[Anasayfa] [Hakkımızda] [Dosya] [İletişim] [Sendika.Org]
 
Ülke Arşivi:
· Arjantin
· Bolivya
· Brezilya
· Dominik Cumhuriyeti
· Ekvador
· El Salvador
· Guatemala
· Guyana
· Haiti
· Honduras
· Kolombiya
· Kostarika
· Küba
· Latin Amerika Genel
· Meksika
· Nikaragua
· Panama
· Paraguay
· Peru
· Porto Rico
· Surinam
· Uruguay
· Venezüella
· Şili


Tema Arşivi:
· Anti-ALCA & Anti-Kapitalizm hızlı okuma 7 günde ingilizce Dizi izle,full dizi izle,
· Ekoloji & Tarım escort escort bayan istanbul escortbets10seo linux hack
· Emperyalizm, Direniş & Kıtasal Bütünleşme
· Gençlik hareketleri
· Kadın & Cinsel Özgürlük Hareketleri
· Kamulaştırma
· Seçimler & Partiler
· Toplumsal Eğitim & Toplumsal Sağlık
· Yerli Halklar & Otonomi
· İnsan Hakları
· İsyan, Devrim & Sosyalizm


Yazar Arşivi:
· Alan Woods
· Christian Parenti
· Cüneyt Göksu
· Eduardo Galeano
· Federico Fuentes
· Fidel Castro Ruz
· Güneş Çelikkol
· James Petras
· Metin Yeğin
· Tom Lewis



Venezüella’da sermaye-medya ilişkisi ve burjuva basında Türkiye-Venezüella mukayesesi – Kansu Yıldırım
- - 30 Ocak 2010

Neden anti-Chavezcilik?

Venezüella’da son zamanlarda yaşanan olaylar, malum uluslararası basın tarafından bir meşruiyet krizine dönüştürülmeye çalışılıyor. Nasıl mı? Her zamanki gibi, kapitalizmi tüketim toplumu üzerinden okuyarak insanların algılarını maniple etmeye çalışan medyanın desteği sayesinde.

En yalın biçimde ifade edersek “varsıllar” ve “yoksullar” arasındaki alan tutma ve iktidar mücadelesi, bir üst düzleme sirayet ederek Chavez ve muhalifleri arasında bir siyasi çekişmeye sahne olmaktadır. Bu etapta muhalif olarak bahsettiğimiz gruplar, örneğin Türkiye’deki gibi özelleştirmeye karşı olan ya da “parasız eğitim parasız sağlık” talepleri ile ortaya çıkan gruplar olmaktan ziyade, Chavez’in uyguladığı kamucu ve halk için hayatı kolaylaştıran politikalara karşı olan gruplardır. Teorik olarak ifade edersek kolektif üretim araçlarının mülkiyetini kaybetme durumu nedeniyle toplumsal statülerini ve sınıfsal konumlarını kaybedecek kesimlerin korkuları bu grupları muhalefet arasında olmaya zorlamaktadır.

Bu arada bir parantez açarsak Venezüella’daki sermayedar grupların kimliği bazı sektörlerde kozmopolit bir yapı arz etmektedir. Ulusal sermayenin varlığının yanında denizaşırı ülkelerle oluşturulan “şirket-evlilikleri” Venezüella’nın genel sermaye profilini oluşturmaktadır. Bilineceği gibi uluslararası sermaye özellikle gelişmekte olan ülkelere yatırımlar yaparken tüketici kesimlerinde uyanabilecek yabancılık olgusunu aşmak ve iflas durumlarında faturanın çoğunu yerli şirketlere kesebilmeyi de amaçlamaktadır.

Ulusal ve uluslararası sermayenin medya aracılığı ve çeşitli enformel örgütlenmelerle Chavez’in siyasi ve sosyal icraatlarına karşı durmasının altında doğrudan ekonomi-politik nedenler yatmaktadır. Sadece 2009 yılında gerçekleştirilen kamulaştırmalara göz attığımıza anti-Chavezist olmanın gerekçelerini daha kolay anlayabiliriz:

*) Hugo Chavez, dünyada yaşanan ekonomik krize dönük önlemler kapsamında Venezüella’da faaliyet gösteren ve zarar eden özel bankalara devlet tarafından el konulacağını açıkladı.

