[Anasayfa] [Hakkımızda] [Dosya] [İletişim] [Sendika.Org]
 
Ülke Arşivi:
· Arjantin
· Bolivya
· Brezilya
· Dominik Cumhuriyeti
· Ekvador
· El Salvador
· Guatemala
· Guyana
· Haiti
· Honduras
· Kolombiya
· Kostarika
· Küba
· Latin Amerika Genel
· Meksika
· Nikaragua
· Panama
· Paraguay
· Peru
· Porto Rico
· Surinam
· Uruguay
· Venezüella
· Şili


Tema Arşivi:
· Anti-ALCA & Anti-Kapitalizm hızlı okuma 7 günde ingilizce Dizi izle,full dizi izle,
· Ekoloji & Tarım escort escort bayan istanbul escortbets10seo linux hack
· Emperyalizm, Direniş & Kıtasal Bütünleşme
· Gençlik hareketleri
· Kadın & Cinsel Özgürlük Hareketleri
· Kamulaştırma
· Seçimler & Partiler
· Toplumsal Eğitim & Toplumsal Sağlık
· Yerli Halklar & Otonomi
· İnsan Hakları
· İsyan, Devrim & Sosyalizm


Yazar Arşivi:
· Alan Woods
· Christian Parenti
· Cüneyt Göksu
· Eduardo Galeano
· Federico Fuentes
· Fidel Castro Ruz
· Güneş Çelikkol
· James Petras
· Metin Yeğin
· Tom Lewis



LatinAkademi / Kölelerin Tarih Yapıcılığı: Haiti Devrimi (İkinci Bölüm) – Kerim Bilgin*
- - 20 Nisan 2010

Haiti, Latin Amerika ve Dünya tarihinde yüzölçümüyle zıt bir öneme sahip bir Karayip ülkesi. Tarihte ilk köle devriminin yaşandığı Haiti, son on yılda, Fransız ve Amerikalı yeni sömürgecilik pratikleri, seçilmiş başkanın düşürülerek sürgüne gönderilmesi, açlık isyanları ve nihayet ülkeyi yerle bir eden ve ABD’nin kıtayı militarize etmesi için uygun zemini oluşturmasıyla adını yeniden duyuruyor. Öyle ki Haiti, 1791-1804 arasında gerçekleşen devrimden bu yana her anlamda bir siyaset laboratuarı olma niteliğini sürdürüyor.

Kerim Bilgin’in 1791-1804 Haiti Devrimi’ni çözümlediği makalesi ise Latinbilgi sayfalarında ilk defa “LatinAkademi” başlığı altında yayınlanıyor – Latinbilgi.

1. Giriş: Haiti Devrimi Nedir?

2. Devrim’in Sınırlarına Değini

2.1. Saint-Domingue’i Dönüştüren Küresel İlişkilere Değini: Ticaret Kapitalizmi, Kolonyalizm ve Kölelik

2.2. Haiti’den Önce: 1492’den 18. yy.a Saint-Domingue Tarihine Kısa Değini

2.3. Haiti Devrimi’nin Maddi Belirlenimlerine Değini: Coğrafya ve Ekonomi

3. Devrimci Öznenin Rahmi: Devrim’in Eşiğinde Saint-Domingue’de Toplumsal Yapı ve Toplumsal Güçler

4. 1791’den 1804’e Devrim

4.1. İlk Perde: Çelişkilerin Çözülüşü (1789’dan 1793’e)

4.2. İkinci Perde: Çelişkiler Yumağı (1793’ten 1798’e)

4.3. Üçüncü Perde: Açılış (1798’den 1802’ye)

4.4. Dördüncü Perde: Kan Yatağı (1802’den 1804’e)

4.5. Son Perde: Kapanış (1804)

5. Sonuç Yerine: Haiti’den Sonra Haiti, Devrim’den Sonra Devrim

(İkinci Bölüm)

