[Anasayfa] [Hakkımızda] [Dosya] [İletişim] [Sendika.Org]
 
Ülke Arşivi:
· Arjantin
· Bolivya
· Brezilya
· Dominik Cumhuriyeti
· Ekvador
· El Salvador
· Guatemala
· Guyana
· Haiti
· Honduras
· Kolombiya
· Kostarika
· Küba
· Latin Amerika Genel
· Meksika
· Nikaragua
· Panama
· Paraguay
· Peru
· Porto Rico
· Surinam
· Uruguay
· Venezüella
· Şili


Tema Arşivi:
· Anti-ALCA & Anti-Kapitalizm hızlı okuma 7 günde ingilizce Dizi izle,full dizi izle,
· Ekoloji & Tarım escort escort bayan istanbul escortbets10seo linux hack
· Emperyalizm, Direniş & Kıtasal Bütünleşme
· Gençlik hareketleri
· Kadın & Cinsel Özgürlük Hareketleri
· Kamulaştırma
· Seçimler & Partiler
· Toplumsal Eğitim & Toplumsal Sağlık
· Yerli Halklar & Otonomi
· İnsan Hakları
· İsyan, Devrim & Sosyalizm


Yazar Arşivi:
· Alan Woods
· Christian Parenti
· Cüneyt Göksu
· Eduardo Galeano
· Federico Fuentes
· Fidel Castro Ruz
· Güneş Çelikkol
· James Petras
· Metin Yeğin
· Tom Lewis



LatinAkademi / Kölelerin Tarih Yapıcılığı: Haiti Devrimi (Üçüncü Bölüm) – Kerim Bilgin*
- - 20 Nisan 2010

Haiti, Latin Amerika ve Dünya tarihinde yüzölçümüyle zıt bir öneme sahip bir Karayip ülkesi. Tarihte ilk köle devriminin yaşandığı Haiti, son on yılda, Fransız ve Amerikalı yeni sömürgecilik pratikleri, seçilmiş başkanın düşürülerek sürgüne gönderilmesi, açlık isyanları ve nihayet ülkeyi yerle bir eden ve ABD’nin kıtayı militarize etmesi için uygun zemini oluşturmasıyla adını yeniden duyuruyor. Öyle ki Haiti, 1791-1804 arasında gerçekleşen devrimden bu yana her anlamda bir siyaset laboratuarı olma niteliğini sürdürüyor.

Kerim Bilgin’in 1791-1804 Haiti Devrimi’ni çözümlediği makalesi ise Latinbilgi sayfalarında ilk defa “LatinAkademi” başlığı altında yayınlanıyor – Latinbilgi.

1. Giriş: Haiti Devrimi Nedir?

2. Devrim’in Sınırlarına Değini

2.1. Saint-Domingue’i Dönüştüren Küresel İlişkilere Değini: Ticaret Kapitalizmi, Kolonyalizm ve Kölelik

2.2. Haiti’den Önce: 1492’den 18. yy.a Saint-Domingue Tarihine Kısa Değini

2.3. Haiti Devrimi’nin Maddi Belirlenimlerine Değini: Coğrafya ve Ekonomi

3. Devrimci Öznenin Rahmi: Devrim’in Eşiğinde Saint-Domingue’de Toplumsal Yapı ve Toplumsal Güçler

4. 1791’den 1804’e Devrim

4.1. İlk Perde: Çelişkilerin Çözülüşü (1789’dan 1793’e)

4.2. İkinci Perde: Çelişkiler Yumağı (1793’ten 1798’e)

4.3. Üçüncü Perde: Açılış (1798’den 1802’ye)

4.4. Dördüncü Perde: Kan Yatağı (1802’den 1804’e)

4.5. Son Perde: Kapanış (1804)

5. Sonuç Yerine: Haiti’den Sonra Haiti, Devrim’den Sonra Devrim

(Üçüncü Bölüm)

4.1. İlk Perde: Çelişkilerin Çözülüşü (1789’dan 1793’e)

 Kendi döneminde Saint-Domingue’deki çelişkilerin başka hiçbir yerde olmadığı kadar keskin olduğu iddia edilebilir. Bu çelişkiler ve çelişkilerin keskinliği, sürdürülmeye çalışılan adaletsiz ve vahşice bir toplumsal yapının çözülme ya da parçalanma olanağının en doğrudan ve somut köklerini barındırır. Fransız Devrimi’nin Haiti Devrimi bakımından sunduğu bağlantının esası, Saint-Domingue’deki kazanın patlaması ve çelişkilerin çözülmesi için fitili ateşlemiş olmasıdır. Fransız devrimi, Haiti’deki Devrim sürecine iki açıdan zemin sağladı. Birincisi güç aygıtında, yönetsel aygıtta bir alt üst oluşa yol açarak kolonideki kurulu düzenin çözülmesini dokuyan siyasal mücadele girişimlerine öncelik etti. Siyasal mücadeleler, aralarındaki karşıtlıkların uzlaşmazlığı ölçüsünde silahlı mücadelelere evrildi. İkincisi, Fransız Devrimi’nin ürettiği eşitlik ve özgürlük söylemi, bu söylemin İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde somutlaşması, kendi konumlarını beyazların etkisi ve etkinliği güdümünde kuran siyahların, bu edilgenliklerini tersine çevirip etkinliğe dönüştüren bir referansı yine beyazların dünyasında bulmasını sağladı. Fransız Devrimi sonrasında oluşturulan Ulusal Meclis tarafından 26 Ağustos 1789’da kabul edilen İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin “insanların doğuştan eşit haklara sahip olduklarını ve eşit haklarla yaşadıklarını” belirten ilk maddesi, Haiti’de Devrim’i ateşleyen bilinçlenmeye önemli etkisi olmuştu. Köleler, artık her insanın eşit ve özgür olduğunu ve doğuştan gelen bazı evrensel haklara sahip olduklarını biliyor ama bunun beyazlar tarafından keyfi bir biçimde siyahlara uygulanmadığını düşünüyorlardı. Beyazların kendilerine ait olanı onlara vermemekteki direnci, kölelerin direnişini teşvik eden kayda değer bir haksızlığa uğramışlık duygusunun kaynağı oldu. Fransız yönetimi, bu ilkeyi kolonilerde beyazların sahip olduğu haklardan yoksun siyahlara uygulanmaması iradesindeyken Sait-Domingue’in kolonicileri ve onların Paris’teki destekçileri, Bildirge metninin ya da Bildirge metninde yazanların Saint-Domingue’e ulaşmasından ve Saint-Domingue’de yaygınlaşmasından korku duyuyorlardı. Bunun için koloni yönetimi, Avrupa’dan gelen siyahların koloniye kabul edilmemesi ve posta trafiğinin kontrol altında tutulması gibi önlemlere başvurmuştu. Kendi duvarlarını yıkacak bir akıntıya set çekmeye çalışıyorlardı ama akıntıyı kesecek bir barajı kurabilmekten uzaktılar. Koloniye Fransa’dan ulaşan gemilerle gelenler, Fransa’daki Devrim’den bahsediyor ve olanın bitenin haberlerini koloniye taşıyorlardı. Haberler koloni boyunca ağızdan ağza yayılıyordu. Bu sırada kölelerin, herhangi bir elit grubundan bağımsız bir şekilde kendiliğinden ortaya çıkan örgütlenme ağı oluşum sürecine giriyordu. Köleler, pazarlardaki liman kasabalarında, yol ağızlarında, birbirleriyle konuşuyor, bilgi ve fikir değiş-tokuşu yapıyor, böylece sürekli iletişim halinde kalıyorlardı. Herkes, Devrim’le kazanılan özgürlüklerden bahsediyordu. Fransız Devrim’inin özgürlük ve eşitlik ideallerini onlar da duymuşlardı; bu idealler şimdi olanların kendi arzularının bir parçası haline gelmişti.

