[Anasayfa] [Hakkımızda] [Dosya] [İletişim] [Sendika.Org]
 
Ülke Arşivi:
· Arjantin
· Bolivya
· Brezilya
· Dominik Cumhuriyeti
· Ekvador
· El Salvador
· Guatemala
· Guyana
· Haiti
· Honduras
· Kolombiya
· Kostarika
· Küba
· Latin Amerika Genel
· Meksika
· Nikaragua
· Panama
· Paraguay
· Peru
· Porto Rico
· Surinam
· Uruguay
· Venezüella
· Şili


Tema Arşivi:
· Anti-ALCA & Anti-Kapitalizm hızlı okuma 7 günde ingilizce Dizi izle,full dizi izle,
· Ekoloji & Tarım escort escort bayan istanbul escortbets10seo linux hack
· Emperyalizm, Direniş & Kıtasal Bütünleşme
· Gençlik hareketleri
· Kadın & Cinsel Özgürlük Hareketleri
· Kamulaştırma
· Seçimler & Partiler
· Toplumsal Eğitim & Toplumsal Sağlık
· Yerli Halklar & Otonomi
· İnsan Hakları
· İsyan, Devrim & Sosyalizm


Yazar Arşivi:
· Alan Woods
· Christian Parenti
· Cüneyt Göksu
· Eduardo Galeano
· Federico Fuentes
· Fidel Castro Ruz
· Güneş Çelikkol
· James Petras
· Metin Yeğin
· Tom Lewis



Savunacak bir dava ve ileriye doğru hamle yapma umudu –Fidel Castro
10 - 16 Ağustos 2009

Son haftalarda Birleşik Devletler’in halihazırdaki başkanı dünyada ve ülkesindeki önceki başkan döneminden devralınan sorunların aşılmakta olduğunu göstermeye çalışıyor.

Neredeyse her ekonomist Ekim 1929’da başlayan ekonomik krizi kendisine referans alıyor. Ondan önce yaşanan 19. yüzyılın sonlarındaki krizi referans alanlar da var. ABD’li politikacılar arasında yaygın olan başka bir eğilim ise üretim sanayisinin çarklarını tekrar döndürecek kadar para bankalara giriş yapınca her şeyin ideal bir şekilde hiçbir şey olmamış gibi devam edeceği rüyası.

1930’lardaki ekonomik kriz ile günümüzdeki durum arasındaki farklar o kadar çok ki. Ben burada sadece en önemli olanlarına yoğunlaşacağım.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra altın standardına bağlı olan dolar, savaş sırasında İngiltere tarafından yoğun şekilde altın rezervinin harcanmasından sonra İngiliz Pound’unun yerini alıyor. ABD’deki ekonomik kriz ise savaşın bitmesinden 12 yıl sonra patlak vermişti.

Bir Demokrat olan Başkan Franklin D. Roosevelt, aslına bakılırsa ekonomik kriz sayesinde başarılı oldu, bugün Obama’nın başarılı olduğu gibi. Keynesçi teoriyi izleyen Roosevelt, emisyonu artırarak piyasaya sürdüğü parayla büyük altyapı projelerine girişti. Otoyollar, barajlar gibi kârlılığı tartışılmaz bu yatırımlar sayesinde harcamalar ve ürünlere talep arttı, uzun yıllar boyunca iş imkânı yaratılarak ulusal gelir yükseltildi. Ancak Roosevelt bunu sadece kağıt basarak yapmadı, bu fonları toplanan vergilerle ve bankalardaki rezervlerle yarattı. Cazip ve garantili faiz ödemeli devlet bonosu satarak kaynak yarattı.

1929 yılında bir onsun değeri 20 dolarken Roosevelt ABD dolarının değerinin garantisi olarak ons fiyatını 35 dolara çıkaracaktır.

Temmuz 1944’te bu fiziksel altın garantisi uyarınca Bretton Woods Anlaşması imzalanır. Buna göre dünyanın diğer ülkeleri iflas bayrağını çekmiş durumdayken dünyanın en güçlü ekonomisi kağıt para basma hakkını yakalıyordu. O dönemde ABD, dünyadaki tüm altın rezervinin yüzde 80’ine sahipti.

Daha sonra neler yaşandığını sizlere bir kere daha hatırlatmama gerek yok sanırım. Bugünlerde 64. yıldönümü olan Hiroşima’ya atılan atom bombasıyla başlayan süreç Honduras’taki darbe ve Kolombiya’da açılması planlanan askeri üslerle devam ediyor. Aslına bakıldığında 1971 yılında yani Nixon döneminde altın standardı bozulmuş ve sınırsız kağıt para basılması sahtekârlığı başlatılmış oldu. Bretton Woods Anlaşmasının verdiği yetkilere dayanarak ABD konvertibiliteyi gözardı ederek bütün dünyadan kağıt karşılığı mal ve hizmet satın almaktadır. Yine kendi bastığı kağıt karşılığında mal ve hizmet verdiği de bir gerçek olsa da, altın standartı gözardı edildiği için 35 dolar olarak belirlenmiş ons değeri 1929 yılındaki değerinden 48 kat daha değerlidir. Arada kaybolan değer dünyanın tüm diğer ülkelerinin boynuna vurulan bir yüktür. Bu ülkelerin doğal kaynakları ve yarattıkları değerler yeniden silahlanmaya harcanmakta ve imparatorluğun çıkarttığı savaşların finansmanında kullanılmaktadır. Diğer ülkelere satılan bonoların değerinin yaklaşık olarak 3 trilyon dolar mertebesinde olduğu da gözönüne alınırsa, artan iç borç ile birlikte toplam açığın 11 trilyon olduğu hesaplanmaktadır.