 3. Devrimci Öznenin Rahmi: Devrim’in Eşiğinde Saint-Domingue’de Toplumsal Yapı ve Toplumsal Güçler

 Köle Devrimi’nin hemen öncesinde Saint-Domingue’deki toplumsal yapının sınıfsal bileşimi, kaynayan bir kazanı andırıyordu. Kuşbakışı bakıldığında, bileşim basit görünebilir: beyaz efendilere karşı siyah köleler. Ama bölünme bunun ötesindedir. Saint-Domingue, ekonomik açıdan gelişkinleşen ve karmaşıklaşan bir toplumsal yapının, sınıfsal parçalılaşmanın ve heterojenleşmenin iticisi olduğu pek çok durumdan biridir. Tarih yazımında koloninin toplumsal guruplarını ne kadar homojenleştirirseniz, heterojen kitle o kadar yakanıza yapışır. Örneğin önce beyazlardan söz edilebilir. Sonra beyazların büyük beyazlar küçük beyazlar halinde ayrılması göz önüne alınır. Fakat bu iki grup da tam bir homojenlik taşımaz. Büyük beyazlar (grands blancs), plantasyon sahiplerinden, ticaret burjuvazisinden ve kolonideki metropolitan bürokrasiden oluşur. Büyük beyazların ayrı gruplarını sayıp dökmek, daha ilk başta, bu grupların kendi aralarındaki çelişkileri gösterir (Örneğin özerklik yanlısı büyük beyazlara karşı, koloniyi zapt etmeye çalışan metropolitan bürokrasi). Öte yandan küçük beyazlar (petits blancs), plantasyon ekonomisinde alt ve üst kademelerde görev yapan ücretli çalışanlardan, avukatlardan, esnaftan, zanaatkârlardan, küçük tüccarlardan, ayrıca hiçbir niteliği olmayan ayaktakımı, serseriler ve düşük ücretli emekçilerden oluşur. Aynı şekilde küçük beyazlar da kendi içlerinde çelişkiler taşıdıklarını açığa, daha bir çırpıda sayıldıklarında vururlar. Beyaz olmayanlarsa, özgür renklilerden ve kölelerden oluşur. Özgür renklilerin hemen yarısı, genellikle Fransız bir baba ile Afrikalı bir anneden doğma melezlerden olan mulatto’lardır; diğer yarısı ise efendileri tarafından azat edilmiş siyahlardır. Köleler, siyahlardan müteşekkil koloninin en kalabalık kitlesi, en homojen sınıf gibi görünür ama kendi içlerinde de hiyerarşi barındırırlar. Eğer, özgür renkliler, köleler ve beyazlar, Fransız Saint-Domingue’inde üç ayrı kastı oluşturuyorsa; bu ayrımlar aynı zamanda; toplumun bütün kesimlerinde varolan karmaşık bir sınıf ve içsel sınıf karşıtlıkları sistemine gölge düşürür. Kabaca tespit edilen bu üç kast, siyasal süreçler söz konusu olduğunda aralarında geçirimlidir, ayrıca her halükarda kendi içlerinde siyasal süreçleri belirleyecek bir parçalılık taşırlar. Eğer, adadaki sınıfları ve kastları heterojonlikle homojenlik arasında bir denge kurarak ama sınıfsal çıkarların çatışması ve çakışması ayar noktasıyla bu dengeyi kurarak sayarsak, beş temel kesimden söz edebiliriz: Büyük beyazlar, küçük beyazlar, metropolitan bürokrasi, özgür renkliler, köleler. Bu ayrımlamanın bile, farklı çelişki hatlarına göre farklı ayrımlamalara gebe olduğunu, incelememiz ilerledikçe göreceğiz (Örneğin mülk sahibi özgür renklilerle, mülk sahibi büyük beyazların, mülksüzlere karşı işbirliği).

 Üç kastın demografik bileşimi, kelimenin kesin anlamıyla ezici bir görünüm arz eder. 1789’da kolonide kabaca 465.000 köle, 28.000 beyaz ve 30.000 özgür renkli bulunmaktaydı. Yönetim tarafından köle başına yapılan vergilendirme dolayısıyla köle sayıları bildirimlerinin köle sahiplerince gerçeğin altında tutulması hesaba katılırsa, köle nüfusunun yarım milyona yakın olabileceği düşünülebilir. (Coğrafi büyüklük olarak Haiti’yi defalarca katlayan Birleşik Devletler, buna karşın, 1790’da 700 binlik köle nüfusuna sahipti.) Ayrıca, kasabalar koloninin beyazlarının %26’sına ev sahipliği yaparken, beyazlar kırsal nüfusta %4’lük bir paya sahipti. 450.000 ila 500.000 köleden 100.000 kadarı malikânelerde hizmet veriyordu ve tarla kölelerine göre daha iyi muamele görüyordu. Geri kalan yaklaşık dört yüz bin kadarı, okuma yazma öğrenmeleri dahi yasaklanmış, tıbbi destekten ve gıda gereksinimlerinden büyük ölçüde yoksun bırakılmış plantasyonlarda ölesiye çalıştırılan kölelerdi. 1760’la birlikte Saint-Domingue, Dünya tarihindeki en gelişmiş ve en karlı ve de en sömürgeci plantasyon köleliği sistemini geliştirmişti.