*) Venezüella’da ülkenin en büyük maden yatağı işletmesi olan las Cristinas’ın kamulaştırılacağı açıklandı.

*) Venezüella’daki yerli halkın kültür ve gelişimini desteklemek amacıyla, Venezüella’nın Delta Amacura bölgesine bir Şaman tedavi ve gelişim merkezi açıldı.

*) Halk bankaları, topluluklardaki örgütlenme mekanizması olan halk konseylerinin mali olan ve olmayan tüm kaynaklarını yönetiyor. Örgütlü topluluklar, halk bankaları yoluyla sosyal projeler finanse edebiliyor, acil durumlarda üyelerine destek olabiliyor ve sosyal yatırımlar yapabiliyorlar.

*) Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, ABD'li gıda devi Cargill'in pirinç işleme fabrikasını kamulaştırma talimatı verdi.

*) Venezüella hükümeti, geniş kapsamlı tarım reformunun bir parçası olarak hükümetin, İrlandalı karton üreticisi Smurfit Kappa Group'un arazisinin kamulaştırıldığını bildirdi.

*) Venezüella devlet başkanı Hugo Chavez, “bütün ülke bilsin ki, 2009 yılında, spekülasyon ve dezenformasyon yaparak Venezüella halkı üzerinde psikolojik bir savaş yürüten burjuva medya ne derse desin, toplumsal harcamalar artmaya devam edecek” sözlerini sarf etmişti.

*) Venezüella Devlet Başkanı Chavez geçtiğimiz Perşembe günü Japon sermayeli demir şirketlerinin kamulaştırılması talimatı verdi.

*) Zulia ve Tachira eyaletlerinde bulunan iki şeker işletim tesisi kamulaştırmaya hazırlanıyor.

*) Venezüella hükümeti ülkede faaliyet gösteren en büyük iki kahve şirketi Fama de America ve *Cafe Madrid’i “haksız rekabeti ve tekeli önleme” gerekçesiyle kamulaştırma kararı aldı.

*) Chavez, Tachira ve Torondoy eyaletlerindeki Venezuela ve Casta adlı şeker fabrikalarının kamunun malı haline getirileceğini açıkladı.

İsmi geçen ve kamulaştırma talimatı ile üretim sürecindeki rolü tehlikeye düşen bu şirketlerin bazıları uzun süredir işçi hakları tartışmalarında da adı geçen şirketlerdir. Hal böyle olunca Venezüella’da uygulanmaya çalışılan kamucu politikalara kaşı muhalefet bir kaos ortamı yaratabilmek amacıyla Chavez bloğunun ilk günlerinden itibaren periyodik dezenformasyon çalışmalarını tüm gücüyle sürdürmektedir.

Muhalif medya ne kadar muhalif?

Başta demokrasi olmak üzere özgürlük ve eşitlik gibi birçok kavramı kendi meşrebinden okuyan neoliberalizm ve aktörleri, yazının ana ekseni olan basın özgürlüğü tartışmalarında da konuya dair parametreleri pragmatik bir tavırla ele almaktadır. İnsanların zararına olan fakat sermayedar sınıfların çıkarlarını pekiştirecek uygulamaları klasik demokrasi söylemi ve mülkiyet özgürlüğü bağlamında değerlendiren ana akım medya kurumları, -yurttaşlar için yapılan- kamulaştırma gibi icraatları tipik bir despotizm başlığında kitleler ile buluşturmaktadır.

