[Anasayfa] [Hakkımızda] [Dosya] [İletişim] [Sendika.Org]
 
Ülke Arşivi:
· Arjantin
· Bolivya
· Brezilya
· Dominik Cumhuriyeti
· Ekvador
· El Salvador
· Guatemala
· Guyana
· Haiti
· Honduras
· Kolombiya
· Kostarika
· Küba
· Latin Amerika Genel
· Meksika
· Nikaragua
· Panama
· Paraguay
· Peru
· Porto Rico
· Surinam
· Uruguay
· Venezüella
· Şili


Tema Arşivi:
· Anti-ALCA & Anti-Kapitalizm hızlı okuma 7 günde ingilizce Dizi izle,full dizi izle,
· Ekoloji & Tarım escort escort bayan istanbul escortbets10seo linux hack
· Emperyalizm, Direniş & Kıtasal Bütünleşme
· Gençlik hareketleri
· Kadın & Cinsel Özgürlük Hareketleri
· Kamulaştırma
· Seçimler & Partiler
· Toplumsal Eğitim & Toplumsal Sağlık
· Yerli Halklar & Otonomi
· İnsan Hakları
· İsyan, Devrim & Sosyalizm


Yazar Arşivi:
· Alan Woods
· Christian Parenti
· Cüneyt Göksu
· Eduardo Galeano
· Federico Fuentes
· Fidel Castro Ruz
· Güneş Çelikkol
· James Petras
· Metin Yeğin
· Tom Lewis



Meraklısına Honduras dersleri: Ne oldu, ne olacak? – Soner Torlak
- - 04 Kasım 2009

Giriş: Honduras’ta ne oldu?

Haziran ayının 28’ine Honduras darbeyle uyandı. Devlet başkanı Manuel Zelaya zorla sürgün edilirken ülkedeki bütün anayasal haklar askıya alındı, aynı gün yapılması planlanan ve bir anlamda darbenin sebeplerinden biri (ama sadece biri) olan “gelecek seçimlerde yeni anayasayı hazırlayacak bir kurucu meclis de seçilsin mi?” sorusuna yanıt arayacak halkoylaması fiilen iptal edildi ve eski başbakan Roberto Micheletti başkanlığında yeni bir yasadışı hükümet kuruldu.

Darbeye Latin Amerika ülkelerinden gelen tepki, beklenmeyecek denli senkronize ve tutarlıydı. Venezüella, Bolivya, Ekvador, Nikaragua ve Küba gibi ABD emperyalizminin doğrudan hedefinde bulunan ülkeler, darbeyi sert bir biçimde kınar ve darbenin arkasında ABD’nin olduğu iddiasını daha ilk günlerden dillendirmeye başlarken, daha “ılımlı” rejimler Brezilya, Arjantin, Şili, Guatemala, Uruguay ve Paraguay” ile ABD işbirlikçisi rejimler “Meksika, Kolombiya ve Peru” bile “darbe karşıtı” havanın etkisine kapılmaya mecbur kaldı.

Kosta Rika’ya sürgüne gönderilen Manuel Zelaya, Venezüella devlet başkanı Hugo Chavez’in başlattığı agresif diplomasi vasıtasıyla kıta ülkelerinin temsilcileriyle birçok temasta bulundu ve darbe hükümeti diplomatik olarak tecrit edilerek baskı altına alındı. Latin Amerika ülkelerinin bu tür bir blok yanıt vermesi, darbeyi “darbe” diye tanımlayamayan ABD hükümetini de zora soktu, zira Honduras darbesinin meşruiyeti büyük oranda ABD’nin darbe hükümetiyle kurduğu ilişkinin biçimine ve yoğunluğuna bağlı olacaktı.

Nihayet içeride darbe karşıtı direniş sürerken Zelaya da birkaç kez sınıra kadar gelerek ülkeye girmeye çalıştı, bir keresinde de sembolik bir giriş yapmayı başardı, burada kuşkusuz bu tür bir girişimin gösterdiği en önemli şey, 70lerdeki gibi darbenin sınır ötesinde müttefiklerinin olmaması ve dolayısıyla darbeci hükümetin açıkça tecrit edilmiş durumda bulunmasıydı. Derken muhtemelen Chavez’in ince bir “komplosuyla” Zelaya, Honduras’a gizlice giriş yaparak Brezilya Büyükelçiliği’ne sığındı.