 Plantasyonlarda çalıştırılan köle nüfus, büyük ölçüde Afrika’nın farklı yerlerindeki farklı kabilelerden gelen siyahların bir karışımıydı. Fakat özellikle Kongo’dan getirilenler, ayrıksı bir çoğunluk teşkil ediyordu. Afrikalılar beraberinde getirdikleri kendi dillerini ve dillerini kolonide gördükleri zulümden bir kaçış ve ferahlama alanı olarak yaşatmaya devam ediyorlardı. Yoğun köle ticaretinin bir sonucu olarak 18. yy.ın sonlarında Saint-Domingue’deki kölelerin çoğunluğu Afrika doğumluydu. Devrim’in arefesinde bu oran üçte ikidir. Başka ifadesiyle, bu koloninin nüfusunun yarısından fazlası, kolonide doğmamıştı. Kölelik sisteminin acımasız çarklarını daha iyi görebilmek için bu, akılda tutulmalıdır. Gerçek şu ki, Saint-Domingue’deki köle nüfusu kendini hiçbir zaman yeniden üretemedi. Kölelerin vatanlarından koparılmaları, gemilerle Atlantik’i geçmeleri, koloniye ayak basmaları, efendilerine satılmaları, plantasyonlarda çalıştırılmaları; her bir aşama; bir hücre gibi içine kapatıldıkları kölelik sistemine dâhil edilişle birlikte bir miktarını acımasızca alıyordu. Vatanlarında öldürülenler, gemilerde ölenler, koloniye ayak basar basmaz ve ayak bastıktan kısa bir süre sonra ölenler, plantasyonlarda ölenler ve öldürülenler, acımasız bir eleminasyon zincirinde konumlanıyordu. Saint-Domingue’e köle ticareti boyunca yalnızca 100.000’i koloniye çıkarıldıktan kısa süre sonra ölmüştü. Kolonideki yıllık ölüm oranları on binlere varabiliyordu.  Adaya ayak basan kölelerin üçte birinden fazlası yeni koşullara psikolojik ve fiziksel olarak ayak uyduramamaktan dolayı birkaç yıl içinde ölmekteydi. “Köleler durmaksızın ölüyorlar” diye şikâyet ediyordu bir kadın 1782’de. Kısa erimli kazanımlarına odaklanmış ve insani kaygıları boşlamış pek çok köle sahibi ve plantasyon yöneticisi için köleleri nüfuslarının artacağı biçimde yönetmektense, onların yemek, giyim ve ilaç masraflarından kesmek daha kârlıydı. Plantasyonlarda çalışma kesintisizdi ve gece işi kaçınılmazdı. Ortalama işgünü rahatlıkla 18 ila 20 saati buluyordu. Efendiler, bu koşularda kölelerini ölene kadar çalıştırıyor ve sonrasında onları yeni aldıkları ile değiştirmiş oluyorlardı. Plantasyon sahipleri ve yöneticileri için köleler, emek gücü makineleri, olabildiğince şeker ve kahve üretmeye dayalı bir sistemin dişlileriydi. Fransız kolonisi Saint-Domingue’deki kölelerin, Yeni Dünyanın plantasyon toplumlarının tümünde olduğu gibi, yalnızca insanlar olarak özgürlükleri reddedilmemişti fakat köleler olarak insanlıkları reddedilmişti. Ailevi bağlar ve akrabalık bağları koparılmıştı, isimleri değiştirilmişti, vücutları yeni sahiplerini belirten kızgın demirle damgalanmıştı ve efendilerinin mutlak otorite alanlarının dışında bir hiçtiler. Her alım satımda kızgın demirle damgalanan kölelerden pek çok kez alınıp satılanların vücutları, karmaşık desenlere bürünürdü. Kızgın damga, kölelik yaşamının bütün vahşiliklerinin haklılığını, kölenin vücuduna kazıyan semboldü. Ayrıca her türlü fiziksel ve psikolojik kötü muameleye, her derecede maruz kalıyorlardı. Kırbaç, kölelerin koşullarına ilişkin kuralları belirleyen Code Noir’da izin verilen tek cezalandırma türüydü ama uygulamada kırbaç yaralarına tuz, limon, vb. dökmekten, cinsel organın kesilmesine ve kölenin canlı canlı yakılmasına kadar pek insanlık dışı ceza uygulanabiliyordu. 1685’te Fransız Kralı’nca çıkartılan ve yüzyıllarca yürürlükte kalan Code Noir, kölelerin çalışma, barınma ve beslenme koşullarını düzenlerken, bu yasa, koloniciler tarafından açıkça ve sürekli bir biçimde ihlal edilmişti. 1780’lerin ortalarında plantasyonlarda çıkan bazı küçük çaplı isyanların da etkisiyle Paris’te çıkarılan iki kraliyet emri, kölelerin koşullarının iyileştirilmesini amaçlıyordu. Code Noir ile kölelere verilen pazar günü tatiline, cumartesi öğleden sonrayı da ekleyen yeni düzenlemeler, köle sahiplerinin ve tüccarların tepkisini hemen çekmiş; Code Noir’da yaptıkları gibi koloniciler bu yeni düzenlemeleri ihlal etmek için de ellerinden geleni yapmıştı. Plantasyon sahipleri için durum açıktı: kölelerine istedikleri gibi davranabilmek istiyorlardı.

 Sürekli ölen kölelerin yerine sürekli yenilerini alan kolonide Afrika’dan getirilmiş, Afrika doğumlu kölelerin çoğunluğunun yanı sıra, kölelerde içindeki azınlık kesim kolonide doğan ve creole denilen kölelerdi. Afrika doğumlularla creole’lerin ilişkileri karmaşıktı. Köleliğin günlük sorunlarıyla mücadele etmede creole’ler pek çok avantaja sahipti. Creole dili konuşarak büyümüşlerdi ve kolonide akrabalık ağlarına eklemliydiler. Plantasyonlarda, genellikle daha uzmanlaşmış ve ayrıcalıklı pozisyonları tutuyorlardı ki bu da özgürlüğüne elde etmek için daha iyi bir şans demekti. Devrim’in hemen bütün önemli liderleri creole’dü. Buna karşın Afrika doğumlu ve Afrika’da büyümüş köleler, kendi kültürel, politik ve askeri deneyimlerine, kendi dillerine ve dinlerine sahipti ama vatanlarıyla ve kandaşlarıyla tüm bağlarını koparan plantasyon köleliğine uyum sağlamak için uzun süre mücadele vermek zorunda kalıyorlardı. Bununla birlikte, bu gruplar arasında yapılan keskin bir ayrım yanıltıcıdır: pek çok creole, Afrika’dan yalnızca bir nesil uzaklıktaydı ve Afrika doğumlular da kolonideki yaşamlarında pek açıdan creole’leşiyordı. Din ve dil, creole’lük potasında ortak bir kültürün oluşumuna çanaklık ediyordu. Bir yandan Afrika dinlerinden Voodoo, Saint-Domingue’e özgü esnek ve yaygın bir inanç karşılıklı etkileşimler içinde biçimleniyordu; diğer yandan creole dili, Fransız lehçeleri ile Afrika dillerinin bir karşımı olarak gelişiyor ve çoğunluğun ortak dili haline geliyordu.

