos Adaları, dünyada ilk sırada yer aldığı muz üretimi, başka bir ölçüm sistemine göre dünyanın en yüksek dağı olan Chimborazo, onlarca aktif volkanı, dünyada en uzun yaşayan insanları, sadece ekvator çevresinde yetişen mangrov ormanları ile kapok ağacından yapılan şapkaları ile ünlü bir ülke.

İşte bu ilginç özelliklere sahip olan ülkeye gitmek için Peru’nun en kuzeyindeki Tumbes kentinden bir arabaya atlayıp sınıra gittik. Önce Peru tarafındaki Aguas Verdes sınır kapısından çıkışımızı yaptırdıktan sonra, elimizdeki son Peru Solesleri’nden de kurtulup iki ülkeyi birbirinden ayıran Zarumilla Nehri üzerindeki köprüden geçerek sınır kapısı Huaquillas’dan Ekvador’a giriş yaptık.

Ülkenin iç kısımlarına ulaşmak için terminal çevresinde para bozduracak bir yer aradım ama nafile. Az sonra işin sırrın öğrendiğimde çok şaşırdım. Meğer bu ülkede dolar bozdurmama gerek yokmuş. Ülkedeki ekonomik krizler ve önlem paketleri sonunda kendi paraları olan Sucre’yi bir kenara bırakıp yeşil Birleşik Devletler dolarları kullanmaya başlamışlar.

Dünya’da istisnaları hesaba katmaksızın toplu halde en uzun yaşamların görüldüğü iki coğrafya bulunuyor. Bunlardan biri Japonya’nın Okinawa Adası, diğeri ise Ekvador’un güneyindeki Vilcabamba kenti.

Vilcabamba, Ekvador’un güneyinde Peru sınırına yakın bir bölgede And Dağları ile çevrili yemyeşil bir ovada kurulmuş cennet bir mekândan ibaret. 1500 metre yükseklikte bulunan bu kent ekvator çevresinde bulunduğu için yıl boyunca sıcaklık değişmiyor. Burada insan vücudunun farklı mevsimlere ayak uydurmak için özel bir çaba harcamasına gerek kalmıyor. Çünkü herhangi bir mevsim değişikliği söz konusu değil. Bırakın mevsim değişikliğini burada sıcaklık değişikliği bile yaşanmıyor.

Yeryüzündeki binlerce yerleşim yeri içinde en uzun ömürlü insanlar buradan çıkıyor. İşte bu özelliği Vilcabamba’yı tüm dünyada özel bir yaşam bölgesi haline getiriyor.

Vilcabamba’dan kuzeye doğru birkaç saat gittiğimizde ülkenin başkenti Quito ve Guayaquil’den sonra üçüncü büyük kenti olan Cuenca’ya varıyoruz. Burası yüzyıllardır şapka yapımıyla ünlü bir kent. Güney Amerika yerlilerini yağmurda ya da çamurda ayakları çıplak olarak görebilirsiniz ama şapkasız asla. Bu işin en iyi yapıldığı yer ise Ekvador’un Cuenca kenti. Burada şapka yapımı kuşaklardır babadan oğula geçen bir meslek. Yüzyıllar boyunca Amerika yerlileri genellikle Cuenca yapımı şapkalar takmışlar.

Eğer benim gibi Ekvador’da geziyorsanız ve yolunuz Cuenca’dan geçip Machala ile Guayaquil arasındaki geniş ve düm düz ovadaki topraklara düşmüşse rahatlıkla “Evet kardeşim burası Muz Cumhuriyeti” diyebilirsiniz. Çünkü dünyanın en fazla muz üreten ülkesi Ekvador.

Geniş muz bahçelerinin yanı sıra Ekvador’un bu bereketli topraklarında kakao bahçelerine de rastlanıyor. Muz ağacıyla aynı büyüklükte olan kakaonun yaprakları ise çok daha küçük ve dallarındaki yumru meyvesinin içi çıkarılarak kakaosu elde ediliyor.

Muz ve kakao bahçelerini geride bırakıp ülkenin sanayi, ticaret ve Güney Amerika’nın adeta finans merkezi haline gelen Quayaquil kentine geldim. Üç milyona yakın nüfusuyla ülkenin en büyük kenti olan Guayaquil, bizim İstanbul Boğazı’ndan daha geniş olan Guayas Nehri’yle çepeçevre sarılmış bir delta üzerine kurulan büyük bir liman kenti. Ekvador’un her türlü ticari mallarının yanında tropikal bitkilerinin de dünyanın dört bir yanına ihracatının yapıldığı tek liman burası. Bu ticareti sayesinde kent, gerek ülkenin, gerekse tüm kıtanın aksine, pırıl pırıl caddelerden ve lüks binalardan oluşuyor. Şehir aynı zamanda bu ülkeye ait olan Galapagos’a açılan en önemli kapı durumunda.

Bir sonraki gün Ekvador’un Büyük Okyanus kıyılarındaki alçak ovalarından bindiğimiz otobüsle gün boyunca sürekli yükselerek Andlar’ın sırtlarına doğru ilerledik. Saat akşamı gösterirken nihayet dünyanın en büyük aktif yanardağı olan Chimborazo’nun karla kaplı zirvesi kendini ele verdi. Bu dağın çevresindeki en yakın yerleşim yeri olan Riobamba’ya vardığımızda hava iyice kararmıştı.