 Ulusal Meclis, 8 Mart 1790’da aldığı kararla, kolonilerin kendi anayasalarını ve yasalarını yapacağını belirtirken, koloni meclisleri için vergi ödeyen, belirli bir mülkü olan ve yirmi yaşın üstündekileri seçmenler ve seçilebilecekler olarak tanımlıyordu. Bu düzenleme, böylece ırka göre bir tanımlama yapmayarak, özgür renklilerin siyasal sürece katılımına hukuken kapı aralıyordu. Ama ne Paris’te Ulusal Meclis’ten bunun uygulanması güvencesini talep eden ne de kolonide uygulanmasını bekleyen özgür renkliler, beyaz yöneticiler tarafından dikkate alındı. Ulusal Meclis, 15 Mayıs 1791’de özgür renklilerin siyasal hakları sorununa doğrudan müdahil oldu; bu tarihte alınan kararla özgür ebeveynlerden doğan özgür renklilere, eşit yurttaşlar olarak siyasal haklar verildi. Ama kolonideki beyaz elitler, bu kararın da uygulanmaması için elinden geleni yapıyordu. Özgür renkliler için kazanılmış haklar söz konusuydu ve şimdi, bu hakları uygulamada da kazanabilmek için açık bir kavga vermekten başka yolları görünmüyordu; zira koloniciler bu konuyu pazarlık etmeye dahi yanaşmayacak kadar kararlıydı.

  Büyük beyazlar, kendileri için otonomi arıyorlardı. Buna karşılık özgür renkliler, kolonide beyazlarla eşit haklara sahip olmanın peşindeydiler. 1790 dönümünde, kolonideki siyaset arenasında beyazlarla özgür renklilerin mücadelesi hâkimdi. Taleplerini Paris’te ve kolonide kabul ettiremeyen özgür renkliler silahlı mücadeleye başvuruyordu. Bunlarda en geniş çaplısı, Kasım 1790’da gerçekleşen, bir mulatto olan Vincent Ogé’nin Paris’teki müzakereler sırasında tek çıkar yolu silahlı mücadelede görmesi, ABD’ye gidip oradaki kölelik karşıtlarından silah yardımı alması ve koloniye gizlice giriş yapması sonrasında başlattığı isyandı. Bu isyan sertlikle bastırıldı ve Ogé ile yardımcısı Chavannes vahşice öldürüldü. Koloninin beyaz otoriteleri, Ogé’nin başını ve vücudunu, ibret olsun diye halka açık alanlarda sergilemeyi bile akıl etmişlerdi. Ogé’nin ve Chavannes’ın ölümleriyle iyice uyarılan mulatto’lar beyazlarla eşitlik peşindeyken kölelerin durumu dokunulmadan kalıyordu. Hiç kimse siyah kölelerin herhangi bir hakka sahip olup olmadığını ya da herhangi bir hakkı hak edip etmediğini söz konusu etmiyordu. Karşıt kastlardan elitlerin mücadelesi, siyasal alanı hararetlendirirken; malikânelerde, plantasyonlarda, köylerde, pazarlarda köleler durumları ve kurtuluşları için yolu açan olasılıklar hakkında gittikçe bilinçleniyorlardı. Kölelerin durumunu, kendi somut girişimleri gündeme getirecekti.

 1791’in 21 Ağustos ve 21 Ağustos’un 22 Ağustos’a bağlayan gecesinde, Kuzey bölgesindeki Acul parish’inde bir din adamı olan Duty Boukman’ın önderlik ettiği grubun ateşlediği köle ayaklanması pek çok plantasyonda baş gösterdi. 23 Ağustos’ta ayaklanma komşu parish Limbé’ye sıçradı. Bölgede iki bin kişilik bir köle kitlesi, plantasyondan plantasyona hareket ediyor, beyazları öldürüyor, evleri yıkıyordu. Ayaklanmacılar her gittikleri yerde kendilerine yeni katılanlarla birlikte, kendi yaşamlarını kendilerinden almanın araçları olan ya da kendi yaşamlarını yutan canavarlarmış gibi plantasyonları yerle bir ediyordu. 23 Ağustos’ta sayılarının 2000 olduğu tahmin edilen direnişçiler, 27 Ağustos’ta silahlanmış 700 ila 800 kişilik üç orduyu içeren 10.000 sayısına ulaştı. Ekim’in sonuna gelindiğindeyse, en azında 20.000, bazı tahminlere göre 80.00 kadar siyah isyancı kamplarında toplanmıştı. Böylece Saint-Domingue’de bir zamanlar istisna olan maroon grupları, toplumsal örüntünün dönüşümünde bütün sahneyi kaplar hale gelmişti.

 İsyan kesinlikle kendiliğinden gelişen bir olay değildi. İsyanın arka planında aylardan beri kaynayan, müzakere eden siyah kitlelerin kendi zamanlarını bekleyişi duruyordu. Haziran ve Temmuz aylarında bazı bölgelerde köleler, aralıklarla plantasyonlarını terk edip düzenli toplantılar yapmaya başlamışlardı. Ayrıca, mevcut toplumsal koşulları içinde kendi toplumsal alanlarında siyasi bilinçlerini besleyen, kolonide ve Fransa’da olup bitenlere ilişkin söylentilerin ve haberlerin ele alındığı bir iletişim pratiği kurmuşlardı. Böylelikle Kuzey’deki köleler, 22 Ağustos gecesinden haftalar önce kendilerini bilinç bir şekilde hazırlıyorlar ve örgütlüyorlardı.

 İsyan başlamadan bir hafta önce, 14 Ağustos’ta yönlendiriciler gibi ayrıcalıklı kölelerin ağırlıkta olduğu farklı yerlerdeki plantasyonlardan gelen kölelerin Morne-Rouge parish’inde gerçekleştirdiği toplantıda kitlesel başkaldırma için nihai planlar yapıldı. Morne-Rouge toplantısı, tamamıyla örgütlenmiş bir işti ve meselelerin tartışıldığı, görüşlerle farklı stratejilerin sunulduğu, nihai bir anlaşmaya varılan, silahlara çağrının kararlaştırıldığı bir devrimci siyasi meclisi her açıdan teşkil ediyordu. Toplantıda Paris’teki Ulusal Meclis’in köle sahiplerinin kırbaç kullanmasını yasaklayan ve kölelerin tatilini haftada üç güne çıkaran bir kararname düzenlendiği ama bunu koloni yöneticileri tarafından uygulanmadığı yönündeki aslında asılsız olan söylenti ele alınmıştı. Her ne kadar böylesi bir resmi düzenleme yapılmamış olsa da aslında yapıldığı ama koloni yöneticileri tarafından uygulanmadığı inancı, kölelerin kendi davalarını haklılaştıran ve harekete geçmelerinde ateşleyici olan bir güdüleyiciydi. Yapılan plana göre işaretle birlikte plantasyonlar sistematik bir biçimde ateşe verilecek ve genel bir köle ayaklanması olacaktı. Ayrıca planda ilk aşamanın liderleri olarak Dutty Boukman ve Jeannot Bullet, isyan yoluna girdikten sonraki aşamanın liderleri olarak Jean-François ve George Biassou belirlendi. Dolayısıyla Duty Boukman’ın Bois-Caiman ayininde önderlik ettiği ve doğuşunda ilk lideri olduğu ayaklanma, Morne-Rouge toplantısından hazırlanan büyük bir isyan planının parçasıydı. Bois-Caiman ayini planın somuta bürünmesinin ilk adımı olarak, köleler arasında dayanışmanın kurulması, örgütlenmenin sağlanması ve isyancı arzuların ifadeye kavuşması konusunda dinin kolaylaştırıcı ve destekleyici rolüne işaret ediyordu.