 Nüfus bileşimindeki göz korkutucu dengesizlik nedeniyle köle sahipleri ve koloni yöneticileri için siyahların ve dolayısıyla kölelerin kolonyal rejimce özümlenmesi sorun olmuştu. Yaklaşık 500.000 köleye karşı yaklaşık 30.000 beyaz, bu büyük siyah kitleyi kendi kazanında serin ve derli toplu tutmaya çalışıyordu. Bu yüzden toplumsal alanda en çok çekindikleri ve tehdit olarak gördükleri, kölelerin toplanması ve kendi toplumsal alanları içinde kendi iletişimlerini kurmalarıydı. Buna karşılık, plantasyonlara zorunlu bir biçimde bağlı ve bağımlı kölelerin; beyazlar tarafından yasaklanan ve dağıtılmaya çalışılan; plantasyonlar dışında geçici, periyodik ya da sürekli olarak kurabildikleri kendileri özgü toplumsal alanları vardı. Code Noir, farklı köle sahiplerine ait kölelerin bir araya gelmesini ve toplanmasını yasaklıyordu. Her ne kadar, koloninin polis gücü olan maréchaussée bazı köle toplantılarını dağıtmış olsa da bu kurallar hiçbir zaman sürekli olarak uygulanmamıştı. Kölelerin kasabalarda ve kırsalda sosyalleşmesinin otoriteler tarafından engellenmesi imkânsızdı ve pek çok köle sahibi, zararsız gördüklerinden böylesi toplanmalara zımnen onay veriyordu. Beyazlar, bu toplumsal alanların varlığına yönelik kaygılarında boş değildirler. Hâlihazırda Devrim’in eşiğinde iyice palazlanan kölelerin toplumsal alanları, onların isyanında ve Devrim’i başlatmasında gerekli örgütlenme pratiklerinin temelliğini sağlayacaktı.

 Devrim’le olgusal bağını saptayabileceğimiz, genelleştirerek üç ayrı toplumsal alandan bahsedebiliriz. Birincisi dinsel olan, ikincisi, gündelik yaşamla ilgili olan ve üçüncüsü, askeri olan. Her bir alandaki toplumsal iletişim ve örgütlenme pratikleri, devrimci potansiyellerini, isyanın yürütülmesinde ve sürdürülmesinde gerekli öğeleri ve bağlantı noktalarını sunarak gösterecekti. Devrim’in eşiğindeki koloninin rahminde, Devrim’in tohumları atılmıştı.

 Dinsel toplumsal alan, kabile dinlerine göre yapılan toplu ayin ve ritüeller sırasında ortaya çıkıyordu. Özelikle Afrika dinleri, Devrim sürecinde kitlesel hareket ağlarına zeminlerini sağlamıştı. Kölelerin emek gücünden başka bir şey ifade etmediği plantasyonların üretim odaklı dünyasında, dinsel ayinler, ritüel avunmayı, dansı ve müziği ama en önemlisi plantasyonun ötesine uzanan bir topluluğu sağlıyordu. Din, bir bakıma, kölelik dünyasının ortasında bir özgürlük alanıydı ve köleleri tam bir özgürlüğe kavuşturan isyanın kuruluşunun hazırlanmasına yardımcıydı. Bu yüzden koloni yöneticileri ve köle sahipleri, kölelerin dinsel törenlerinin yıkıcı potansiyelinin uzun süredir farkındaydılar. Her ne kadar başarıya ulaşamasalar da, bu törenleri yasakladılar ve sindirmeye çalıştılar. Örneğin büyük plantasyon sahibi Moreau, hiçbir şeyin Voodoo kültü kadar tehlikeli olmadığını iddia ediyordu. Voodoo, koloninin köleleri arasında baskın olan kabile inancıydı ve Saint-Domingue’de kendine özgü bir hal almıştı. Saint-Domingue’de genellikle uygulandığı haliyle Voodoo, kolonideki köle nüfusu biçimlendiren Afrika uluslarının çeşitli dinsel inanç ve pratiklerinin geniş bir sentezinden oluşuyordu. Voodoo, kolektif direniş biçimlerinden önde geleni olarak, hem kültürel hem de pratiğinde belirdiğiyle siyasi açıdan ideolojik bir güçtü. Saint-Domingue voodoo’sunun çoğul ve heterojen doğası, kolektif bir güç olarak işlev kazanmasında belirleyiciydi. Nitekim bu kolektif güç, Devrim’i başlatan isyanın bir Voodoo ayini ile patlak vermesinde, kitlelerin güdümlenmesi için güçlü bir motif olduğunu gösteriyordu. Örneğin Afrika asıllı direnişçi maroon liderleri, hemen hiç istisna gözetmeksizin voodoo rahipleriydi ya da en azından kendilerini voodoo’ya adamışlardı.

 Gündelik yaşamda köleler arasındaki toplantılar, ağırlıklı olarak, kendi bahçelerinde ürün yetiştirmelerine izin verilen ve ürünlerini pazar tatillerinde kentteki pazara getiren köleler arasındaki ilişkide ortaya çıkıyordu. Kölelerin tatil günü olan pazar, aslında, kentlerde köleler için kendi bayram günleri gibi yaşanırdı. Toplantılar yapılır, danslar edilir, şarkılar söylenir, ayinler yapılırdı. Tüm bunlar, haberleşme ağının termallerinden birinde yer almaktaydı: liman kenti. Fransa’da ve çevre kolonilerde olan bitenlerin haberleri bu liman kentlerine gemilerle gelir ve ağızdan ağza yayılırdı. Kölelerin pazar toplantıları bu haberlerin onların aralarında yayılması ve tartışılması için uygun ortamı sağlıyordu. Haiti Devrimi tarihine baktığımızda, bu kulaktan kulağa yayılan haberlerin kötülüğünün ya da iyiliğinin kölelerin ortaklaşa hareket etmelerinde motivasyon sağladığını görüyoruz. Özelikle Pazar günleri dışında farklı plantasyonlardan gelen kölelerin kaçak biçimde yaptığı toplantılarda, bu haberler ciddiyetle tartışılırdı. Bu gündelik ve kaçak kamusal alan tartışmalarının ve toplantılarının önemini, “söylenti sendromu”nun Haiti Devrimi’nin ortasından geçen fısıltısında görebileceğiz.

