[Anasayfa] [Hakkımızda] [Dosya] [İletişim] [Sendika.Org]
 
Ülke Arşivi:
· Arjantin
· Bolivya
· Brezilya
· Dominik Cumhuriyeti
· Ekvador
· El Salvador
· Guatemala
· Guyana
· Haiti
· Honduras
· Kolombiya
· Kostarika
· Küba
· Latin Amerika Genel
· Meksika
· Nikaragua
· Panama
· Paraguay
· Peru
· Porto Rico
· Surinam
· Uruguay
· Venezüella
· Şili


Tema Arşivi:
· Anti-ALCA & Anti-Kapitalizm hızlı okuma 7 günde ingilizce Dizi izle,full dizi izle,
· Ekoloji & Tarım escort escort bayan istanbul escortbets10seo linux hack
· Emperyalizm, Direniş & Kıtasal Bütünleşme
· Gençlik hareketleri
· Kadın & Cinsel Özgürlük Hareketleri
· Kamulaştırma
· Seçimler & Partiler
· Toplumsal Eğitim & Toplumsal Sağlık
· Yerli Halklar & Otonomi
· İnsan Hakları
· İsyan, Devrim & Sosyalizm


Yazar Arşivi:
· Alan Woods
· Christian Parenti
· Cüneyt Göksu
· Eduardo Galeano
· Federico Fuentes
· Fidel Castro Ruz
· Güneş Çelikkol
· James Petras
· Metin Yeğin
· Tom Lewis



Otuz yılda Nikaragua: Siyasetin hattı güzergâhı – Kansu Yıldırım
- - 29 Temmuz 2009

"Genel olarak kapitalizm ve özel olarak emperyalizm, demokrasiyi bir hayal haline getirir -ama aynı zamanda kapitalizm, yığınlarda demokratik esinler uyandırır, demokrasiyi yadsıyışıyla, demokrasi için yığınsal mücadele arasındaki çatışmayı şiddetlendirir. Kapitalizm ve emperyalizm ancak iktisadi devrimle devrilebilir; demokratik dönüşümlerle, en 'ideal' demokratik dönüşümlerle bile devrilemez. Ne var ki, demokrasi mücadelesi okulunda okumamış olan bir proletarya, iktisadi bir devrim yapma yetisine sahip değildir."

LENİN

FSLN Commandante Tomas BORGE/1989

“Arka bahçesi” zamanla “Arka Cehennemi”ne dönen Amerika, Latin Amerika ülkelerini emperyalist politikalara ve kolonyal ilişkilere açık hale getirdiği sayısız pratiklere imza atmayı başarmıştı. Günümüzdeyse bazı Latin Amerika ülkeleri yeni toplumsal mücadelelere ve halk hareketlerine sahne olarak, yoksulluğa ve sömürüye karşı duruş sergilemeye, ittifaklar oluşturmaya çalışmaktadır; bazıları başarabilmiştir de. Kimi ülkelerse Sam Amca’nın “sopası” tarafından dürtülmeye devam edilmektedir. Honduras örneğinde olduğu gibi. Emperyalist-merkez ülkeler tarafından az gelişmişliğin sürekli yaşanmasını daimi kılan görünür-görünmez politikalarla, yoksulluğun zaaflarını araçsallaştırarak sömürü düzenine eklemlenmeye çalışılmış ülkelerden bir tanesi de, Haiti’den sonra en yoksul olan Latin Amerika ülkesi Nikaragua’dır.


1. Ne olmuştu?


Nikaragua’yı önemli kılan, altın ve gümüş madenleri gibi önemli yeraltı kaynaklarına sahip olması ve bulunduğu coğrafi konumudur. Nikaragua’nın bu (dez)avantajı, hammadde sömürüsünü gerçekleştirebilmek adına Amerika’nın de facto bu ülkeyi iki kez işgal etmesine neden olmuştur. 1926 yılında ikinci işgalini gerçekleştiren Amerika, bu kez maden işçisi Agusto Sezar Sandino etrafında örgütlenen Nikaragua halkının silahlı ve siyasi direnişi ile karşılaşmıştır. Ancak büyük burhan sebebiyle içine düştüğü çeşitli finansman sorunlarından ötürü Amerika ordularını ülkeden geri çekmek zorunda kalmıştır. Buna rağmen yerli işbirlikçisi Somozo ve kontrgerillarını “bekçisi” olarak bırakmayı ihmal etmemiştir. Bu yıllardan itibaren Somozo ve Ulusal Muhafazakâr Ordu kadrolarının ilk işi Sandino’ya komplo düzenleyerek ortadan kaldırmak ve halkı despotik bir rejimle yönetmek olmuştur.