Burada Brezilya Büyükelçiliği’nin seçilmiş olmasının da oldukça başarılı bir politik manevra olduğunu kaydetmek gerekiyor. Zira kıta siyasetinde büyük bir ağırlığa sahip olan Brezilya, ABD’nin ve darbe hükümetinin baskı yapma ve hatta müdahale etme konusunda en fazla çekineceği ülke olması nedeniyle seçilmişti. Uluslararası temaslarını buradan yürütmeye başlayan Zelaya’nın gelişi, darbe hükümetini bütün muhalif basın kuruluşlarına baskınlar düzenleyerek muhabirlerini gözaltına almaya, sokağa çıkma yasağı ilan etmeye ve her türlü direniş unsuruna sert biçimde saldırmaya varan kontrolsüzlükler sergilemeye zorladı. Zelaya’nın ülkede bulunmasıyla birlikte sokaktaki direnişin, barikatların ve sivil itaatsizliklerin bitmek yerine iyice artmasıyla diplomatik baskı birleştiğinde darbe hükümeti olağanüstü hâl uygulamalarına son vermek zorunda kaldı.

Öte yandan Metin Yeğin’in de belirttiği üzere Manuel Zelaya’nın en büyük hatası diplomatik baskıya sokaktaki direnişten daha fazla güvenerek darbe hükümetiyle masaya oturmak oldu. Ve bir kere masaya oturulduğunda en radikal talepler dillendirilse de (Zelaya sadece devlet başkanlığına geri dönmesi kararı alınırsa uzlaşacağını açıklamıştı) gayrimeşru hükümetle pazarlık başladı. Darbe hükümeti 29 Kasım olarak belirlediği devlet başkanlığı seçimlerine kadar Zelaya’yı oyalamayı ve nihayet seçimle kendini meşrulaştırmayı denerken, Zelaya son bir hamle yaparak rest çekti. Yine sokağın desteği Zelaya’nın restinin görülmesini zorunlu kılarken sürecin radikalleşmeye başlamasının sıkıntı yaratacağını düşünen ABD hükümeti, “krizi çözmek üzere” Honduras’a bir heyet yolladı. ABD heyeti Honduras’a ineli daha birkaç saat olmuşken darbe hükümeti Zelaya ile anlaşmayı kabul etti.

Müzakerelerin sonucunda “Zelaya’nın göreve dönmesine Ulusal Kongre’nin karar vermesi” kararına varıldı. 29 Kasım’da yapılacağı ilan edilen seçimlerin fiilen meşrulaştırılmasına neden olan uzlaşmaya göre; “Ulusal Birlik Hükümeti'nin kurulması, anayasal referandum ve anayasanın değiştirilemez maddelerinin değiştirilme girişimlerinin sona ermesi, 29 Kasım 2009 tarihinde düzenlenmesi planlanan seçimlerin tanınması ve seçim sürecinin desteklenmesi, 28 Haziran Darbesinden sonra gerçekleşen olayların inceleneceği bir komisyonun kurulması ve uluslararası kamuoyuna Honduras ile kopartılan uluslararası ilişkilerini yeniden kurmaları için çağrı yapılması” kararları alındı.

Gelişme: Honduras dersleri

Aradan geçen dört aydan fazla sürede yaşananlar Honduras’ı her aşamasında siyaset dersleri içeren bir laboratuar haline getirdi. Honduras “meselesi” öncelikle ABD’nin Latin Amerika’ya dönük Bush döneminde güncellenen planının yürürlükte olduğunu teyit etti ancak ABD’nin kıtadaki hegemonya kaybının tahmin edilenden de fazla olduğunu açığa çıkardı.