 Kölelerin bir başka otonomi alanı ise, plantasyonlardan kaçıp kaçak bir hayata başlayan maroon’larla birlikte ortaya çıkmıştı. Marronage denilen dağlara kaçıp orada gruplar halinde yaşamak, kölelerce gerçekleştirilen etkili bir direniş şekliydi. Maroon’lar dağlık bölgelerde silahlanmış, kölelikten uzakta kendi köylerini ve özgürlüklerini korumaya güdümlü gruplar oluşturuyorlardı. Kurdukları köylerde Afrika’dan getirdikleri ve kölelikle parçalanan kültürel ilişkilerini ve inançlarını yaşatırlardı. Tek kaygıları, kaçıp kurtulduktan sonra kurdukları özgür yaşamlarını sürdürebilmek için onu ölümüne savunmaktı; yoksa sisteme ve kölelik kurumuna karşı sistematik bir başkaldırı geliştirmekten uzaktılar. Öte yandan her yanı saran ateşin fitili ateşlendiğinde, onlar da bu manzarada yer alacaklardı. Dolayısıyla hepsinden önemlisi, kölelerin askeri deneyim kazanmasını sağlayan toplumsal alan biçimleri olmalarıydı. Bu alanlar kendi istisnailiklerini genelleştiren bir toplumsal kalkışmanın içine düştüklerinde, 1791’de başlayan isyan sonrasında, direnişçilerin süreç boyunca taktik gelişmelerinde tecrübe ve katılım bakımından etkili oldu. Dinsel seremoniler ve pazar toplantıları gibi, plantasyondan kaçma pratiği olarak marronage, plantasyonlar boyunca yayılarak köleleri birleştiren bir ayaklanmanın zeminini döşedi ve böylelikle genelleşip kitlesel bir biçime evrildiğinde, içinde kendine bağlı köleleri tutarak işleyebilen sistemi içinden çözmeyi kolaylaştırdı. 1791’de köleler bir kez ayaklandığında, direnişçiler, maroon’lar tarafından öncülük edilen taktikleri, dağlık alanlardaki kamplarını Fransız saldırılarına karşı korumak için kullandılar. Bu arada pek çok maroon, köle nüfus içinde en fazla çoğunluğa sahip Kongo asıllılardan çıkıyordu. Kongolular, Kongo’daki iç savaşta askerlik yapmış, askeri deneyimi olan kölelerdi. Afrika usulü askeri becerileriyle, otonom ve mobilize birimler halinde vurup geri çekilme hareketleri ile savaşan, tuzaklar kuran, araziyi gizlenmek için kullanan, silah bulamadığında zehirli ok gibi el yapımı silahlar kullanan bir askeri strateji uyguluyorlardı. Bu strateji, Devrim süreci boyunca özgür renklilerin ve siyahların askeri birimlerince yaygınlıkla kullanılacaktı.

  Kölelerden siyah direniş birimleri türemesi gibi koloninin diğer kastı özgür renklilerde de askeri birimler türüyordu. Saint-Domingue’e kendine özgü bir biçimde, Dünya’nın en fazla askeri ve silahlı direniş becerisine sahip, en silahlanmış “aşağı ırk”tan nüfusunu yaratmıştı. Koloninin savunma birimleri olan askeriyede beyazlar askerlik yapmaya isteksiz olduklarından ve jandarma birimi olan maréchaussée’lerde plantasyonlardan kaçanları yakalayabilmek üzere araziyi iyi bilen siyahların katılımı tercih edildiğinden kolonideki silahlı birimlerin tonu siyaha dönmüştü. Polis birimi olan maréchaussée 1730’lardan başlayarak özgür siyahlardan oluşturuluyordu. 1760’lardan itibaren özgür siyahlar için askerlik zorunlu tutulmuştu. Siyahların beyazlara göre tropik salgın hastalıklara dayanıklı olması ve araziyi iyi bilmeleri, onları koloninin askeri örgütlenmesinin belkemiği haline getirdi. Bütün bu askeri ve polisiye birimlerle ilgili olarak dikkati çeken bir çelişki, bu silahlı güçlerin sıklıkla kurallara uymayan, plantasyonlardan kaçan ve isyan başlatan siyahlara karşı kullanılmasıydı. Fakat zaman ilerleyip devrimin çanları çalmaya başladığında, bu kez, koloninin silahlı güçlerinde görev almış özgür siyahlar ellerindeki bu gücü ve tecrübeyi köleliliğin kaldırılmasında ve bağımsızlığa giden süreçte kullanacaklardı. İsyan boyunca, bütün silahlı birimler özgür renkliler ve siyahlarca işgal edildiğinden, kolonyal otorite dışarıdan askeri yardıma muhtaç olacaktı; özgür renkli liderlerle ve siyahlarla işbirliği yapmaktan başka bir seçenek bulamayacaktı.

 Özgür renkliler, plantasyon ekonomisinin yeni yükselen ve arada kalan sınıflarıydı. Bu sınıfın 18. yy. boyunca ekonomik ve demografik açılardan yükselişi, kolonyal Karayipler’deki köle kolonilerinde eşi benzeri olmayan bir durum teşkil ediyordu. 1789’la birlikte özgür siyahların sayıları 30.000’i bularak beyazları geçti ve bu sınıf kolonideki plantasyonların üçte birinin, kölelerin ve emlaklerin dörtte birinin sahibi haline geldi. Ayrıca bu sınıfın pek çok üyesi, eski efendileri tarafından Fransa’da eğittirildiklerinden, siyahlar içinde beyazlara rakip olabilecek bir sınıf olarak belirginleşmeleri kaçınılmaz oluyordu. Bunun farkında olan metropolitan ve kolonyal otoriteler, beyazları kendilerine denk olarak görmeye başlayan bu sınıfın yükselen umutlarının önünü kesme niyetindeydi. Buna göre özgür siyahlar, yetenekleri, eğitimleri, statüleri ve zenginlikleri ne olursa olsun, ırklarından ve kölelik geçmişlerinden dolayı beyazlarla eşit olmayacaklarını anlamalıydılar. Beyazlar için bu aşağı ırktan sınıfın yükselişi daima kabul edilemez sayılmıştı; ötesinde pek çok beyaz bu durumu kölelik kurumunun sürdürülmesine bir tehdit olarak gördükleri gibi, kendi dünya görüşlerinde yarığa yol açan bir sapma gibi alımlıyordu. Devrim zamanı geldiğinde, özgür siyahlar, ırksal farklılığa dayanan yasaların muhatabı olarak ayrımcılığa tabiiydiler. Öte yandan özgür renkliler, tüm aşağılayıcı ve yok sayan tutuma karşın, kendilerini beyaz Avrupalılar gibi sayıyor, kimliğini edindiği bir sanın gerektirdiği beyazlarla eşit hakları talep ediyorlardı. Özgür renkliler, beyazlar gibi giyinmeye ve davranamaya çalışırlardı. Afrika ile bağlarını yadsımış bir halde, aşağı olmanın damgasının üzerine Fransızlar gibi giyinir ve Fransızca konuşurlardı. Çoğunluğu voodoo gibi kabile dinlerini küçümsüyordu ve Katolikliğe geçmişti.