Venezüella’da yayın yapan RCTV’nin 2007 yılında kamusal yayın dalgaları üzerinde tekel hakkıyla yayın yapmasını sağlayan sözleşmesini tekrar gözden geçiren Chavez hükümeti, ABD ve uluslararası basın tarafından anti-demokratik uygulamaların baş müsebbibi olarak lanse edilmiştir. Gerçekte ise, Venezüella’da Chavez karşıtı muhalefetin önemli isimlerinden olan ve aynı zamanda RCTV’nin de başkanı olan Marcel Granier, 2002 yılında Nisan ayında Caracas’ta yapılan bir gösteride hükümete bağlı kolluk güçlerinin göstericileri vurduğunu gösteren sahte görüntülerle Chavez yönetimini meşruiyet krizine düşürmeyi amaçlamıştı. Bu noktada bilinçli bir tavırla davranan uluslararası ana akım medya, RCTV’nin yayıncılık etiğini ya da haber içeriklerini sorgulama gereğini hiç duymadı. (Bu örnek burjuva siyasetinin popülist ve menfaatperest özelliğini gözler önüne koyması bakımından önemlidir.) RCTV’nin haber içeriklerinin “asılsız” ve “hedef gösterme” boyutu taşıması bu örnekle sınırlı kalmamış ve seçilmiş hükümete karşı bir askeri darbenin düzenlenmesini de teşvik etmiştir. RCTV’nin sergilediği bu durumsa yayın lisansının yenilenmemesine neden olmuştur.

Venezüella’da yayın yapan televizyon kanallarının son 5 yıla yakın bir zamandır yapılanması salt iktidara yönelik muhalefet ekseninde gelişmektedir. Washington’da bulunan Ekonomi ve Politika Araştırmalar Merkezi yöneticilerinden Mark Weisbrot’un dikkat çektiği nokta, medyanın hala katı biçimde partizan ve halen genel medyadan devlet medyasındaki rakiplerinden daha büyük paya sahip olduğu ve Fox News çalışma yöntemine yakın hareket ederek diğerlerini yok sayarak modern gazeteciliğin bazı normlarını uyguladığıdır. Ana muhalefet gücünü oluşturan başta televizyon kanalları ve diğer işitsel-görsel-yazılı basın kuruluşları, Venezüella hükümetinin dünya ve yerel kamuoyunda zor duruma düşürmek için “sansürcülük” ile itham ediyorlar. Bu olay üzerinden bir tümevarımcılık ile seçilmiş Venezüella hükümeti anti-demokratik olarak gösterilmiş, Chavez keyfi bir yönetim örneği sergileyen lider olarak kodlanmaya çalışılmıştır. Ama biz biliyoruz ki, hükümeti sahte görüntülerle yıpratmaya çalışan ve iktidara karşı darbe çağrısında bulunan herhangi bir medya kuruluşu liberal-muhafazakâr veya rantiyer kapitalist hangi kılıfta olursa olsun hiçbir devlet tarafından yayın hayatında tutulmaz; formel ya da enformel cezai yaptırımlara maruz bırakılır.

2007 ve 2008 yıllarında RCTV önderliğinde muhalefetin soyunduğu taktiklerden bir tanesi basın özgürlüğü ve konuşma hakkı çerçevesinde propaganda ve ajitasyon eylemlilikleriydi. Uluslararası ana akım medya herhangi bir demokratik ülkede, yayıncılık etiğini hiçe sayması nedeniyle yayın lisansı alabilmesi söz konusu dahi olamayacak RCTV için “basın özgürlüğü” etrafında bir kampanya başlatarak RCTV’nin hükümeti düşürmek için yaptığı girişimleri (ve yalanları) sümen altı edecek yolları tek tek denedi.