Somoza Garcia'nın 1956'da öldürülmesi üzerine koltuğa oğlu Luis Somoza Debayle getirilmiş, Luis Somoza'nın 1967'de kalp krizi geçirerek ölmesinin ardından da kardeşi Anastasio Somoza Debayle başkan olmuştu [1]. Somozolar 42 yıl süren hanedan saltanatı sırasında beş tane kukla başkanı ara dönemlere serpiştirerek, iktidarlarının devamlılığını sağladılar [2]. Tüm bu gelişmeler olurken, FSLN için 1972 ve 1978 yılları arası stratejik ve taktiksel açıdan önemli bir süreçti. Somozo saltanatının hüküm sürdüğü sıralarda, 1972'de Managua'da 6 bin kişinin ölümüne ve 300 bin kişinin evsiz kalmasına yol açan deprem nedeniyle gönderilen uluslararası yardımları el altından Somozoların kendi hesaplarına aktardığı ortaya çıktı. Aynı dönemde Nikaragua halkı üzerinde belirleyiciliğe ve yönlendirme yetisine sahip olan iki aktör vardı: liberaller ve Sandinistler (Sandinist Ulusal Kurtuluş Cephesi=FSLN). Amerikan destekli hükümetin kuvvetleriyle giriştiği savaşta büyük kayıplara uğrayan Sandinistalar (FSLN) yaşadıkları zayıflama üzerine liberal çevreler ve orta sınıfla ittifaka yöneldiler. Ocak 1978'de, Demokratik Kurtuluş Birliği (UDEL) adlı güçlü bir muhalefet hareketinin lideri olan gazeteci Pedro Joaquin Chamorro'nun öldürülmesiyle bir genel grev dalgası ve yaygın şiddet hareketleri başladı. Yeniden silahlı mücadeleye başlayan Sandinistalar, bütün önemli kentleri ele geçirdikten sonra başkent Managua'yı da kuşatarak 17 Temmuz 1979'da Somoza iktidarının ilgasını başardılar. Sandinist Devrim’in ana karakteristiğini anti-emperyalist ve anti-oligarşik duruşu, halk cephesinin muhteviyatını ise sosyalistler, anti-oligarşi yanlıları ile anti-Somozoistler ve burjuvazi safındaki anti-Somozoist unsurlar oluşturmaktaydı.


Heterojen bir platformda örtülenmiş halk cephesinin ilk işi Somoza ailesinin mal varlığını kamulaştırarak, tüm halka yönelik ücretsiz sağlık hizmeti ve kitlesel okuryazarlık kampanyaları düzenlenmesi ve ücretsiz eğitim hizmetleri verilmeye başlanması oldu. İstihdam sorununa çözüm bulmak ve iktisadi kalkınmayı uygulayabilmek için “kolektif üretim ve tarım çiftlikleri” oluşturuldu. 30 Temmuz günü “tarım reformu” ilan edildi. Somozo’ların ve başka büyük toprak sahiplerinin topraklarına el koyuldu. Amerika’nın ağzının suyunu akıtan madenler 7 Kasım’da kamusallaştırıldı.  Hukuki iyileştirmelerin başında ise ölüm cezasının kaldırılması geldi. Aynı yıl, basın ve haber alma özgürlüklerinde önceki 42 yılda uygulanan sansür ve yasakların büyük bölümü kaldırıldı. Kısaca “Somozo tiranlığı”nın o güne dek getirdiği emperyalist taşeron politikaları ile cebir ve zecir uygulamalarına son verildi. Nikaragua devriminin değişik olan yanlarından biri de, Somoza’nın özellikle son yıllarında yoğunlaşan “beyaz terörü”ne karşı, devrimden sonra devrimci terör uygulanmamasıydı [3]. Bunun en önemli biçimsel kanıtı, 21 Ağustos 1979’da kabul edilen “Nikaragua Yurttaşlarının Hakları ve Güvenceleri Yasası” olmuştu.