 Bois-Caiman’da bir Voodoo ayini yapılmıştı ve Voodoo’nun aralarında baskın olduğu kabile dinleri, bütün toplantı ritüelleriyle isyan için düşünsel ve örgütsel çerçeveyi, birleştirici bir iletişim pratiği olarak deriyordu. Kabile inançları, umudun ve cesaretin duyumsandığı, mahrumiyetin ve mahkûmiyetin dışında konumlanmış metafizik alanlarda toplumsallaşmanın itkisini vererek; kölelere kendilerinin şekillendirebildiği ve şekillendirebileceği özgür bir öte dünya sunuyordu. Voodoo, bir yandan popüler bir dinken, diğer yandan direniş için önemli bir örgütsel araç oluyordu. Voodoo, farklı plantasyonlardan gelerek törenlere katılan köleler için bir iletişim ağı sağlıyordu ve köle sahiplerine karşı komplolara karışanları dayanışmanın ve gizliliğin güvencesinde tutuyordu. Fakat bu konuda ne söylenirse söylensin, esasta, sıkı bir askeri ve politik örgütlenme ve örgütlenmenin kitlesel bilinçle açığa vurduğu etkinliği, isyanın uzun erimli, kararlı bir yönelime sahip ve başarılı olmasını sağlayabilmişti. Din, yalnızca, kitlelerin örgütlenmesinde etkin bulunan; koloninin coğrafi bölgelerine ve süreçteki değişimlere göre isyandaki rolü değişen soyut motiflerden biriydi, onların maddi arzularını ifade etmelerinin kitlesel simgelerinin bir bütünlüğüydü.

 Bois-Caiman ayini üzerinden bir hafta geçmeden, Kuzey’in düzlükleri isyan tarafından ele geçirilmişti; Kuzey’deki tüm parish’ler şimdi isyanın denetimindeydi. Beyazlar ve plantasyon sahipleri tam bir kaçış halindeydi. Kaçanlar Le Cap’a doğru akıyordu ve böylece durumu anlayan yetkililer, kasabanın savunması için önlemler almaya başladılar. Koloniciler için en büyük sorun, çözülmesi yönünde işlevsellik kazanan her girişimin mubah olduğu sorun, gittikçe büyüyen isyanla başa çıkabilmekti. Zira şimdi isyancılar, Le Cap’ın kapılarına dayanmıştı. Boukman liderliğindeki pek çok girişime karşın, isyancılar Le Cap’ı ele geçiremediler; onun yerine; Le Cap’ı çevreleyen düzlüklerdeki bütün plantasyonları küle çevirdiler. İsyan hızlı bir şekilde büyüyordu ve koloni yöneticileri ile kolonideki beyazlar, siyahların ezici çoğunluğu karşısında çok az seçeneğe sahipti. Metropolitan ülkeden yeterince askeri birlik gelmediği durumda, ki gelmiyordu, kolonideki beyazların bir kısmı koloniden kaçmak zorunda kalırken, geride kalanlar isyanın liderliğini yürüten özgür siyahlarla işbirliği girişimini ve İngilizlerden askeri yardım talep etmeyi denediler. Le Cap’taki beyazlar, kenti çevreleyen alevleri görebiliyor ve isyancıların savaş çığlıklarını duyabiliyorken, çevre kolonilere Birleşik Devletler’den ve İngiltere’den askeri destek talebiyle temsilciler gönderdiler ama tek yapabildikleri ya da bulabildikleri, isyana karşı köleler ve özgür siyahlardan örgütledikleri sınırlı birlikler oldu. 

  İsyanın ilk haftalarının rengi kırmızı ve sarı, uzun zamandır bekletilen bir öfkenin ve intikam arzunun dışavurumuyla beyazların şimdi kendilerine dönen vahşet içinde akıtılan kanlarında ve gözü karamışlıkla ateşe verilen plantasyonların görüntüsünde ortaya çıkıyordu. İsyanın başarılı ve kararlı kalabilmesi için bu durumun geçici olması gerekiyordu. Bu yok edici enerji bir kere kefaretini ödediğinde, artık, kölelerin bölge kazanmasıyla ve pozisyonlarını sağlama almalarıyla askeri stratejiye, taktik manevralara ve siyasi ittifaklara kanalize oluyordu. Böylece plantasyonlar tamamen tahrip edilmektense yağmalanıyor ve yağmalanan mallar, İspanyollardan silah almak için kullanılıyordu. Ayrıca isyancılar arasında inanılmaz büyüklükte bir iletişim ağı oluşturulmuştu. Hareketli ve kolonideki farklı toplumsal kesimlerle temas halinde kişiler, kolonideki ve koloni dışından gelen haberleri yayıyorlardı. Bu iletişim ağının yanı sıra, askeri açıdan da kendilerine özgü ve sıkı bir organizasyon kurmuşlardı. Köle isyanı boyunca isyancılara liderlik eden özgür renklilerin birliklerinde ve beyazlarla işbirliği içindeki özgür renklilerin birliklerinde silah altına girmeyle yaygınlaşan köleler arasında askerleşme, kölelerin özgürlük bilincini güçlendiriyordu. Silah altında aynı birliklerde eşit insanlar haline gelen köleler, geçmişlerindeki plantasyonlara bağımlı ağır çalışma koşulları içinde geçen yaşamlarını kabul edilemez bulmaya başlıyordu. Pratiklerindeki büyük dönüşüm, yaşamlarına ilişkin düşüncelerini de dönüştürüyordu.