RCTV başkanı Granier’in kendisinin de yer aldığı sermaye sınıfının çıkarlarını korumak adına ABD ve diğer denizaşırı kapitalist ülkelerin yardımıyla şu önemli gerçeği Venezüella ve diğer halklardan saklamaya çalıştılar: Uluslararası ana akım medya kurumları ve ABD destekli anti-Chavezci kuruluşların hükümete karşı savaşı, RCTV’nin bir ulusal kanal olup olmadığı ve diğer kablolu kanallar gibi hükümetin yasal düzenlemelerine uyması gibi yükümlülükleri taşıması gerektiği üzerinden atlandı. Mesele, bir ilişki olarak sermayenin, kendisinden uzaklaşmaya başlayan devletin icra organı olan hükümeti kendi tarafına çekebilmek için geliştirdiği ideolojik aygıtların başında gelen medyayı halk nazarında meşru gösterme çabasına döndü. Temel haklar içinden burjuvazinin cımbızla çektiği “ifade özgürlüğü” kavramı, odak noktasının tersine çevrilmesiyle, patronlar üzerinden yapılan analizleriyle buluşarak Chavez hükümetine karşı yürütülen propaganda çalışmalarının omurgasını oluşturdu.

Tarihsel kazanımların önemini aklımızın bir kenarında tuttuğumuzda ifade veya anayasalarda yer alan diğer tüm özgürlük biçimleri ve modelleri tüm insanlığın kullanımına ve yararına açıktır. Ne var ki, Marx’ın Manifesto’da altını çizdiği mesleklerin kapitalizmin hizmetine girmesi ve “tüm halelerinin sökülüp atılması” beraberinde etik gibi önemli tartışmayı getirdi; bu özgürlükleri kullanan mesleklerin neye ve kime, nasıl hizmet edeceği. İşlevselleştirilen meslek gruplarının aynı zamanda mensup olduğu sınıfın çıkarlarını maksimize etmeye dönük çabaları, medya gibi kitlelere bilgi akışını sağlayan kurumların haber kaynaklarının bulunduğu havuzlarının sularını da bulanıklaştırdı. Bu durum Venezüella içinde geçerlidir: Ağustos 2004’teki Chavez’i geri çağırma referandumunda elektronik ortamda sahtekârlık yapıldığına ilişkin ortaya atılan iddiaların mevcut hükümet karşıtı medya organlarınca kamuoyuna servis edilmesi sonrası yapılan araştırmaların raporlarında bu iddiaların asılsızlığı ortaya konmuş oldu. Yalan haber yayarak “taraftar” toplama girişimleri yüzünden Latin Amerika’da pek çok halkçı ve kamucu politika yürüten hükümetler zor zamanlar geçirmektedir.

Bu yıl Venezüella’da kablolu kanalların yayın kaidelerine ilişkin hükümetin uygulamaya çalıştığı son düzenlemeler, anti-Chavezci muhalefetin propagandif tutumu nedeniyle sokak çatışmalarına döndü. Venezüella’nın Ulusal İletişim Komisyonu (CONATEL), Radyo ve Televizyonda Sosyal Sorumluluk Kanunu’na aykırı yayınlar yaptıkları gerekçesiyle altı kablolu kanalın yayını geçici sürelerle durduruldu.

Peki, bu kanalların editoryal ekiplerinin hangi tutumları kanalların lisansının durdurulmasına neden oldu ve Venezüella dışındaki ülkeler bu haberleri nasıl okuyor?

Türkiye ve diğer kapitalist ülkelerin medya kurumları ile oluşturduğu göbek bağı yüzünden Venezüella’daki CONATEL’in uygulamaları bire bin katılarak aktarılmakta ve durdurma kararları kapatma kararları olarak lanse edilerek sansürcülük üzerinden bir iktidar değerlendirilmesi yapılmaya kamuoyu zorlanmaktadır. Bu arada Venezüella’da yazılı ve görsel muhalif basının manşet, sür-manşet olarak verdiği “Chavez’i durdurun”, “Asker işbaşına”, Chavez için yapılan suikast çağrıları gibi yoğun şiddet ve çatıma içeren haberleri bu suni sansür tartışmaları içinde ört pas edilmektedir. Venezüella’nın önde gelen sanayici ve işadamları kuruluşlarından olan FEDECAMARAS’ın başkanı Noel Alvarez, RCTV’de bir programda Chavez hükümetini siyasi iktidardan silebilmek için çözümün askeri niteliği olması gerektiğini savunmuştu. Diğer bir deyişle askeri çözüm olarak muhalefetin medyası ve kişi/kurumlarınca deklare edilen çözüm, dışsal bir askeri çözümdür. Sıcak bir örnek olarak Honduras’ta eçilmiş başkan Zelaya’nın karşılatığı durum, Haiti’de deprem sonrası yaraları sarmak adına insani yardım olarak Amerikan askerilerinin bölgeye sevkiyatı gibi tüm olaylar, Venezüella için önerilen çözümün Amerikan ve/veya Amerikan destekli ordularca ülke yönetimine el konulası anlamına gelmektedir.