Amerika tüm bu gelişmelerin akabinde Nikaragua'ya yaptığı ekonomik yaptırımı askıya aldı. Somozo’lara alternatif olarak el altından paramiliter sağcı grup Contra’ları desteklemeye koyuldu. 1982 yılında Contra’lar saldırılarının dozunu iyice arttırmış ve bu yüzden devrimci hükümet “olağanüstü hal” ilan etmek zorunda kalmıştı.. Amerika’dan milyon dolarlarla desteklenen Contra’larla devrim hükümetinin arasında 1981 ila 1984 yılları arasında gerçekleşen savaşın bilançosu oldukça ağırdı: on bin civarında Nikaragualı yaşamını yitirdi, Somozo’ların sömürüleriyle çökmüş olan ekonomi felce uğradı; birçok fabrika, üretim ve depolama sahası tahrip oldu. Ortaya çıkan zarar yaklaşık bir milyar dolar gibi astronomik bir rakamdı [4]. Mevcut sorunların başında gelen yoksullukla ve ekonomik sorunlarla baş etmeye çalışan Nikaragua, başta Amerika’dan gelen fonların ve yardımların kesilmesiyle daha da kötü bir durumun içine düştü. Orta Amerika ülkelerinden bazıları ile diplomatik ve ticari ilişkileri bozuldu.


Devrimden sonra 1984 yılında seçimlere gidilmesine karar verildi. Ne var ki, ülke ekonomik ve siyasal açıdan büyük bir baskı altındaydı; Amerikan hükümetinin uyguladığı abluka ve Contra’ların sabotaj ve suikastları... Yapılan serbest seçimler sonrası FSLN oyların %67sini alarak hali hazırdaki iktidarını sürdürmeye devam etti. Saldırılar, sabotajlar, kundaklamalar ve adam kaçırmalarla devrim hükümetini destabilize etmeye çalışan Contra’lar ile girilen savaş yüzünden 1989 yılında, mevcut yoksulluk ve enflasyon oranları katlanarak arttı: %30,000 gibi enflasyon oranı ile reel ücretlerde %70-75 civarında gerileme yaşandı. Serbest seçimlerde kazanmasına karşın Sandinistler, ülkenin siyasal ve sosyo-ekonomik açıdan yıpranmasının önüne geçmek için iktidarı bıraktılar. Contra’larla ilgili olarak yeni bir skandal patlak verdi: Contra’ların finansmanının Amerika tarafından İran’a satılan silahlar sonucu karşılandığı ortaya çıktı [5].


2. Emperyalizmin Emelleri


Orta Amerika’da emperyalizmin kanlı ve iğrenç elinin kol gezdiğini göz önünde bulundurduğumuzda buraya ara bir başlık açmayı uygun gördük. Sandinist Devrimin Amerikan yönetimi için 1980’lerin sonu ile 1990’ların başlarında yarattığı huzursuzluğun nedenlerini birkaç maddede kısaca sıralayalım:

  1. Küba Devrimi pratiğinin sırasıyla Latin Amerika ülkelerine sıçrayarak, periyodikleşen sömürü ağına ket vuracağı,
  2. Yağmur ormanlarının çoğunu barındıran Nikaragua’nın tarımsal topraklarından istifade edemeyeceği, özellikle kahve ve diğer zirai plantasyonları tekeline alamayacağı,
  3. Stratejik ulaşım ağları açısından, Pasifik ve Atlantik okyanusları arasında açmayı düşündüğü yeni bir kara kanalı projesini hayata geçiremeyeceği gibi kaygılar taşımaktaydı.