Ertesi gün koloni döneminin tüm izlerini yansıtan ve özellikle “toro”larıyla ünlü kenti geziyorum. İspanyollar buraya kendi kültürlerini getirerek boğa güreşlerini iyice yaygınlaştırmışlar. Halk hafta sonları üstü açık arenaları doldurarak boğalarla dövüşen matadorları seyrediyorlar. Durum böyle olunca at binicileri ve matadorlarıyla ünlü bir kentte olduğumuzu anlıyoruz.

Riobamba’dan ayrılıp Ekvador’un iki büyük volkanik dağının arasında kalan Latacunga’da bir gece konakladıktan sonra bu kez Amazonların başlangıç noktasına gitmek için önce termal kaplıcalarıyla ünlü Banos kentine doğru yola çıktık. Aracımız kente doğru iyice yaklaşmıştı ki; aniden kentin çevresindeki Tungurahua Volkanı lav püskürtmeye başladı. Tehlikenin farkında olan kaptanımız bizi daha uzak bir yoldan kente götürürken zaman zaman durup volkanın bacasından gökyüzüne aniden fırlayan dumanları görüntülemeye çalışıyorduk.

Ekvador’un doğal güzelliklerini keşfetmenin en iyi yollarından biri de ülkenin adeta Amazonlara açılan kapısı niteliğindeki Tena kentine gelmek. Tropikal yağmur ormanlarıyla kaplı Amazonları ve onun içindeki yabanıl hayatı görmeye gelenlerin ilk uğrak yeri burası. Nitekim etrafta bizimle aynı amaç için gelen çok sayıda Batılı var. Bu bölgeyi çok iyi tanıyan ve bitkiler üzerinde geniş araştırmaları olan Antonio’nun rehberliğinde Amazon’un en büyük kollarından birisi olan Rio Napo sularına ince uzun bir tekne ile dalıyoruz. Burası dünyanın en büyük nehri olan ve Brezilya’nın kuzeyindeki geniş deltadan Atlas Okyanusu’na dökülen Amazon’un ilk kaynağını aldığı yerlerden birisi.

Nehrin geniş ve bulanık sularından ormanların derinliklerine doğru ilerlerken güneşli hava aniden yerin kara bulutlara bıraktı. Şimşeklerin çakıp gök gürlemesinin ardında da yağmur ormanlarında ilerlediğimizi belgelercesine kıyamet koptu. Neyse ki rehberimizin önceden uyarılarını dikkate aldığımız için yağmura karşı her türlü önlemi almış durumdayız. Ancak bu kez yağmur uzun sürdü. Bu durumdan hiçbirimiz şikâyetçi değiliz ama şiddetli yağmur teknemizin aşırı su almasına neden oluyor. Bir yandan teknedeki suyu boşaltmaya çalışırken, diğer yandan Amazonların derinliklerine doğru yol alıyoruz.

Şiddetli bir yağmur altında ve yağmur ormanlarının içinde ilerlemek gerçekten tanımlanamaz duygular uyandırıyor insanda. Deneyimli rehberimiz Antonio yağmurun şiddetini iyice artırması üzerine tekneyi kıyıya çekti ve bir Amazon köyünde mola verdik. Kamışlardan yapılma birkaç derme çatma evden oluşan köye girdiğimizde yağmura aldırış etmeden ortalıkta dolaşan baldırı çıplak çocuklar vardı.

Geceyi orman içinde sazdan samandan, bambudan yapılmış evlerde yerel haşerelerden korunmak için cibinlikli yataklarda biraz tedirgin bir halde geçirdik. Sabah erkenden kalkıp kahvaltımız hazır oluncaya kadar Antonio ile elimize büyük birer pala bıçak alarak Amazon’un içlerine doğru ağaç ve dev yapraklı bitkilerin dallarını keserek bir süre ilerledik. Daha önce hiç görmediğim ilginç bitkileri tanımak amacıyla yaptığımız orman safarisinin ardından kampa dönüp kahvaltımızı yaptık ve yeniden teknelerimizi binerek Amazon maceramızı tamamlayıp Tena’ya döndük.

[email protected]

[Bu yazı “Sırt Çantamda Dünya Kültürleri” yazı dizisi dahilinde BirGün gazetesinde yayınlanmıştır]


Fotogaleri

EZLN Kamplarında 75 Gün

Telesur

Telesur Canlı Yayın

Prensa Latina

Latin Amerika Haber Ajansı

Bolivarsomostodos

Bolivarsomostodos
Türkçe

Bağlantılar

Desde El Sur

Ansiklopedik

Ansiklopedik Bilgiler
Wikipedia

Biliyor musunuz?
Küba Anayasa’sına, 2002 yılında eklenen bir maddeyle “Devrimin sosyalist karakterinden geri dönülmeyeceği” ilkesi, Türkiye Anayasasındaki 4. Madde gibi değiştirilemez hüküm olarak sabitlenmiştir!
 
  Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla izin almadan kullanılabilir. copyLEFT by Sendika.Org