CONATEL her şeyden önce Chavez’in bir tiran gibi dört bir yana buyurduğu emirlerden değil, “sorumluluk yasası” uyarınca çocuklara ve yetişkinlere yönelik programların standartlarını gösteren yönetmeliklerin dışına çıkan kanallara idari ve cezai yaptırımlar getirmektedir. Irkçı, cinsiyetçi, kışkırtıcı ve şiddete özendiren yayınları yasaklayan, kanalların yayınlayabileceği marka, meta reklamların sayısını belirleyen CONATEL, uluslararası ana akım medya tarafından despotik yönetimin bir aracı olarak sunulmaktadır.

Bu hafta içinde başta RCTV’nin tahripkâr yayınları ve hükümet karşıtı M-13 gibi bazı sağcı örgütlerin Merida eyalet merkezinde neden olduğu kargaşa, Venezüella Adalet ve İçişleri Bakanı Tarek El-Aissami’nin yaptığı açıklamaya göre eylemleri tetikleyen “muhalefet liderleri, kendi yüzlerini gizleyerek öğrencileri kukla gibi kullanmaya çalışıyor. Bunlar sağcı ve faşist çetelerdir. Ülkeyi istedikleri gibi ateşe atabileceklerini, istikrarsızlaştırabileceklerini ve istedikleri gibi şiddet uygulayabileceklerini sanıyorlar”. Sermayenin kitleler ile buluşturucularından ve katalizörlerinden olan RCTV’nin “geçici” süre ile yayının durdurulması, barajlarda az suyun bulunması nedeniyle gerçekleştirilen elektrik kesintileri gibi nedenlerin arkasına saklandırılarak meşrulaştırılmaktadır.

Uluslararası ana akım medya ise bu aşamada militarizm ve iç savaş propagandası yapan, seçilmiş hükümeti hedef gösteren RCTV’nin yasalar tarafından yayın lisansının geçici süre ile durdurulmasını kendi kirli politik çıkarlarını gizlemek ve pragmatik bir demokrasi anlayışını kitlelere empoze etmek amacıyla kaşımaktadır. Son zamanlarda da Türkiye’de çeşitli haber kanalları bilinçli bir tutumla olaylar için neden sorusunu sormadan işleyiş üzerinden sorgulayarak seçilmiş ve kamucu politikalar uygulayan bir hükümeti zan altında bırakmaya çalışmaktadır.

Türkiye ve Venezüella, aynı mı farklı mı?

Son birkaç on yıldır Türkiye yayıncılık hayatında önemli bir yer kaplamaya başlayan haber kanalları, ülke gündemine dair kendi ideolojik panaromalarının içinden pek çok analizler yapmaktadır. Bu kanallar bir slogan olarak “tarafsızlık” ibaresini kullansa dahi hemen hemen hepsi bir veya birkaç holdingle ve yönetim kurulu ile organik bağlara sahiptir. Haber akışları İMKB kapanıncaya borsa, döviz, hisselerin değerlerine endeksli biçimde gelişmekte, borsa seanslarının bitişi sonrası ise işçi ve emekçi gündeminden uzak bir “siyasi harikalar dünyası” olarak karşımıza çıkmaktadır. Sermaye eksenli bilindik aktörler, sonuçsuz tartışmalar, burjuva popülizmi ve yüksek dozda kamplaşma…

Altı çizilmesi gereken yer AKP iktidarı ile birlikte özel kanalların ve devlet kanallarının taraftarlığı üzerinde bir tartışmanın başlaması olmuştu. Devlet kanallarını klasman dışı tuttuğumuzda özel medya kurumları çok basit ve kaba bir dikotomide yandaş ve yandaş olmayan olarak ikiye ayrıldı. Haber kanalları da bu sınıflandırma içinde değerlendirilmelidir.