3. Sandinizm Sonrası: 1990’lar


Dünya tarihinde birçok devrim sürecinde yaşanmış devrim sonrası status quo ya da status quo ante hali Sandinist devrim için geçerli olmamıştır [6]. İnsan haklarına ve özgürlüklerin arttırılmasına ve korunmasına yönelik politikalarını, işkencenin yasaklanması gibi uygulamalar izlemiştir. Heterojen bir halk cephesi olan devrim hükümetinin karar alma sürecinde de çoğulcu yapısını muhafaza edebilmesi demokrasi açısından iyi bir deneyim teşkil etmekteydi. Amerika’nın beslediği paramiliter kuvvetlerce gerçekleştirilen hükümet darbeleri ve işbirlikçi yönetimler ortamında sosyalistlerin ağırlıkta olduğu FSLN, burjuva kökenli partinin serbest seçimlere katılmasında herhangi bir sorun çıkarmadı.


Konjonktürsel bağlamda Sovyetlerin ve diğer sosyalist yapıların çöküşü, “arka bahçe”nin giderek emperyalizmin kıskacında sıkışması gibi negatif gelişmeler Nikaragua iç siyasetine doğrudan yansıyordu. Burjuva muhalefetin savunucusu olan La Prensa gazetesi 70.000 gibi büyük bir tirajla liberal kanadın kuvvetlenmesine katkıda bulunmayı sürdürmekteydi. Köklerini sağlamlaştırmaya başlayan burjuva örgütlenmeler eşliğinde gidilen 1990 genel seçimlerini, baba Bush’un desteklediği Ulusal Muhalefet Birliği’nden Violetta Chamorro oyların %59’unu alarak kazandı [7]. Seçimlerde FSLN’nin kaybetmesinin en önemli nedenlerinden biri, Amerika’nın toplumsal infiale neden olacak kirli politikalara imza atması ve Nikaragua halkını açıktan savaşla tehdit etmesiydi [8]. 1990 seçimlerindeki mağlubiyet sonrası strateji-taktik ve iç politika tartışmalarına gömülen FSLN, halk içinden doğan reaksiyoner/devrimci bir hareket oluşunu göz önünde tutarak seçim sonuçlarını kabullenmeyi tercih etti. Başından beri birçok değişik unsurun yer aldığı hareket içerisinde ki sosyalist kanatın stratejisi, restorasyon sürecine girerek bir sonraki seçimlerden galibiyetle ayrılmak olarak belirlendi.


Nikaragua’nın içsel ve dışsal faktörlerle girdiği doğrudan ve dolaylı ilişkileri kısaca betimlemeye çalıştık. Tam da bu noktada, iktidarı, giderek büyüyen burjuva önderliğindeki güçlere terk etmenin ne kadar sağlıklı bir karar olduğunu sorgulamak apayrı bir konu. Devrim sürecinde karşılaşılan en önemli sıkıntının, Somozo’lar ve Contra’lar tarafından mahvedilen ekonomik alt yapının iyileştirilememesi olduğunu biliyorsak, halkın bilinçlenme sürecinde dolayımlı olarak Amerika menşei liberal kapitalizmin ideolojik aygıtlarına kayabileceği riskini beraberinde getirebileceğini de tahmin edebiliriz. Nitekim de olan buydu. Yapısal ve kurumsal tüm çelişkilere oynayan, halklar üzerinde dezenformasyon araçlarını her saniye kullanmaktan çekinmeyen ve gerekli gördüğünde de facto işgal durumuna milyar dolarlar akıtan emperyalizm, Nikaragua’da yoksulluk sorununu ve ekonominin içine düştüğü zaafları devrim hükümetinin aleyhine ifşa etti. 1996 yılında ve 2001 yılında yapılan genel seçimlerde ise Anayasal Liberal Parti iki kez FSLN’ye karşı sırasıyla Arnoldo Alemán ve Enrique Bolaños ile üstünlük sağladı.