 Her ne kadar günlük yaşamlarında ırksal ayrımcılığa maruz kalsalar da özgür siyahlar, arazi ve köle satın alabiliyor, kasabalarda istedikleri mahallelerde kalabiliyor, herhangi bir okulda eğitim alabiliyor ve istedikleri mesleği yürütebiliyorlardı. Bu da onlara ekonomik güç elde edebilmenin yolunu açarak, onları, kolonideki sınıf çatışmasının taraflarından biri haline getiriyordu. Özellikle mulatto olanların baskınlığıyla özgür renkliler, kolonideki ekonomik gücün önemli bir kesimini el altında tutarken, kendilerine verilmeyen haklar sınıf bilinçlerini besliyordu. Beyazların ellerinden kayan bir ekonomik güçle birlikte, politik gücün de ellerinden kayıp gitmesini izlemeye niyetleri yoktu; özgür renklilerin yükselme ivmesi, katı ırkçı savunularla zapturapt altına alınmalıydı. Özgür siyahlarla beyazlar arasındaki çekişmenin yüzeyinde ırksal ayrımlar ve ırkçılık görünüyordu. Oysa çekişmenin arka planında ekonomik çıkarların çatışması vardı. Özellikle Yedi Yıl Savaşları’ndan sonra artan miktarlarda göçle adaya gelen beyazlar, kahve plantasyonu edinmek istediklerinde, dağlık bölgelerde kendilerinden önce oralara gelmiş ve araziyi sahiplenerek kendi kahve plantasyonlarını kurmuş özgür siyahlarla karşılaşıyorlardı. Kendi fırsatlarını yaratmak için gelmiş bu yeni ve tecrübesiz beyazlar, araziyi ve iklimi iyi bilen, ayrıca dayanışma ağlarını kurmuş özgür siyahlar karşısında başarısız kalıyorlardı. Bu grubun dâhil olduğu küçük beyazlarla büyük beyazları birbirine bağlayan tek bağ bir ırkçılık koalisyonuydu. Grand blanc ile petit blanc’ı yalnızca bu ırksal ve ırkçı zeminde birleşebiliyordu. Siyahlar ve özgür renkliler söz konusu olduğunda, bu beyazlar, sınıfsal farklılıklarının ötesinde ırksal üstünlüklerini karşılarındaki aşağı ırka hiçbir hak ve kazanç alanı bırakmamacasına savunan dışıyla geçirimsiz bir kast olmakta bütünlük kazanıyordu. Bununla birlikte bu bileşim uygulamada, kolonideki sınıf çekişmelerinde etkin değildi. Küçük beyazlar için bütün ekonomik fırsatların yolları büyük beyazlar tarafında ama ayrıca mülk sahibi özgür renkliler tarafından kapatılmıştı. Öyle ya da böyle büyük beyazlarla küçük beyazlar arasında ekonomik bir uçurum vardı ve uçurumun iki yakasında, bu karşıtlığın köklerinden filizlenen farklı siyasal söylemlerin sesi duyuluyordu. Büyük beyazlar genellikle, Fransa’dan özerklik ve hatta bağımsızlık politikasını, küçük beyazların çoğunluğu ise Fransa’ya bağlı kalma politikasını savunuyordu.

 Büyük beyazların en önemli kesimi olan büyük plantasyon sahiplerinin pek çoğu, kolonide bulunmamayı ve işlerini Paris’ten yürütmeyi tercih ederdi. Fransız Devrimi’nin dönümünde Paris’teki plantasyoncular kendi çıkarları için bir lobi örgütleyeceklerdi. Kendileri Paris’te büyük çıkarlarını korumaya ve savunmaya çalışırken, kolonide, artlarında, küçük beyazlardan, özgür renklilerden ve kölelerden oluşan kendilerine bağlı bir örgütlenme yapısıyla plantasyonlarını çekip çevirirdi. İlkin genelde küçük beyazlardan kimdeyse özgür renklilerden atanan yöneticiler, plantasyonlardaki köleler ve mallar üzerinde geniş yetkilere sahipti. İkincisi, yöneticiler, genellikle ellerinin altında gözetmenler görevlendirirdi. Gözetmenler çoğunlukla fakir ve alt tabaka beyazlardan gelmekteydi. Gözetmenlerin altında, siyahların arasındaki hiyerarşinin en tepesinde bulunan yönlendiriciler yer almaktaydı. Sahipler, yöneticiler ve gözetmenler, işin içinden yetişen ve işi çok iyi bilen yönlendiricilere bağımlıydı. Yönlendiriciler, köle pazarlarında yaşıtlarına göre iki kat fiyattan satılmaktaydı ve pek çoğu creole’dü. Yönlendiriciler, her sabah köleleri kırbaçla veya zille uyandırmakta, gün boyu onları gözlemleyerek yanlış davranışları bildirmekte, cezalandırmada genellikle kırbaç kullanmaktaydı. Sahipleri onları daha iyi yemek, giyim ve barınma ile ödüllendirirken, onların köleler arasındaki saygınlığını ve onlara kölelerce duyulan sadakati arttırmayı amaçlamaktaydı. Onlar, sahiplerle birlikte, plantasyonların yönetiminde merkezi bir rol oynayan işbirlikçilerdi. Yönlendiriciler sahiplerinin beklentisinin tersine, 1791 ayaklanmasının organize edilmesi ve sürdürülmesinde lider rolünü aldılar.