Son olarak Başbakan Erdoğan’ın Bilecik’te yaptığı yol açılışı sırasında haber kanallarını “açılışı canlı yayınlayan ve yayınlamayan” olarak iki grupta değerlendirmesi yeni tartışmalara neden oldu. Uzunca bir süredir AKP grup toplantılarında medya kurumlarını suçlayan Erdoğan, ülkede yaşanan gerilim yaratıcı gelişmelerin basında yer bulmasına karşın hükümetin icraatlarına yer vermemesini eleştirmiş, bilinçli olarak medyayı ülkeyi kaos ortamına sürüklemekle suçlamıştı. Bu eleştiriye kısmen bir doğruluk atfetmemiz mümkündür. Çünkü iktidarı yıpratacak kamuoyu gücünü taşıyan medya kuruluşları aynı zamanda bir danışıklı dövüş içerisinde halklar üzerinde bir karamsarlık havası yaratır. Şiddet ve ölüm dolu veya iç-dış tehdit mitlerini pompalayan haberleri sunarak “çıkış yok!” havası yaratan medya, bu karamsarlıktan kurtulmak için çözümü de, açık veya kapalı, biçimde sunmayı ihmal etmez.

Başbakan Erdoğan’ın giderek bir tek adam portresi çizdiği bugünlerde medya ile gerilimleri ötürüsüyle kendisine yönelik eleştirileri daha sert cevaplarla veya idari-cezai yaptırımlarla karşılaması etki-tepki durumuna neden olmuştur. Ancak kapatılan yazılı-görsel veya işitsel bazı kuruluşlarına baktığımızda sermaye ile bağlantısı olan kurumlardan ziyade ezilen halkların ve emekçilerin politikasını, kültürünü ve taleplerini dile getiren Günlük, Azadiya Welat, Hayat Televizyonu ve daha pek çok gazeteyi ve radyoyu saymak mümkündür.

Bir Amerika menşeli haber kanalının Türkiye “şube”sinde tartışılan yerel ve uluslararası iki olayın muhakemesi ve neticelendirilmesi, burjuvazi kökenli haber etiğinin elma ve armutları toplaması üzerinden işlemektedir. Başbakan Erdoğan’ın hükümet politikalarını güzellemeyen ve öykündürmeyen kanalları ve gazeteleri “çıbanbaşı” olarak lanse etmesi, birçoğunu kapatması ile Venezüella’da Chavez’e yönelik suikast ve darbe çağrısında bulunan kanalların sadece yayın lisanslarının geçici süre ile dondurulması arasında bir ilişkisellik inşa edilmeye çalışmaktadır. Bu ilişkisellik tesis edilirken denenen haber kompozisyonları ise “ifade özgürlüğü” tartışmasının yardımıyla her iki figürün özdeşliğine dönük propaganda ile gerçekleştirilmektedir. Olayları ve aktüel gelişmeleri Amerikan Fox News çalışma yöntemine göre haberleştiren Türkiye’deki ana akım medya, özellikle haber kanalları, makro-politik çıkarları gözeterek bazı gerçeklerin gizlenmesi, hatta bazılarını yalan haber yapma yoluna başvurur. Tıpkı Chavez’e yönelik darbe planlarının haber konusu edilemeyerek, lisansların geçici olarak dondurulması rağmen “Chavez, televizyon kanallarını kapattı”, “Farklı sese tahammülü yok” başlıklı haberlerde gerçeklerin çarpıtılması gibi.