Ülke politikasında ve bürokrasisinde burjuvazi giderek ağırlık kazanırken, toplum içerisindeki çeşitli kesimleri yakından ilgilendiren sıkıntılar çözülememiştir. İşçi sınıfı özelleştirmelere karşı direnişler sergilemekte, çalışan kesimler ve yurttaşların büyük çoğunluğu kazanılmış haklarını kaybetmeme mücadeleleri vermekte, gençlik işsizliğe karşı ve öğrenciler ise paralı eğitime karşı eylemler koymakta, yoksullaşan halk devletin insanca yaşama koşulları sağlayabilmesi için gösteriler düzenlemektedir. Kısacası FSLN önderliğinde emperyalizmin ve sömürünün köhnemiş çarklarını kıran Nikaragua halkı ikinci kez isyan bayraklarını ve yumruklarını yükseltmektedir.


2006 yılında Daniel Ortega’nın %38 gibi bir oyla başkanlığı kazanmasına dek, FSLN içinde devrimden itibaren öz-eleştiri süreci ve peşi sıra yeni politikaların olması gerektiğini söyleyen kanatlar oluştu. Heterojen politik hareketlerin birçok emsalinde olduğu gibi FSLN ayrışmak, yeni sekter yapılar ortaya çıkarmak yerine hareket içerisinde ortak mücadele hatları izlemeye çalışmaktadır. Eski gücünü geri kazanma için izlediği temel strateji, toplumsal tüm kesimlerin ivedi sorunları etrafında politik manevralara girişmeyi yeğlediler. FSLN komutanlarından Thomas Borge “yeni liberalizme karşı devrimi ve kazanımlarını koruma”nın altını çizmektedir [9].


4. Ortega’nın Zaferi Neyin Göstergesi?


Daniel Ortega’nın 2006 Kasım’ında yapılan seçimlerde sağcı rakiplerine kıyasla büyük bir oy alarak başkanlığı kazanması farklı okumalar gerektirmektedir:

  1. Halkın talepleri açısından,
  2. İç politikadaki aktörler açısından
  3. Latin Amerika’yı kasıp kavuran Bolivar ateşi açısından.


Aslında tüm etkenleri tek başına değerlendirmektense diyalektik bir süzgeçten geçirerek çeşitli çıkarsamalarda ve yorumlarda bulunmanın daha sağlıklı olacağı açıktır.

Ortega’nın katıldığı seçimlerin gerçekleşmesinden önce Amerikan hükümeti birçok temsilcisini Nikaragua’ya göndererek gözdağı vermeye çalışmıştı. WASP’ların (Beyaz Anglo-Sakson Protestan) önde gelenlerinden Donald Rumsfeld, ABD’nin Ticaret Bakanı Carlos Gutierrez, Kaliforniya’dan Dan Burton, Amerikalı vekil Dana Rohrabacher ve içeride Nikaragua ABD büyükelçisi Paul Trivelli ile Ortega’nın kazanması halinde halkın başına neler gelebileceğini(!) üstü kapalı tehditlerle anlattılar. En çarpıcı örnek ise Reagan’ın desteklediği Contra’ların neden olduğu savaş yıllarını hatırlatan Oliver North oldu. Amerika Nikaragua’yı farklı silahlarla vurmayı denemektedir. Özellikle Amerikan eyaletlerinde yaşayan kaçak veya göçmen Nikaragualıların ülkelerine gönderdikleri çekler ve havaleleri engellemeye çalışması ile ekonomik olarak farklı bir abluka denemeye kalkmaktadır. 1980’lerden 2000’lere gelinceye kadar ülkede yaşanan iç savaş, buna paralel yoksulluğun artması ve Amerika’nın dün yaptığı gibi bugün de ekonomik ve askeri yaptırımlar uygulamaya koyulması politikadan uzak duran halkta dolayımlı bilinçlenmeye neden oldu. Venezüella’nın başını çektiği anti-emperyalist ve anti-kolonyalist muhalefet (başta Venezüella tarafından) petrol ve petrol ürünleriyle, zirai hammaddelerle ve çeşitli sosyal yardımlarla Nikaragua’yı desteklemeyi sürdürmektedir. Böyle olunca bu ülkelerdeki politik pratiklerin niteliği halkın “nasıl bir rejim?” sorusu hakkında fikir edinmesini kolaylaştırmaktadır.