 Saint-Domingue’deki plantasyon sahibi ve tüccar beyazları Paris’ten gelen üretimi ve ticareti düzenleyici kısıtlamaları, kolonide ekonomik ve politik açıdan palazlandıkça, kendi çıkarlarını gözeterek uygulamakta daima isteksiz davranmışlardı. Kölelerin çalışma koşullarının hukuken düzenlenmesine karşı kölelerine istedikleri gibi davranmayı, koloninin ticari ilişkilerini Fransa’nın yararına sınırlayan merkantilist hukuki düzenlemelere karşı ürünlerini istedikleri gibi ihraç etmeyi tercih ediyorlardı. 1670’de Fransa Kralı, kendi merkantilist politikalarını, Saint-Domingue için sıkı bir şekilde uygulamaya başladı. Fransa, Saint-Domingue’in exclusif denilen bir ticaret rejimine tabi olmasını istiyordu. Bu rejime göre, Saint-Domingue’in ihracatının tamamını Fransa’ya yapması ve ithalatının tümünü Fransa’dan yapması gerekiyordu. Kısıtlayıcı Fransız ticaret politikaları, fiyatları yetiştiricilerin talebinin altında tutabildiğinden, liman kentlerindeki metropolitan tüccarlar bu işten sıra dışı karlar yapıyorlardı. Fransız gemilerinin kolonicilerin ihtiyaçlarını –özellikle yeni köleler- temin etmekte yetersiz kalması ve kolonicilerin mallarını diledikleri gibi ihraç etmek istemeleri bir yana; İngiliz sömürgesi Jamaika’ya, İspanyol sömürgesi Küba’ya, Kuzey ve Güney Amerika’ya coğrafi yakınlık hesaba katılırsa, adayı çevreleyen pazarların varlığında bu tamamen mantıksız bir ticari rejimdi. Pazarların ortasındaki bir adanın, Atlantik’in ötesindeki Fransa’ya bağımlı kalması uygulamada tutmayacak bir koşuldu. Bu yüzden gerçekte, plantasyon sahipleri mallarını daha yüksek fiyatlara satabilmek ve girdileri (Örneğin köleler, Bordeaux’lu tüccarlarından alınmak zorunda mıydı?) daha ucuza temin etmek için bu rejimi delmekte ellerinden geleni yapıyordu. Fransa’nın koloni üzerindeki hukuki ve metinsel hâkimiyeti, koloninin değişen maddi koşullarıyla uyuşmuyordu. Ötesinde, bu en zenginleşmiş koloninin yükselmiş sınıfları, ekonomik güçlerinin çağırdığı ve hısımlarının ellerinde kalan bir politik gücü arzuluyorlardı. Bu, onları siyasal bilinçlerinin özetiydi.

   4. 1791’den 1804’e Devrim

  Tutarsız bir şekilde, Saint-Domingue’deki Devrim’i ateşleyen köle isyanı değil; beyaz elitlerin kendi girişimleri oldu. Önce Beyazlar arasında başlayan ve sonrasında özgür renklilerin karıştığı mücadele, kölelerin seyircisi olduğu bir ezme ve sindirme görünümüne sahipti. Beyazların özgür renklilerin taleplerini baskılamak için kullandıkları yöntemler ve kolonyal otoritenin siyasal çalkantının ortasında sarsılması, Fransız Devrimi’nin ilkelerini duyan, kolonide olanlara şahit olan ve daha özgür hareket etmeye başlayan kölelerin ayaklanacağı koşulları yaratmaktaydı.

 1788’de États Généraux’nun toplantıya çağrılmasıyla başlayan süreç ve Fransız Devrimi, Paris’te ve kolonide, koloninin geleceğini kimin belirleyeceği ve geleceğinin ne olacağı sorununu, bütün sınıfsal çekişmelerle birlikte ortaya çıkardı. Değişimin akıntısı bir kez ortaya çıktığında, herkes dibinde kendi kabıyla belirmişti. Çelişkiler artık çok daha belirgindi. Saint-Domingue’in bütün yapısı hızlı bir biçimde dönüşüyordu. Plantasyon sahipleri ile bürokrasi ile arasındaki karşıtlıklar ve düşmanlıklar zirveye ulaşmıştı ve taraflar şimdi açık bir savaş halindeydi. Plantasyon sahipleri ise kendi aralarında 1788’in başlarında ikiye bölünmüşlerdi. Koloni hiçbir zaman böylesi bir toplumsal ve idari kaosun içine düşmemişti. Yalnızca kolonyal rejim parçalara ayrılmadı, vali ve bürokrasi eski güçlerinden yoksun kaldı. Kolonideki otorite, her biri gücü kendi ellerinde ve kendi çıkarları doğrultusunda toplamaya çalışan Kuzeyin Bölge Meclisi ile Batı’nın Kolonyal Meclisi arasında, bölgesel olarak ileri geri gidip geliyordu. Batı Meclisi, küçük beyazların denetiminde ve Fransa’ya bağlılık yanlısıyken, mulatto’larla işbirliği yapıyordu. Kuzey Meclisinin büyük beyazları ise bağımsızlık peşindeydi ve bunun için İngiltere’nin desteğine muhtaçtı. 1791’deki isyana ve Devrim sürecinin başlangıcına kadar, bu bölünme ve karşılıklı çekişme, koloninin siyasetinde belirleyici kalmayı sürdürdü ama Devrim süreci bir kez başladığında, kolonideki beyazların çıkarları ve çıkarlarına göre tuttukları ayrı saflar, yalnızca yemek artıkları konusuydu; bu süreçte özgür renklilerin ve kölelerin gücünün yükselişi dış güçlerin kolonideki işbirliği seçenekleri haline gelmelerinden anlaşılabilir.