Başbakan Erdoğan’ın özelleştirmeleri övmeyen, kamu hizmetlerinin ve sosyal güvenlik hizmetlerinin paralı olmasını eleştiren, neoliberal görüşlerin dışında kendini konumlandıran (bunlar bir elin beş parmağından az olmakla birlikte) tüm medya kurumlarını siyasi iradesini kullanarak ve devlet aygıtının ona sunduğu araçların yardımıyla ya yedeklemeye çalışır ya da iletişim ağlarının dışına fırlatır. Venezüella devlet başkanı Hugo Chavez ise -mükemmel olmamakla birlikte-, onu iktidara taşıyan toplumsal mutabakatın sesine uyarak kamucu ve sosyal güvenliği gözeten politikalara imza atmayı sürdürmektedir. Chavez, Latin Amerika Kıtası gibi Amerikan müdahalelerine sıkça sahne olmuş bir coğrafyada sadece ülke içi siyasi iktidarı değil, yerel kültürleri gözeterek komşu ülkelerin halkları nazarında da meşruiyet kazanmıştır.

Şunu belirtmek gerekir ki, Chavez’in pragmatik bir lider oluşu keyfiliğinden, despotik karaktere sahip oluşundan değil bölgede yaşanan gelişmeler, Amerikan askeri ve siyasi nüfuzu ve politikaları, denizaşırı ve kıtasal sermayenin kendisi ile giriştiği -zımni ve sarih- savaşın varlığı, ülke içi siyasi istikrarı koruyabilmek maksadıyla çok parçalı tabanını bir arada tutabilmek gibi faktörlerden ötürü kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda Chavez’in tüm icraatlarını güzellemek bize düşmez ve hatalarının da olması kaçınılmazdır. Ancak dünya’da ve Türkiye’de tartışılan RCTV’nin yayın lisansının geçici süre ile durdurulması bir hata veya yanlış değil, seçilmiş bir başkana dönük “siyaseten katl” çağrılarının önüne geçmek içindir.

Ülkemizde yürütülen bu son tartışmalar, burjuva basın mensuplarının ağzına sakız olan “demokrasi” kavramının, seçilmiş bir başkanın sermaye sınıfı ile bağlantısı olmadığında pre-demokratik gördüğünün ifadesidir. Her şeye rağmen, Amerikalılar, Avrupalılar veya Türkiye’de yaşayanlar kendi tek taraflı ana akım medyalarının etkisi altında gerçekleri bulanık haliyle görse bile ama Venezüellalılar hikâyenin her iki tarafını da görmektedirler.

Notlar:

*)Muhalif medyanın Venezüella’daki sermaye ve ABD ile olan ilişkisini iyi bir şekilde özetleyen iki makale için:

1)Venezüella medyasının çeşitli yönleri -- Mark Weisbrot* (http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&no=1501)

2) Gözleri sımsıkı kapalı: Uluslararası medya Venezüella’ya bakıyor -Mark Weisbrot*

(http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&no=1247)

**) Bu hafta içinde yaşanan çatışmaların haberi için:

Venezüella’da “kanal kapatma kararı” sokak çatışmalarını başlattı: İki öğrenci hayatını kaybetti. (http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&no=3310)

Kansu Yıldırım

Fotogaleri

EZLN Kamplarında 75 Gün

Telesur

Telesur Canlı Yayın

Prensa Latina

Latin Amerika Haber Ajansı

Bolivarsomostodos

Bolivarsomostodos
Türkçe

Bağlantılar

Desde El Sur

Ansiklopedik

Ansiklopedik Bilgiler
Wikipedia

Biliyor musunuz?
Küba Anayasa’sına, 2002 yılında eklenen bir maddeyle “Devrimin sosyalist karakterinden geri dönülmeyeceği” ilkesi, Türkiye Anayasasındaki 4. Madde gibi değiştirilemez hüküm olarak sabitlenmiştir!
 
  Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla izin almadan kullanılabilir. copyLEFT by Sendika.Org