Ortega’nın seçimlerden galip çıkmasında sadece neo-liberal eksenli yerli ve yabancı politikalardan seçmenlerin duyduğu rahatsızlığın yanında Ortega’nın sosyalistler, anti-emperyalistler ve yoksullar dışında muhafazakâr kesimlerle girdiği ilişkilerde belirleyici olmuştur. Gabriel San Roman’a göre Ortega’nın zaferi aynı zamanda, “...kısmen, eski başkan Arnoldo Alemen ile yaptığı ikinci anlaşma (birinci anlaşma Ortega ve Alemen’e senatör dokunmazlığı verilmesi içindi) sayesinde oldu. Ortega ve partisi FSLN, Alemen ve partisi Liberal Constitutionalists (Liberal Anayasacılar) ile anlaşarak anayasa maddesinde öngörülen birinci turu atlamak için gerekli oy yüzdesini %45’ten %35’e indirdi. Karşılık olarak, yolsuzluk suçundan tutuklu olan Alemen’in cezası “belediye hudutları içinde tutuklu”ya çevrildi ve zengin çiftliğine dönmesine izin verildi. Anayasa seçim maddesinde yapılan değişiklikle Ortega barajın üstünde oy alarak ve kendisinden sonra gelen adayla arasında fark çok olduğundan birinci turda kazandı. Bazı analistlere göre eğer ikinci tura kalsaydı seçimi kaybedebilirdi”[10].


Yoksul halk açısından durum vahametini korumaktadır, zenginler daha da zenginleşirken, yoksullar daha da yoksullaşmaktadır. Çelişkili bir politik hat izleyen Daniel Ortega bu duruma neden olan ekonomik gelişmeleri “istikrarlı” bulmayı sürdürmektedir. Ülkedeki politik-ekonomik yapı içerisinde “Sandinist İşverenler” adı altında bir örgüt de kurulmuştur. Ortega’nın çelişkili politikası bu sefer kendini “dindar bir Hıristiyan” olduğunu söylemesinin ardından, Papa II. Paul’a benzer şekilde “vahşi kapitalizme” son vereceğini açıklamasıyla pekişmektedir. Ne var ki, ülkedeki burjuvaziye taviz veren politikalar gibi görünen açıklamalara imza atmayı sürdürmektedir. Ekonomide büyük değişiklikler yapmayacağı ve eski düşmanı ABD ile köprüleri onarmayı istediğini söylemektedir. Diplomatik niyetleri “ABD ile karşılıklı barış ve saygıya dayalı ticari ilişkiler” olduğunu, ancak “ABD hegemonyasını” kabul edemeyecekleri şeklinde deklare etmiştir. Kadın hakları noktasına gelindiğinde ise, büyük ihtimalle muhafazakâr kesimlerin desteğini arkasına alabilmek adına her çeşit kürtajı yasaklamıştır. Bu politikası kadın haklarında büyük bir erozyona neden olurken, Katolik Kilisesi’nin desteğini almasını sağlamıştır.


Ortega, diplomatik manevralarla seçilmesinin ardından, Latin Amerika ülkelerinden ve Küba’dan destek mesajlarına boğuldu. Castro, Chavez, Morales ve Correa, anti-Amerikancı ve anti-emperyalist duruşu sağlamlaştırması adına Ortega’nın Latin Amerika’ya umut ve güç verdiğine dikkat çektiler. Politikanın bir de Chavez açısından olan boyutunu kısaca irdelemek gerekmektedir. Bilindiği gibi halkın büyük çoğunluğunu arkasına alan Chavez yönetimi kimi durumlarda pragmatik politikaları araçsallaştırma bakımından iyi bir deneyime sahiptir. Ortega’nın yüzde yüz sosyalist tavırla hareket etmediğini, “iki arada bir derede” politikalarını yakından takip etmekte olup, hali hazırda Amerika’yı rahatsız edebilecek yeni bir aktörü kaptırmak istememektedir. Amerika’nın Venezüella’yı bölgede “yalızlığa itme” politikasına izin vermek istemeyen Chavez ve müttefikleri, Nikaragua kartını boşlamamayı yeğlemektedir.