 Aslında 1750 ve 1850 arasındaki süreç, kendiliğinden ve birbirileriyle ilişkiye giren devrimlerin çağını temsil eder; Saint-Domingue, daha geniş çaplı tarihsel bir kesitin bütünleşik bir parçasını oluşturur; Amerikan ve Fransız Devimleri ile birlikte dönemin en büyük üç devriminden biridir. Bu büyük resmin Saint-Domingue’i Haiti yapan sürece arka çıkan zemini, 18. yy. boyunca Atlantik dünyasındaki değişimler ve Fransız Devrimi’nin gerçekleşmesidir. Birbirileriyle etkileşimi yadsınamaz Atlantik’teki devrimler üçgeninin bir parçası olan Haiti Devrimi, Fransız Devrimi’ni kaldığı yerin ötesine geçmiş ve onu radikalleştirmiştir. Fransız Devrimi’nin kendi başına yıkamadığı tek şeyi, ırkçılığı ve ırksal ayrımları Haiti Devrimi tek başına yıkmıştır.

  1789 ile birlikte kolonyal toplumun her kesimi memnuniyetsizlik halindeydi: köle efendisine karşı, mulatto beyaza karşı, küçük beyaz büyük beyaza karşı, beyazların tümü pek çok kez yerel yönetime ve özellikle Fransız burjuvazisine karşı. Gruplar arasında ortak düşmana karşı ittifaklar yapılabilse de, böylesi ittifaklar seyrek ve kısa süreli oluyordu ve yalnızca anlık çıkarlara hizmet ediyordu. Devrim arefesinde, her grup, kendi dertlerine sahipti ve her biri belirli sınıf ve kast koşullarının ve çelişkilerinin içinden çıkan kendine özgü çıkarları savunuyordu. Yeniden-üretken çelişkilerin Fransız Devrimi ile birlikte çözülmesi ve sonra birbirime girmesi, çelişkilerin uzlaşmaz karşıtlık halini alması sıra dışı bir bileşime kavuşarak tarihteki tek örnek olarak Haiti’yi ve onun Devrimini vermiştir. Devrim boyunca etkileşime geçen üç temel kolonyal antagonizma hattı –özgürlüğünü isteyen köleler, siyasal haklarını isteyen özgür renkliler, kölelik düzeninin devamını ve özerkliği savunan beyazlar– 1793’te emperyal savaşın belirmesiyle, İngiltere, Fransa ve İspanya arasındaki antagonizmalarla kesişime girmiştir. Bu kesişim, tarafların birbirini kırıp geçirdiği topyekûn şiddetin sistematik bir biçimde uygulanmasına denk düşer. Saint-Domingue’deki Devrim, toplamda 45.000 Britanya askerini, 46.000 Fransız askerini ve 10.00 koloniciyi öldürecekti. Beyaz olmayanlar söz konusu olduğunda, 1789’un yaklaşık 530.000 siyahının ve özgür renklisinin üçte biri 1804’te ortadan kaybolmuş olacaktı.

 Çatışma boyunca her grup kendi özgürlük mücadelesini veriyordu. Fransız Devrimi’nin özgürlük söylemi, özgül sınıfsal çıkarların ifadesi oluyordu. Plantasyon sahipleri için özgürlük ekonomikti ve koloninin üretim ile ticaret alanlarında Fransa’dan özerk hareket edebilmesi demekti. Özgür siyahlar için özgürlük eşit siyasi ve sivil haklar demekti. Köleler içinse özgürlük, kölelikten kurtulmak ve maddi yaşamını sürdürecek bir toprak parçasında yaşamak demekti. Kuzey’de isyan, tamamen siyah liderler ve onların siyah birlikleri tarafından yönetilirken, Güney ve Batı bölgelerinde isyanın önderleri kendi siyasal hakları için mücadele veren mulatto’lar ve mulatto’larla işbirliği yapan siyahlardı. Beyazlar ise Fransa’dan gönderilen yeterli askeri birliklerden yoksun, İngiliz askeri müdahalesinden başka çaresi kalmamış ve böylelikle edilgenleştirilmişlerdi.

(İkinci Bölüm’ün sonu)

*Kerim Bilgin: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi Bütünleşik Doktora Öğrencisi. Bu makale Doç. Dr. Filiz Zabcı’nın “Kapitalizm ve Sömürgecilik” dersi için hazırlanmış ve sunulmuştur.





Fotogaleri

EZLN Kamplarında 75 Gün

Telesur

Telesur Canlı Yayın

Prensa Latina

Latin Amerika Haber Ajansı

Bolivarsomostodos

Bolivarsomostodos
Türkçe

Bağlantılar

Desde El Sur

Ansiklopedik

Ansiklopedik Bilgiler
Wikipedia

Biliyor musunuz?
"Küba'ya 16 Eylül 2009'da resmi ziyarette bulunan Hırvatistan Devlet Başkanı Stjepan Mesic, adayı ziyaret eden ilk Avrupalı Devlet Başkanıdır."
 
  Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla izin almadan kullanılabilir. copyLEFT by Sendika.Org