 Boukman’ın Kasım ortalarındaki bir çarpışmada öldürülmesinin ardından isyanın yönetimini üstlenen Jean-François ve Georges Biassou, şimdi, Kuzey’deki isyanın en önemli liderleriydiler. Amaçları verilen mücadelenin sonunda koloni yöneticileri ile pazarlık yapmaktı. İsyan sırasında yüzlerce plantasyonun tahrip edilmesiyle ve binlerce kölenin direniş saflarına katılmasıyla köleliğin fiilen ortadan kalkmasına rağmen; köleliğin tamamen kaldırılmasındansa reforme edilmesi yönünde talepler sunarak, ayrıca isyancılara genel af talep ederek Koloni Meclisi’yle iletişime geçtiler ama plantasyon sahiplerince elde tutulan koloni yönetimi ne isyancılar için af ne de isyancıların kölelik kurumuna ilişkin taleplerini kabule etti, aslında bunları müzakere etmeyi dahi reddetti. İsyancılar tepkisizce boyun eğmeliydiler. Bu tavra karşılık, Jean-François ve Biasssou’nun eylemlerini sertlikle sürdürmekten başka seçenekleri yoktu. 1792 Ocak ortasında ikisinin birlikleri yeninden saldırıya geçti. Böylece 1792’nin başlarında Kuzey bölgesi tamamen köle ayaklanmasının ellerine düşüyordu. Batı ve Güney ise açık isyana görece kapalı kalmıştı. Fakat yıl boyunca isyan diğer bölgelere yayılmakta hız kesmemişti. Kuzey’in düzlüklerinde ilk ayaklanmanın başlangıcından itibaren bir yılı aşkın süre geçtiğinde ise, silahlarını bırakmak niyetinde olmayan ve bazıları bütün köleler için özgürlüğü savunan en güçlü liderle birlikte isyancı gruplar, Saint-Domingue’in dört bir yanını sarmıştı.

 1791’in ayaklanmacıları, birbirlerinden büyük ölçüde farklıydılar. Kadın ve erkek, Afrika doğumlu ve creole, yönlendirici ve tarlada çalışan, dağlardaki kahve plantasyonlarında çalışan köle ve düzlüklerindeki şeker plantasyonlarında çalışan köle, farklı motivasyonları, umutları ve tarihleri taşıyordu. Şiddetli bir sisteme karşı şiddet kullanarak dünyanın en zengin bölgelerinden birinin ekonomisini parçalamakta ortaklık buldular. İsyanın ilk sekiz gününde 184 plantasyonu yok ettiler. Ek olarak dağlık bölgelerde 1200 kahve plantasyonu ortadan kaldırılmıştı. Bir gözlemcinin aktardığına göre, o sıralar, plantasyonların sayıları kadar isyancı kampları sayılabilirdi. Bir zamanlar plantasyon denilen alanlara hapsedilen köleler, bu boyunduruk alanlarıyla bağlarını koparmış, kendi özgürlüklerinin alanları olan kamplarda konuşlanmış, yeni kurduğu alandan eski alana kollarını onu yok etmek üzere uzatmaya koyulmuştu. Bir makineyi çalıştıran enerji akımı, makinenin içinden makineyi parçalamak üzere boşalmıştı.

 Durumun üstesinden gelemeyen ve siyahların kendilerini bu ölçüde köşeye sıkıştırabilmelerini akıllarına sığdıramayan pek çok plantasyon sahibi, Fransız Devrimi ideallerini yayan anlayışsız ve aşırı şevkli beyazların koloniye ateş ve kan getirmekten sorumlu tutuyordu. Hâlihazırda Ekim’in başında Koloni Meclisi, Devrim ve politika ile ilgili her şeyin dağıtımını ve satımını yasaklayan bir karar çıkarmıştı. Zira ele geçirilen bazı isyancıların ceplerinde, İnsan Hakları Bildirgesi’nin kopyası bulunuyordu. Kölelerin bilinçlenmesi konusunda kolonicilerin başını ağrıtan bir başka öğe, İngiltere’deki ve Fransa’daki kölelik kurumunun kaldırılması taraftarlarının metinlerinin ve tezlerinin koloniye ulaşmasıydı. İngiltere’de Thomas Clarkson’un önderlik ettiği kölelik karşıtları, Fransa’da 1887’de kurulan Siyahların Dostları Topluluğu’nda (Société des Amis des Noirs) konuşlanan radikal beyazlar, şimdi, günah keçisi oluyordu. Siyahların özneliğinin kabul edilmediği kolonicilerin ideolojik bilinçleri, özneyi olduğu yerden başka yerde arıyordu. Köle sahipleri, kölelerin ayaklanmasının ardındaki somut gerekçeleri ve onların başkaldırma potansiyellerini görebilmektense, olanı biteni dışsal etkilerin kışkırtmasına bağlamayı tercih ediyordu.

 1791 Kasımından itibaren kolonideki isyana dair haberler Paris’e düzenli bir şekilde ulaşmaya başlamıştı. Ulusal Meclis’in alacağı karar, kolonideki durumun gidişine etkide bulunacaktı. Çıkacak karara etkide bulunmak ise kolonicilerin lobi grubu Massiac Klubü başta olmak üzere, plantasyonlarını Paris’ten yöneten ve koloniden Paris kaçan plantasyon sahipleri ile örgütlü halini Siyahların Dostları Topluluğu’nda (Societé des Amis des Noir) bulan radikal sol görüşte entelektüeller ve siyasetçiler arasındaki çekişmenin konusuydu. Koloniciler, kolonideki durumu isyandan önceki hale döndürebilmesi için Fransa’nın doğrudan askeri müdahalesini istiyordu. Radikaller ise kölelerin ve özgür siyahların durumlarında reformlar yapılması gerektiğini savunuyordu. İbre radikallerden yana ağır bastı. Siyahların Dostları Topluluğu’nun kurucularından olan Jironden (Girondin) siyasetçi ve entelektüel Jacques Pierre Brissot ve safdaşları koloni bakanlığını ele geçirdi. Brissot, plantasyon sahiplerinin kölelere muamelelerinin ve özgür siyahları siyasal haklardan yoksun tutmak istemelerinin sorunu azdırdığını, koloniyi kurtarmanın yolunun özgür siyahları onlara siyasal haklarını vermekten geçtiğini ileri sürüyordu. Kolonileri koruyabilmek için hukuki eşitlik tüm özgür siyahları kapsamalıydı. Bu durumda olağan seçenek, plantasyon sahiplerinin kendi karları açısından kolonideki rakipleri olan yükselen özgür siyah sınıfla rekabetinin hizmetine Fransız ordusunu koşmak olamazdı. Ulusal Meclis, elindeki olağan tek seçeneği işleterek 4 Nisan 1792’de özgür siyahların beyazlarla aynı siyasal haklara sahip olması öngören bir karar çıkardı. Böylelikle kolonilerde bulunanlar iki gruba ayrılıyordu: özgürler ve köleler, böylece özgürler arasında hiçbir ırksal ayrım gözetilmemiş oluyordu. Bu her açıdan sarsıcı bir adımdı. Çünkü kolonyal tarih boyunca ilk kez ırksal ayrımları ortadan kaldıran hukuki bir düzenleme ortaya çıkıyordu. Ama bu adımın sarsıcılığı, aslında, beyaz elitlerin özgür siyahlar ve köle hareketi tarafından bu adımı atmaya zorlanmış olmasıydı. Kararın ardındaki rüzgâr, Fransız Devrimi’nin özgürlük bayrağından çok, Aydınlanma’nın rasyonalitesine uygun bir kar-zarar hesabının defter yapraklarını dalgalandırıyordu; karar bu dalganın önüne katılmıştı. 