Gelinen noktadan bakıldığında, ABD hükümeti en ufak bir silahlı direniş olmayan, ufak ve her anlamda güçsüz bir ülkedeki darbeye ön ayak oldu ancak ne sahiplenebildi ne de darbe hükümetinin ayakları üzerine oturmasını sağlayabildi. ABD böylece Venezüella’da 2002 yılında açıkça yardım ettiği ve iki gün sonra yenilgiye uğrayan askeri darbeyle başlayan ve Bolivya’da ayrılıkçı muhalefetin silahlı “özerklik” planlarının desteklenmesi ve Ekvador’da bir hükümet darbesi örgütlenmesiyle devam ederek Honduras darbesiyle tamamlanan “müdahale çemberinin” her başlığında geçici ama ağır yenilgiler aldı. 

Venezüella’da Chavez hükümeti 2002 darbesinden daha güçlü ve meşru çıkmakla kalmadı, ülkedeki ABD destekli muhalefet de bütün meşruiyetini yitirerek tasfiye edildi, dahası hükümet radikal adımlar atarak toplumsal misyonlar örgütledi, yeni ve oldukça kapsamlı bir kamulaştırma dalgası başlattı ve nihayet kıta çapındaki ABD ve serbest ticaret antlaşmaları karşıtı entegrasyon çabalarına hız verdi. Bolivya’da ordu bölünmeyerek başkan Evo Morales’in arkasında saf tuttu ve muhalefet ön ayak olduğu katliamlardan yargılanarak kısmen etkisizleşti, oldukça radikal olan yeni Bolivya anayasası onaylanarak yürürlüğe girdi. Ekvador’da bir hükümet darbesi örgütledikleri açığa çıkan istihbarat ve ordu içindeki ABD yanlısı görevlilerin neredeyse tamamı temizlendi, tasfiye edildi ve en önemlisi ABD askeri üssünün sözleşmesi yenilenmeyerek ABD askerlerinin Ekvador topraklarındaki fiili varlığı sona erdi. 

Latin Amerika ülkeleri bloklaşıyor

Honduras “meselesi” öte yandan ABD’nin hegemonya kaybına paralel biçimde Venezüella ve Küba’nın başını çektiği Latin Amerika birliğine yönelik çalışmaların tahmin edilenden daha etkili olduğunu göstermesi açısından da önemliydi. İkili ticaret antlaşmaları ve diplomatik flörtler üzerinden yürüyen “entegrasyon” siyasetinin kıta hükümetlerinin ortak siyaset geliştirme reflekslerini ciddi biçimde geliştirdiği ve ılımlı sayılabilecek hükümetlerin dahi bu kadar kritik ve riskli bir başlıkta ABD’ye açıktan kafa tutmaktan kaçınmadıkları da görünür hale gelen başlıklar arasındaydı.

Latin Amerika Planı iflas mı etti?

Peki, ABD eski dışişleri bakanı Condoleezza Rice’ın 2008’in Mart ayında Brezilya ve Şili’ye gerçekleştirdiği mini ziyaretlerle başlayan ve kıta çapındaki tescilli halk düşmanlarının yer aldığı bir dizi toplantıyla devam eden ABD’nin Latin Amerika’ya dönük yeni bir hareket planı oluşturma çabasının ilk meyvesi olan Honduras darbesinden istenen sonucun alınamamış olması ABD’nin Latin Amerika Planı’nın iflası anlamına mı geliyor? Kuşkusuz bu soruya olumlu ya da olumsuz bir cevap vermek için henüz erken ancak ABD tarafında şimdilik ciddi bir hüsran yaşandığı da aşikâr.

Öte yandan Latin Amerika açısından ABD’nin hegemonya kaybının küresel kapitalizmin kriziyle çakışmasının yarattığı “pat” halinin ilerici/ sol referanslı hükümetler lehine bozulmasını sağlamak adına atılması gereken radikal adımların büyük kısmı halen atılmış değil. Özellikle kıta siyasetine yön verme kuvvetine sahip iki ülke olan Brezilya ve Arjantin’in hem iç siyasetlerinin hassas dengeleri hem de özellikle Brezilya açısından basiretsizlikleri, bu iki ülkenin hükümetlerinin dengeyi ABD aleyhine bozacak adımlar atmalarını neredeyse olanaksız kılıyor.