İmparatorluk ve onun kapitalist müttefikleri kendi aralarında mücadele ederken, bizleri krizden çıkmak için ürettikleri reçetelerin vazgeçilmezliğine inandırmak istiyorlar. Ama Avrupa, Rusya, Japonya, Güney Kore, Çin ve Hindistan hazine bonosu satarak veya kağıt para basarak kaynak yaratmıyorlar. Bunun yerine kendi iç piyasalarında kendi para birimlerini koruma altına alıyorlar, bu politika halklar için çoğunlukla azla yetinmek anlamına gelse bile. Asya, Afrika ve Latin Amerika’nın gelişmekte olan ülkeleri esas bedel ödeyen ülkeler oluyor. Yenilenemez doğal kaynaklarının tüketilmesi ve halklarının kanı ve teri pahasına.

Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması NAFTA, gelişmekte olan bir ülkenin kurban olarak nasıl kurtlar sofrasına atılabileceğinin güzel bir örneğidir: Son zirvede Meksika, ne ABD ile göç sorununa dair bir çare bulabilmiş ne de Kanada ile vize sorununa dair ilerleme kaydedilebilmiştir.

Ne var ki, içinde bulunduğumuz kriz sırasında dünyadaki en büyük serbest ticaret anlaşması hükmünü sürdürmektedir: Neoliberalizm şiarıyla ortaya çıkan ve dünya finans piyasasındaki gelişmeler hızla artarken kurulmuş olan Dünya Ticaret Örgütü halen faaliyet halindedir.

Öte yandan dün, 11 Ağustos günü BBC Haber Merkezinden verilen habere göre bine yakın Birleşmiş Milletler BM yetkilisi Bonn, Almanya’daki toplantılarında bu yılın Aralık ayında iklim değişikliği ile ilgili bir karar varılacağını açıkladılar, ama zaman daralıyor.

İklim konusundaki en yetkili BM temsilcisi olan Ivo de Boer, zirveye 119 gün kaldığını ve birçok farklı çıkarın çatıştığını, tartışmak için çok az zaman olduğunu ve taslak metnin çok karmaşık olduğunu belirterek mali kaynak sorununa dikkat çekti. Ayrıca yaptığı açıklamada gelişmekte olan ülkelerin veryansın ettiği konu olan sera etkisi yaratan gazların büyük oranda gelişmiş ülkelerce üretildiğine de vurgu yaptı.

Bunun yanısıra gelişmekte olan ülkeler iklim değişikliğine karşı harekete geçilebilmesi için mali yardıma muhtaç olduklarını da belirtiyorlar.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ise iklim değişikliğine dair acilen eyleme geçilmemesi halinde gezegen çapında büyük şiddet olaylarının ve felaketlerin patlak vereceğini belirtti.

İklim değişikliğinin kuraklığı artıracağını, sellere sebep olacağını ve diğer doğal felaketleri de artıracağını belirten genel sekreter, su sıkıntısının yüz milyonlarca insanı tehdit edeceğini ve yetersiz beslenmenin birçok gelişmekte olan ülke insanını etkileyeceğini belirtti.

The New York Times gazetesinde 9 Ağustos günü yayınlanan bir makalede durum şöyle açıklanmış: “Analizcilere göre iklim değişikliği ulusal güvenlik için bir tehdit unsurudur.”

“Pentagon’daki uzman ve analizcilere göre bu şekilde gerçekleşen iklimsel krizler hükümetleri devirebilir, terörist hareketlerin gelişmesine yol açabilir ve bölgesel olarak kriz yaratabilir. Bu tür kurumlar artık ilk kez iklim değişikliğinin ulusal güvenliğe etkilerini ciddi olarak değerlendirmekte.”

”Pentagon tarafından oluşturulan ve iklim değişikliğinin ulusal savunmaya etkilerini değerlendiren çalışma grubu üyesi olan Savunma Bakanlığında görevli strateji uzmanı Amanda J. Dory’e göre durum çok hızlı bir şekilde karmaşıklaşıyor.”

The New York Times makalesinden anlaşılan, Senato’da herkesin henüz sorunun ciddiyetinin farkında olmadığıdır, sorun 10 yıl önceki Kyoto Anlaşmasından bu yana sürekli olarak ABD hükümetlerince görmezden gelinmiştir.

Ekonomik krizin emperyalizmin sonunu getirdiğini söyleyenler var, bence bunun insanlık için iyi olup olmadığını düşünmeliyiz.

Bence en önemlisi, savunacak bir davanızın ve ileriye doğru hamle yapacak umudunuzun olmasıdır.

Fidel Castro Ruz

12 Ağustos 2009

21:12

Kaynak: Prensa Latina Türkçe


Fotogaleri

EZLN Kamplarında 75 Gün

Telesur

Telesur Canlı Yayın

Prensa Latina

Latin Amerika Haber Ajansı

Bolivarsomostodos

Bolivarsomostodos
Türkçe

Bağlantılar

Desde El Sur

Ansiklopedik

Ansiklopedik Bilgiler
Wikipedia

Biliyor musunuz?
Küba Anayasa’sına, 2002 yılında eklenen bir maddeyle “Devrimin sosyalist karakterinden geri dönülmeyeceği” ilkesi, Türkiye Anayasasındaki 4. Madde gibi değiştirilemez hüküm olarak sabitlenmiştir!
 
  Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla izin almadan kullanılabilir. copyLEFT by Sendika.Org