  Bu karardan sonra mevcut koloni meclislerini dağıtmak ve ırksal açıdan bütünleşik olanların toplanmasını sağlamak üzere koloniye bir grup komisyoner gönderildi. Bu komisyonerler, öncellerinin tersine, erklerini beyaz plantasyon sahiplerine karşı kullanırken özgür renklilerle işbirliğine gideceklerdi. Fakat komisyonerler, böylelikle başlangıçtaki amaçlarının çok başkasına da yöneleceklerdi: isyanı sona erdirmektense, onu ve onun özgürlük taleplerini kucaklamak. Radikal cumhuriyetçi fikirleri benimsemiş olan komisyonerler Léger Félicité Sonthonax, Etienne Polverel ve Jean Antoine Ailhaud 17 Ekim 1792’de Le Cap limanına yanlarında 6000 kişilik askeri birlik ve baskı makineleri ayak bastı. Ailhuad, kısa bir süre görevden çekilecekti. Polverel ve Sonthonax ise Devrim’in en radikal perdesinin açılmasında, perdenin ucundan tutanlar olacaktı. Onların koloniye gönderilmesinde, koloni bakanlığını ellerine geçiren Brissot ve yandaşları etkili olmuştu. Komisyonerler de Brissot gibi kölelik karşıtı fikirlere sempati duyuyorlardı. Ama bu da, onların radikal kölelik karşıtları olduğu anlamına gelmiyor; dönemin pek çok kölelik karşıtı eliti gibi köleliğin aşamalı olarak kaldırılmasını savunuyorlardı. Nitekim kolonide görevin başına geçer geçmez, içinde ırk ayrımı gözetilmeden özgürlerin ve kölelerin toplumun iki kesimi olduğunu ve özgür renklilerin beyazlarla aynı hakları kullanacağını, köleliği üretim ve koloninin refahı için gerekli olduğunu duyurdular. Yeni komisyonerlerin kölelik kurumunun sürdürülmesini sağlamak yönündeki ilk adımlarına yol açan ekonomik sistem apaçıktı. Köleliğin kaldırılması, kolinin ekonomik çöküşüne ve karşılığında varsıllığıyla gücü esasta kolonilere dayanan Fransız ticari ve endüstriyel burjuvazinin iflasına kaçınılmaz biçimde neden olacaktı. Buna karşılık Saint-Domingue’deki köleler, köleliğin kaldırılması sorununda verilecek kararı kendi ellerine geçirmekle meşguldüler.

 Ağustos 1792’de Fransa’da Cumhuriyetin kurulması ve Ulusal Konvansiyon’un yönetime gelmesiyle Sonthonax ve Polverel’in yetkileri arttırıldı. Böylece ikisi, gelecek dönemde pek çok düşmanlarını etkisizleştirdiler ve politik güçlerini sağlamlaştırdılar. Kuzey’de Sonthonax, Güney’de ve Batı’da Polverel ipleri ellerine almaya çalışıyorlardı. İsyancılara karşı Fransız birliklerinin yanında bağlılıklarını sağladıkları özgür renklilerin köle birliklerini de kullanmalarına rağmen, isyancılarla yaptıkları çarpışmalarda elde ettikleri başarı kısmiydi. Komisyonerlerin yapabilecekleri fazla bir şey yoktu. Ellerindeki bu kadardı. Köleler 1791’de ve sonrasında bütün güçleriyle ayaklandıklarında, kolonideki bütün sistem hâlihazırda, ciddi ölçüde sallantıdaydı ve yeniden bir araya getirilmesi imkânsız parçalara ayrılmıştı. 1791 yılı, kimi örtük, kimi açık, kimi bireysel ve kimi kolektif, kimi hatta potansiyel olarak öz yıkımcı pek biçim halinde kendini gösteren, uzun ve derin köklere sahip köle direnişi geleneğinin zirvesini işaretliyordu. Şimdi köleler, koloniye damgalarını kazımışlardı ve bu damgası silip atabilecek tek güç büyük çaplı bir askeri müdahale olabilirdi ki bu, komisyonerlerin sahip olmadıkları bir şeydi.

  4.2. İkinci Perde: Çelişkiler Yumağı (1793’ten 1798’e)

 1793’ün başlarında XVI. Louis’nin idamından sonra İngiltere’nin ve İspanya’nın Fransa’ya savaş ilan etmesi, Haiti Devrimi’nde yeni aktörlerin ortaya çıkışının ve mevcut aktörlerde yer değiştirmelerin nedeni olacak yeni bir perdeyi açtı. Aynı sırada Fransa’da ilan edilen Cumhuriyet’in tüm toprakları gibi Saint-Domingue de, imparatorlukların savaş alanı olmanın konusuydu. Saint-Domingue’de çatışma içindeki hiziplerin üzerinden, artık, imparatorluklar arası savaşın hattı geçiyordu. Şimdi Saint-Domingue’de düzeni kurmak en zor işlerden biriydi; köle isyanı olarak başlayan şey bir iç savaşa ve aynı zamanda Fransa, Britanya, İspanya arasında uluslararası bir savaşa dönüşmüştü.

 Savaş yıllarında, birbiriyle savaşan altı hizip eş anlı olarak sahadaydı; ilk dördü köleler, özgür renkliler, küçük beyazlar, büyük beyazlar; beşincisi, işgalci İspanyol ve İngiliz birlikleri; altıncısı, kolonilerini savunmanın yanı sıra aynı zamanda kendi kolonilerindeki düzeni ve denetimi sağlamaya çalışan Fransız birlikleri. Bu gruplar arasındaki geçirgenlik, durumu tam bir çelişkiler yumağı haline getirmişti. Geçirgenliğin, kendini olgularda gösteren ve olayların seyrinde belirleyici olan kesiti, kendi aralarında savaşan beyazlarla kendi adlarına savaşan siyahların, hangi ölçüde hem kendi adına hem diğerinin adına savaştığında ortaya çıkacaktı. Birbirine savaş ilan etmiş taraflar için doğrudan kendi askerlerini Saint-Domingue’de esaslı bir savaşın içine sokmak, bedeli üstlenilmesi zor bir tercih olurdu. Bu durumda savaşın tarafları için kapının tek anahtarı vardı: Siyahları kazanmak. Bu anahtarın içerimi ise, kimin siyahlara daha fazlasını vaat ettiğiyle ilgiliydi. Tarafların çağrısı, kolonideki güç dengelerinde belirleyici özne haline gelmiş siyah kitlesinden parçalar koparmak üzere gerilen yeni çelişki hatları oluyordu. Koloninin içsel çelişkilerinin kendi içinden patladığı ve ekonomik yapının yeniden-üretiminin iflasına yol açarak çözüldüğü durumda, bunlara yenileri eklemlenmekteydi. İspanyol ve Fransız yetkililer, kolonideki siyahları kendi saflarına katmak için tavizler verirken, isyancıların söylemleri ve konumları dönüşüme uğrayacaktı.