Gabriel San Roman ülke politikalarının içeride nasıl sonuçlara gebe olacağına dair gayet yerinde olan şu tahminde bulunmaktadır: “Nikaragua’nın neo-liberal ekonomisine ciddi bir şekilde karşı çıkmayınca, umutlarını onun adaylığına bağlayan yoksullaştırılmış yığınlar hayal kırıklığına uğrayıp gözlerini açacak mı? Eğer öyle olursa, bazı solcu yorumcuların Ortega’yı iktidara getiren itici güç olarak gördüğü neo-liberalizme karşı hoşnutsuzluk Ortega’nın başkanlığına duyulan kızgınlığa dönebilir”.


Kaynakça


[1] Somozo hanedanlığı hakkında daha ayrıntılı bilgi için: “The Somoza Dynasty" (PDF). University of Pittsburgh. pp. 1. http://www.ucis.pitt.edu/clas/nicaragua_proj/history/somoza/Hist-Somoza-dinasty.pdf. Retrieved on 2007-05-09” ve “Lying for Empire: How to Commit War Crimes With a Straight Face" David Model, Common Courage Press, 2005”.

[2] “Nikaragua Somozo Ailesinin Mülkü Oluyor” başlığı altında, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi (STMA) / Cilt 5, 1414, İletişim Yayınları, İstanbul, 1988.

[3]  “Sandinizm ve Demokrasi” başlığı altında, STMA / Cilt 5, 1419.

[4]  “Nicaragua: Growth of Opposition, 1981-83". Ciao Atlas. http://www.ciaonet.org/atlas/countries/ni_data_loc.html./ 2007-08-21.

[5]  “Baker, Dean. The United States since 1980 (The World Since 1980). Cambridge, UK: Cambridge University Press. pp. 101.”

[6] “Status quo”’, okunuşundan çıkarılabileceği gibi statüko anlamına gelmektedir. “Status quo ante” ise eski hale, devrim öncesi hale, statüko gerçekleşmeden önceki siyasal ve toplumsal kodlara geri dönüş çağrısının anahtar kelimesidir. Bu duruma verilebilecek en iyi örnek “Code Nopoléon”dur. “Çiğdem, Ahmet, Taşra Epiği, s.38-50, Birikim Yayınları, İstanbul, 2001.” 

[7] “O'GRADY, MARY. "Ortega's Comeback Schemes Roil Nicaragua". http://www.mre.gov.br/portugues/noticiario/internacional/selecao_detalhe.asp?ID_RESENHA=154683&Imprime=on. , 2007-05-09” ve “The Return of the Death of Communism: Nicaragua, February 1990," a chapter in Give War a Chance... by P. J. O'Rourke. Grove Press, November 2003”

[8] “90 seçiminde korktuk. O zaman halk Ortega’ya oy vermezse her şey değişir, ABD kontraları beslemekten vazgeçer, ekonomi düzelmeğe başlar, kalkınmağa başlarız diye inandı.”; www.latinbilgi.net içerisinde Emine Kunter tarafından çevrilen ‘Daniel Ortega seçimi nasıl kazandı? –Democracy Now’ makalesi(11 Kasım 2006).

[9] Borge, Thomas, Dizginsiz Bir Sabırla Sandinistler, İletişim Yayınları, 1996.

[10]  www.latinbilgi.net içerisinde Emine Kunter tarafından çevrilen “Ortega’nın zaferinin anlamı -Gabriel San Roman” yazısı.


Fotogaleri

EZLN Kamplarında 75 Gün

Telesur

Telesur Canlı Yayın

Prensa Latina

Latin Amerika Haber Ajansı

Bolivarsomostodos

Bolivarsomostodos
Türkçe

Bağlantılar

Desde El Sur

Ansiklopedik

Ansiklopedik Bilgiler
Wikipedia

Biliyor musunuz?
Honduras Anayasası'nın 3. Maddesi'nin, silahlı bir gücün iktidarı ele geçirmesi halinde halka İsyan hakkı tanıdığını biliyor muydunuz?
 
  Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla izin almadan kullanılabilir. copyLEFT by Sendika.Org