Daha önce de bahsedildiği üzere ABD’nin Honduras “meselesi”nin bir an önce çözüme kavuşmasında çıkarı olduğu ortaya çıkıyor. Kıtada Chavez’in sürüklediği siyasal blok girişimi kurumsallığa adım adım yaklaşırken, ABD'nin en azından kısa vadede kıtadaki işbirlikçi rejimleri korumak zorunda olması, Honduras krizinin bir şekilde çözülmesi sonrasında ABD’nin belli bir dönem için geriye çekilebileceği ya da en azından Honduras’la birlikte doğrudan müdahale kanallarına geri dönme fikrini bir süre askıya alabileceği tahmininde bulunmamızı kolaylaştırıyor.

Direniş ve itaatsizliğin gücü

Bu bahsi geçersek, Honduras’tan alınacak derslerden en önemlilerinden birinin, sokakta yapılan muhalefetin gerçekten de siyasal süreçlere hayati etkilerde bulunduğunu görmek olduğu söylenebilir. Nihayet eğer darbeden bu yana sürekli sokakta olan ve çatışarak, üretime katılmayarak, barikat kurarak veya basit günlük ihlallerde bulunarak direnen sürekli bir muhalefetin olmaması halinde darbe hükümetinin elinin çok daha rahat olacağını görmek gerekiyor. Uluslararası diplomatik baskıyı da daim kılan etkenlerden birinin ve belki de en önemlisinin Honduras içinde darbe hükümetinin meşruluğunu inatla reddederek uzlaşmazlığı sürekli ve örgütlü kılan toplumsal direniş hareketleri olduğunu teslim etmek de gerekiyor.  

İki ucu kirli değnek: Diplomasi

Honduras “meselesi” kıta ülkeleri açısından ciddi bir diplomasi sınavı da olurken, toplumsal hareketlilik olmaksızın diplomasinin belirli bir yere kadar işlevsel olacağını göstermesi açısından da hayli faydalı oldu. Honduras’ta darbe hükümetinin bütün diplomatik yalıtılmışlığına karşın varlığını sürdürebilmesiyle açığa çıkan bu gerçek “ABD’nin doğrudan ya da işbirlikçi rejimleri eliyle gerçekleştireceği bir işgal ya da hükümet devirme girişimine nasıl yanıt verilecek?” sorusuna verilecek cevabı da hayati hale getiriyor.

Nihayet daha önce başka yazılarda da belirtildiği üzere Honduras darbesiyle ve neredeyse eş zamanlı biçimde ABD’nin Kolombiya kanalıyla kıtaya silahlı saldırganlığını yeniden yöneltmeye başladığı sinyalleri vermeye başlamasıyla birlikte, Latin Amerika yavaş yavaş “yasallık” rüyasından uyanıyor. Venezüella’da 2002 yılında gerçekleştirilen askeri darbenin sadece halkın sivil itaatsizliğiyle değil, Chavez yanlısı askerlerin silahlı kalkışmasıyla da devrildiği biliniyor. Dolayısıyla güçlü bir diplomasi yürütmenin yanı sıra her ilerici hükümetin olası bir müdahalede yaslanacakları gerçek gücün örgütlü halk gücü olduğu da ortaya çıkıyor.

Ancak diplomasi silahının, hele ki emperyalist komşunun faaliyetlerine karşı büyük oranda ortak siyasi irade sergileyebilen hükümetlerin olduğu bir bölgede yabana atılmaması da gerekiyor. Nihayet Honduras’ta darbe hükümetine geri adım attırılmasında örgütlü halk muhalefetinin ve diplomasinin büyük ölçüde birbirini tamamlayıcı işlevler yüklenmiş olması, Latin Amerika soluna bugün “yasal” ve “fiili” güçlerin uyumluluğunun ne ölçüde ve nasıl sağlanabileceğini sorduruyor.

Sonuç: Honduras’ta ne olacak?

Öncelikle Honduras’ta “çözüm” olarak sunulan sürecin hayli mantıksız durumlar içerdiğinden bahsedelim. Zelaya’nın “Kongre’nin onaylaması halinde devlet başkanlığına dönmesi”ne ilişkin alınan karar başlı başına garip. Zira Zelaya’nın tekrar devlet başkanı olup olmayacağına karar verecek olan kurum henüz dört ay önce Zelaya’nın yasadışı biçimde hem de askeri bir darbeyle görevinden alınarak sürgüne gönderilmesini onaylamıştı.