 Bölgedeki emperyal askeri birimler, tropik hastalıklara karşı bağışıklıkları ve dağlık ve ormanlık alanlardaki üstün performansları dolayısıyla siyahların silâh altına alınmasını talep ediyordu. Bunun sonucu olarak, İngilizler, Fransızlar ve İspanyollar arasındaki çarpışmaların pek çoğu aslında siyahların siyahlarla savaşı olarak gerçekleşti. İspanyollar, kendi birliklerini rezerv tutarken, siyahları “İspanyol Kralı tarafından özgürlüğü tanınmış ve kendileri özgürleştirmiş insanlar” olarak İspanya kralı emrinde savaşa çağırdı; böylelikle özgür renklilerin komuta ettiği siyah askerlerden “yedek birlikler” oluşturuldu. İspanyolların girişimi başarılı olmuştu. Mayıs ve Haziran’la birlikte isyancıların o sıradaki en önemli liderleri Jean-François ve George Biassou 10.000 askeriyle birlikte İspanyol safına geçti. Siyahların İspanyollarla kurdukları ittifak, maddi bir ilişki ile sağlamlaştırılmıştı: Siyahlar, gıda ve silah temin edebildikleri bir kanal bulmuşlardı. Bu sırada 1791’den beri koloniye İngiliz askeri müdahalesi için lobi yapan sürgündeki ve kolonideki beyazların taleplerinin somutlaşması fırsatı doğmuştu: İngilizler koloniye asker çıkaracaklardı. Fransız Cumhuriyeti komisyonerleri, İngilizlerle olan koloni savaşında siyahları kendi savaşkan aygıtlarına katmak zorundaydı. Bu yüzden koloninin yönetimini Fransa adına yürüten Sonthonax ve Polverel için başlıca sorun, İspanya Krallığı saflarındaki direnişçileri, İspanyollarınkinden daha fazlasını vaat ederek Cumhuriyet’in saflarına geçirmekti. Bunun için Sonthonax ve Polverel, öncelikle, yayılmasını sağlamak üzere, “krallığın kölelik, oysa cumhuriyetin özgürlük demek olduğu”nu vurgulayan bir söylem ürettiler. “Özgürlük” sözcüğü ve “siyahların özgürlüğü” konusu, Saint-Domingue’in çarkları kanla işleyen siyasetinde yegâne itici güç haline geliyordu. Devrim sürecinde belirginleşen yapısal eğilim yüzeye çıkıyordu: Saint-Domingue’de güç siyahlarındır. Yeni politik özne de işte bu gücün içinden doğmaktaydı. Bu güç kendini, taviz vermez bir özgürlük istemiyle ifade etmektedir.

 İsyanın ilk yıllarında isyancılar arasında cumhuriyetçilerden çok kralcılar yaygındı. Kendi politik amaçlarını kral imgesiyle ifade eden isyancıların bu tercihinde, kralın hafta tatilini üç güne çıkaran kararın sahibi olduğu ve hatta kral tarafından köleliğin kaldırıldığı söylentilerin yaygınlığı etkiliydi. Ama bu durumun mevcut güç dengeleriyle ilintili olan bir yüzü de vardı. İlk zamanlarda komşu İspanyol bölgesi Santo Domingo ile sınır ticareti önemli bir silah kaynağıydı; sonrasında İspanya ile Fransa arasında savaş çıkmasıyla birlikte Jean-François, Georges Biassou ve Toussaint L’ouverture gibi başlıca direnişçi liderler İspanya saflarında savaşa katıldı. İspanya, İspanya Krallığı demekti ve İspanya Krallığı kölelere daha fazlasını vaat ediyordu. Direniş liderleri açısından kralcılığın benimsenmesi ve köle kitlelerce benimsenmesi, kendi özgürlükleri çıkarına olduğu söyleminin ötesinde; güç ilişkilerinde gerekli olan bir bağlaşığın bağlaşıklığının onay gördüğünün gösterilmesinin yoluydu. Kralcı olan yalnızca, isyanın özgürlük ideolojisiydi. Bunun ardında kendi güç ve denetim bölgelerine sahip olan İspanyol saflarındaki isyan liderlerinin kendi konumlarını sürdürme kaygısı duruyordu. L’ouverture’ün süreçte isyancıların en güçlü lideri olarak sivrilmesiyle ve Fransa Cumhuriyeti saflarına katılmasıyla birlikte Devrim’in tonu kralcılıktan cumhuriyetçiliğe dönecekti.  

 İngilizler Eylül 1793’te koloniye asker çıkararak Jeremie’de konuşlandılar. Mayıs 1974’te, komşu koloni Jamaika’dan 7.500 askeri harekete geçirdiler ve takip eden ay başkent Port-au-Prince’i işgal ettiler. İngiliz güçleri, beyaz plantasyon sahipleri ile kölelik kurumunu yeniden tesis edecekleri ve mülk sahibi özgür renklileri beyaz plantasyon sahiplerinin desteği karşılığında mülksüzleştireceklerine dair bir anlaşmayla ittifak kurmuşlardı. 1794 İlkbaharında Fransızların kolonideki askeri durumu tam bir harabe halindeydi. İspanyollar Kuzey’in çoğunu kontrol ediyordu, İngilizler ise Batı’nın önemli bir kısmını ve Güney’de bazı yerleri işgal etmişlerdi. Siyah güçlerin cumhuriyetçi davaya desteği ve askeri bağlılığı olmadan, Saint-Domingue’in bir Fransız kolonisi olarak kalması tehlikede görünüyordu. Örneğin İspanya, bir yıl içerisinde kazandığı başarıların tümünü, L’ouverture’ün kısa süre içinde yüzlerden binlere ulaşan birliği sayesinde kazanmıştı. İspanyollar, bu adamın komutanlığına, güçlü kişiliğine, gördüğü saygıya ve koyu dindarlığına hayrandılar. Gene de asker sayısı olarak asıl katkıyı sağlayan Biassou ve Jean-François’yı lider olarak tanımak zorunda kaldılar. Bu, L’ouverture’ün kendisi için çizdiği geleceğin önünü tıkayan bir durumdu. İspanya Krallığına bağlı bir general olarak kısa sürede yükselmiş, özerk hareket edebilmeye başlamıştı ama İspanyol saflarında kaldığı sürece en tepe noktası onun için ulaşılmazdı. 

 Koloninin korunmasını sağlamak için siyahların katılımını elde etmekten başka çaresi olmayan komisyoner Sonthonax, onlara verebileceğinin en fazlasını vermek için radikal adımını tek başına atmaya girişti. 24 Ağustos 1793’te Le Cap’ta yapılan açık bir toplantıda Kuzey’deki kölelerin özgürleşmesi için 15.000 oy kullanıldı. 29 Ağustos’ta Sonhonax, “insanların özgür ve eşit doğduklarını ve yaşadıklarını” belirten ama esas olarak Kuzey bölgesindeki tüm kölelerin özgürlüğünün Cumhuriyet adına ilan edildiği bir kararname yayınladı. Böylelikle Saint-Domingue’in en zengin bölgesinde kölelik resmen kaldırılmıştı. Takip eden aylarda Polverel, her ne kadar Sonthonax kadar aniden değil aşamalı gerçekleştirse de Güney’de ve Batı’da aynı yolu izledi ve Eylül’ün başında “tüm köle kalanların özgür olduğunu ve eşit haklara sahip olduğunu” hükme bağladı. Bu düzenlemelerin en radikal yanı, muhtemelen, kölelere yalnızca özgürlüğü değil, aynı zamanda yurttaşlığı ve yurttaşlık haklarını vermesiydi. Böylece kolonideki yeni hukuki düzen tam bir eşitliğe dayanmış oluyordu. Bu çerçeve içinde ırk ayrımına yer yoktu. Bu girişim, pek çok açıdan zamanının ötesindeydi ve döneminde ilkti. Dahası ve daha somut olarak girişimin kendisi, yetkiyi aldığı metropolitan yönetim aygıtının ilerisindeydi. Sonthonax, köleliğin kaldırılmasını tek başına başlattı ve Ulusal Meclis bunu takip ve kabul ederek, tüm kolonilerde köleliliği kaldırdı. Aslında Marat hariç, Fransa’da ne Jakoben Klüpleri ve Robespierre ne de Camile Desmoulins ve radikal sol kanat devrimciler yakıcı köle ticareti sorununa açıkça eğilmeyi istedi. Köleliğin kaldırılması ve yasaklanmasının ardından Saint-Domingue’de gerçekleşen karmaşık olaylar rol oynadı. Herhangi bir etken ya da hatta etkenlerin bileşimi, bağımsız, askeri bakımdan organize köle kalkışması olmaksızın Saint-Domingue’de köleliğin kaldırılmasını sağlayamazdı. Bu etkene Fransızların koloninin savunmasındaki mutlak zafiyeti eklenince, tarihin en sıra dışı, yenilikçi ve ilerici adımlarından biri; üstelik tuhaf bir biçimde, önce bir koloni komisyonerinin girişimiyle ve sonra metropolitan meclisin bu girişimi onaylamak durumunda kalmasıyla atılabilmişti.

 Köleliğin kaldırılması komisyonerler için Cumhuriyet’in saflarına yeni siyah katılımları sağladı. Ama direnişçilerin en önemli liderleri olan Jean-François ve George Biasssou ve sivrilmekte olan Toussaint L’ouverture, İspanya’ya bağlı kalmayı sürdürüyorlardı. Çünkü birincisi, İspanya ile ittifak kendilerine özerklik sağlıyordu; ikincisi, Cumhuriyet, Krallığa göre kaderi belli olmayan ya da sağlam bir dal olmayan seçenek olarak görülüyordu. Bunun üzerine Sonthonax, siyahların bağlılığını sağlayabilmek için, Fransız Cumhuriyeti’nin özgürlüğün kalesi olduğunu gösterecek bir adım attı: 1794 Şubat’ı sonunda Ulusal Meclis’in bütün kolonilerde köleliği kaldırdığını duyurdu. Gerçekten de Meclis, 4 Şubat’ta tüm kolonilerde köleliğin kaldırıldığını ve siyahların eşit yurttaşlar olduklarını belirten bir yasa çıkarmıştı. Şimdi, Sonthonax ve Polverel’in Saint-Domingue için yaptıkları, Fransa Cumhuriyeti adına genel bir yasa haline gelmişti. Cumhuriyet topraklarında efendi ve köle ayrımı olmayacak, yalnızca yurttaşlar bulunacaktı. Bu dönemine göre tam anlamıyla radikal bir değişimdi. Özgür renkli askeri liderler tarafından yalnızca bir komisyonerin girişimi olarak zayıf ve geçici gördükleri köleliğin kaldırılması adımı, bu haliyle güven vermezken; metropolitan yönetimin köleliği tüm kolonilerde kaldırması bu devrimci adımın ciddiyetini temin ediyordu.

 Aslında köleliğin kaldırılması fikrinin gelişmekte olan bir arka planı vardı. 1780’lerde İngiltere’de ve Fransa’da yükselişe geçen ve Aydınlanma düşüncelerinden beslenen tasfiyecilik akımının (kölelik kurumunun kaldırılmasını savunanlar) ortaya çıkması kolonilerdeki köle hareketlerinin etkilenimi açısından rol oynadı. 1787’de İngiltere’de oluşturulan tasfiyeciler birliği, Avam Kamarası’nda köle ticaretinin kaldırılması yönünde baskı yapıyordu. 1788’de Paris’te kurulan Siyahların Dostları Topluluğu, benzer bir işlevi Fransa’da yerine getiriyordu. Bu ortamda İngiltere ve Fransa kölelik kurumunda bazı iyileştirmeleri öngören yasal düzenlemeler 1780’lerde gerçekleştirmişti. Ayrıca İspanya Krallığı 1789’da kendi kolonilerindeki köleler için bir dizi reformu hayata geçirmişti. Kolonilere ama özellikle Saint-Domingue’e dışsal bu gelişmelerin oynadığı en önemli rol “söylenti” dinamiğinin beslemesiydi. 1790’dan önce Amerikan Devrimi, İngiliz tasfiyeciliği, Fransız tasfiyeciliği ve reformizmi ve İspanyol reformizmi, köle topluluklarının beklentileri yönünde umut kültürünün biçimlenmesine ve böylelikle Afro-Amerika’nın kalbinde devrimin ateşlenmesine yardımcı oldu. Kölelerin iletişim ağlarında bir noktada bir diğerine durmadan yayılan söylentiler, örneğin köleliğin geri getirileceği ya da köleliğin kaldırıldığı gibi söylentiler, köle hareketlerinin nabzına kan pompalıyordu. Devrim süreci boyunca siyahları karşısına almamak ya da desteğini kazanmak zorunda olan her aktör, bu söylenti sendromunun hışmına uğramamak elinden geleni yapıyordu: Her aktör, siyahların kafalarındaki imgelerini, kendilerinin köleliği asla geri getirmeyecekleri ve özgürlüğün savunucusu oldukları yönünde temiz tutmaya çalışıyordu. Bununla birlikte Fransa’dan gelen tehdit, kölelik karşıtlığının devrimci ana akıma eklemlenmesinden dolayı çok daha doğrudandı. Paris’te radikaller, Fransız kolonileri için özgür renklilere eşit hakları tanıyan 4 Nisan 1792 ve köleliği kaldıran 4 Şubat 1794 kararnamelerini düzenleyerek, köle sahipliğine dayanan Amerika’nın kalbine ırksal eşitliği ve kölelerin özgürleşmesini getirmişti. Toplumun tüm sınıflarını etkileyen Fransız Devrimi, yalnızca örtük kalmış arzuları ateşlemedi, fakat daha da önemlisi, bu arzuları kontrol altında tutan kurumları çökertti. Onun en büyük katkısı da bu ikincisi oldu, yoksa kölelerin devrim yapabilmeleri için yeterli ve gerekli olan fikirler değil, uygun ve etkin örgütlenme koşullarıydı. Şimdi kolonide politik ve askeri mücadeleler kökten farklı bir biçimde, kölelerin etkin ve baskın eyleminin yönlendiriciliği ile yürütülüyordu.

 İspanyolların Kuzey’de kırbaç uygulamasının başlaması ve sonrasında siyahlardan oluşan yedek birimlerin İspanyol askerleriyle çatışmaya başlamasının ardından Toussaint L’overture, Fransız General Etienne Laveaux’nun davetini kabul ederek, 4000 askerlik birliği ve Henri-Christophe, Moise, Jean-Jacques Dessalines gibi deneyimli generalleriyle 18 Mayıs 1794’te Cumhuriyet saflarına geçti. İkna edilebilmesinde İspanyollarla anlaşmazlıkların ortaya çıkması, Jean-François ve Biassou ile rekabeti ama özellikle Fransızlar tarafından köleliğin kaldırılması etkili oldu. Ama yine de Sonthonax’ın köleliği kaldırma girişimi, onun için yeterli bir güvence olmadığından İspanyol saflarıyla iletişim kanallarını açık tutmaya devam ediyordu. Temmuz’un başında Fransa’dan gelen gemi, L’ouverture’ün Cumhuriyet saflarındaki yerini kesinleştirmesi için gereken güvenceyi getirmişti. Bu, Ulusal Meclis’in köleliği tüm kolonilerde kaldırma kararının bir kopyasıydı. Bundan sonra L’ouverture, İspanyollarla olan tüm iletişim ve müzakere kanallarını tamamen kopardı. L’ouverture’ün İspanyollara karşıt askeri konumu netleşiyordu. Aynı gemi, Sonthonax ve Polverel’in görevlerinden alındığını bildiren bir emri de getirmiş ve dönüşte ikisini Paris’e götürmüştü. İki komisyonerin Paris’e çağrılmasının ardından, Fransa’nın örgütlü askeri gücünün başında kalan Etienne Laveaux ve Toussaint, iki yıl boyunca Fransa’dan herhangi bir emir ya da destek almadan, İngilizlere, İspanyollara ve İspanyolların tarafında olan isyancılara karşı savaşı tek başlarına yürüttüler.