Ayrıca 29 Kasım’da yapılacak olan devlet başkanlığı seçimlerinin Zelaya’nın göreve dönmesinin onaylanması halinde ne olacağı ciddi bir muamma. Kaldı ki 29 Kasım’da seçimlerin yapılması halinde Manuel Zelaya’nın yeniden başkan olup olamayacağı, seçim sürecinin nasıl işleyeceği ve şu ana kadar uygulanan devlet terörünün ardından normal şartlarda Zelaya’ya oy verecek olan Honduras vatandaşlarının bundan kaçınıp kaçınmayacakları da yanıtını bekleyen sorular arasında.

Darbecilerin 70’e yakın kişinin katledilmesi, binlerce kişinin tutuklanması, işkence görmesi, her türlü temel insan hakkının gasp edilmesi gibi vahim sonuçlar doğuran dört aylık iktidarında işlenen suçların cezasız kalıp kalmayacağı da sürece bırakılmış başlıklar arasında. Taraflar arasında yapılan anlaşmada yer alan “28 Haziran Darbesinden sonra gerçekleşen olayların inceleneceği bir komisyonun kurulması” kararının herhangi net bir zaman ve kurum tarif etmemesi de darbecilerin uzun vadeye yayılmış ve en az hasarla atlatılacak bir soruşturma/mahkeme sürecini planladığını gösteriyor.

Honduras’taki yüksek mahkemelerin darbeyi meşrulaştırmak adına hareket ettikleri ve hatta Honduras Anayasa Mahkemesi’nin gerçekleşen askeri darbeyi “gayet anayasal” bulduğu ve mecliste de Zelaya muhaliflerinin baskı yapabilecek ve yasama sürecini yönlendirebilecek kadar güce sahip olacakları düşünüldüğünde darbecilerin yargılanmasına ilişkin çok fazla umut beslenmemesi gerektiği ortaya çıkıyor.

Son olarak darbe hükümeti ile Manuel Zelaya arasında kilitlenen müzakerelerin ABD’nin Honduras’a bir heyet yollamasının hemen gününde çözülmüş olması da “bayram değil seyran değil darbeci hükümet bizi niye öptü?” diye sormayı gerekli kılıyor. Burada akla, gizli görüşmelerde Zelaya’nın iktidarda olduğu ama muktedir olmadığı bir geçiş hükümetiyle “Honduras demokrasisi”nin makyajı tazelenirken, tarafların “darbe hiç olmamış gibi” davranarak darbecilerin yargılanmamasını garanti etmeleri benzeri bir kararın alınmış olabileceği de geliyor. 

Nihayet Honduras’ta yaşanan sürecin, Latin Amerika’daki rehaveti sağlam bir tokatla ortadan kaldırması nedeniyle kısmen yararlı olduğu öne sürülebilir ki bu süreç dâhilinde Honduras’ta geleceğe devredecek, ayakları yere basan bir direniş ve taban siyaseti odağının da oluşmuş olması belki darbenin tek olumlu mahsulü sayılabilir. Ancak bütün bu saydıklarımızla birlikte Honduras’taki sürecin devam ettiğini ve yakın zamanda yeni bir güç dengesinin kurulacağını da göz önünde tutmak gerekir.

Soner Torlak

4 Kasım 2009

Fotogaleri

EZLN Kamplarında 75 Gün

Telesur

Telesur Canlı Yayın

Prensa Latina

Latin Amerika Haber Ajansı

Bolivarsomostodos

Bolivarsomostodos
Türkçe

Bağlantılar

Desde El Sur

Ansiklopedik

Ansiklopedik Bilgiler
Wikipedia

Biliyor musunuz?
Küba Anayasa’sına, 2002 yılında eklenen bir maddeyle “Devrimin sosyalist karakterinden geri dönülmeyeceği” ilkesi, Türkiye Anayasasındaki 4. Madde gibi değiştirilemez hüküm olarak sabitlenmiştir!
 
  Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla izin almadan kullanılabilir. copyLEFT by Sendika.Org