 L’ouverture’ün birlikleri ile Jean-François ve Biassou’nun birliklerine karşı çarpışmalarda kısmi başarılar elde etmiş olsa da tam bir yengiye varamamıştı. Aynı saflarda özgürlük mücadelesi ile başlayan, krallık saflarında konumunu sürdürme mücadelesi olarak devam eden birliktelikleri; şimdi; kralcılıkla cumhuriyetçiliğin arasında özgürlük mücadelesine dönüşmüş gibi görünürken, taraflar birbirlerinin güçlerine göz dikmişlerdi ve birbirlerinin güçlerini sindirememişlerdi. Bu kısır duruma son veren gelişme, Haziran 1795’te Fransa ile İspanya arasında barış antlaşmasının imzalanması oldu. Sırtlarını dayadıkları güçlü müttefiklerini yitiren Jean-François ve Biassou, konumlarının iyice zayıflaşmasıyla İspanyolların korumasında koloniden kaçmaktan başka bir seçenek bulamadılar. Böylece Saint-Domingue’de ayakta tek düşman kalmıştı: İngiltere.

 1794 boyunca İngilizler tarafından tutulan toprakları aldıkça ve denetim alanını genişlettikçe L’ouverture, kendi bölgesinde düzeni sağlamaya çalışırken ikircikli bir tavır takındı. Bir yandan köleliğin kaldırılmasının ve köleliliğin olmadığı düzenin savunucusuyken, diğer yandan Haiti’nin ekonomik açıdan yeniden yapılandırılması için plantasyonlarla bağlarını koparmış siyahları, plantasyonlarda bu kez ücretli işçiler olarak ama zorunlu bir şekilde çalışmaya çağırırken, koloniden kaçan plantasyon sahiplerini plantasyon ekonomisi hakkındaki birikimlerini katkılarını edinebilmek için koloniye geri davet ediyordu. Bu süreçte pek çok eski efendi, yeni kâr olanaklarını yoklamak için koloniye geri döndü. Toussaint’in kendi denetim bölgelerinde yeniden kurmaya çalıştığı plantasyon rejiminde, doğal olarak, mal sahipleri çalışanları üzerinde kölelik dönemindeki sınırsız güç kullanımını işletemiyorlardı. Kolonyal devleti kölelerin özgürleşmesine adanmıştı ama bu devlet aynı zamanda eski köleleri plantasyonların tutmaya ve onları özgürleşmeden önce yerine getirdikleri görevleri yeniden üstlenmeye zorluyordu. Buna karşılık, bazı bölgelerde L’ouverture’ün yönetimine karşı ayaklanmalar çıkıyordu. Ayaklanmaları ateşleyen önemli faktör, ayaklananların aynı şekilde çalışmaya zorla döndürülmelerinden duydukları rahatsızlık unutulmadan, dönemin bütün köle isyanlarının üzerinde bulutları dolanan “söylenti sendromu” oluyordu. Söylentiye göre Toussaint, köleliği geri getirmekle suçlanıyordu. Bütün bu olumsuzluklara karşı L’ouverture, Saint-Domingue’de siyahların özgürlüklerini korumayı sürdürebilmek için üretimi dolayısıyla ekonomik refahı arttırmanın hayati olduğunu ileri sürerek, emek ve ekonomi politikalarını savunuyordu.

 1795’te Fransa’da anayasa değişikliği ile birlikte, Konvansiyon yönteminden Direktuar yönetimine geçildi. Yeni anayasa, kolonilerde köleliğin kaldırılmış olduğunu onaylıyordu. 1796 başarında yeni anayasayı duyurmak üzere koloniye gönderilen komisyonerler içinde Sonthonax da vardı. Saint-Domingue’de köleliği kaldıran adam, ona geri dönmüştü. Adeta babaları gibi gördükleri Sonthonax’ın geri dönüşünü siyahlar, kutlamalar yaparak karşıladılar. Sonthonax, kitlelerin desteğini sağlamak konusunda L’ouverture’ün tek rakibiydi.

 18 aylık emperyal savaş, özgür renkli yeni bir grup askeri liderin sivrilmesine beşiklik etmişti. En önde gelen dördü, André Rigaud, Louis-Jacques Bauvais, Jean-Louis Villatte ve Toussaint L’ouverture, Fransız Cumhuriyeti’ne İngilizlerle ve İspanyollarla savaşta hizmetlerinden dolayı, Ulusal Konvansiyon tarafından tümgenerallik rütbesine terfi ettirildi. Bu liderler, bir yandan Cumhuriyet’e hizmet ederken, diğer yandan denetim bölgelerindeki özerkliklerinin tadını çıkarıyorlar ve yerel yöneticiler olarak hareket ediyorlardı. İçlerinde yalnızca biri Devrim’in merkezi figürü olarak yükselecekti: Toussaint. Bunu yapabilmek için L’ouverture, kolonideki kölelerin özgürlük talepleri ile metropolitan ülkenin talepleri arasında bir denge kurmaya çalıştı. Konumunu riske atmamak için Fransa’ya bağlılığını vurgulamak ve göstermek durumundaydı. Mart 1796’da Özgür renkli liderlerden Villatte’ın, Le Cap’ta Fransız General Laveaux’yu tutuklayarak koloni yönetimini ele geçirmek girişiminde, Villate isyanını Cumhuriyet adına bastırarak Villate’ı satranç tahtasından tasfiye etti ve ana ülke Fransa’ya karşı herhangi bir itaatsizliğin tavizsizce bastırılacağını beyan etti. Buna müteşekkir olan Laveaux, Nisan’da L’ouverture’ü yardımcı vali olarak atadı. Buna karşılık Toussaint, Saint-Domingue’deki arenayı kendisi için boşaltmaya bakıyordu. İlk önce General Laveaux’yu, Ekim’de koloninin temsilciliğini yapmak üzere Paris’e gönderdi. 1797’de Paris’te köleliğin yeniden kurulması yönünde lobi güçlenmişken Laveaux sahnedeydi ve yandaşları ile birlikte, 1798 yılında Cumhuriyet topraklarında siyahların özgürlüğünü onayan bir yasanın Ulusal Meclis’ten geçmesini sağladı. Bu sırada Sonthonax’ın otoritesi ile L’ouverture’ünki arasında anlaşmazlık baş göstermişti; taraflar birbirini suçluyorlardı. 1797 ilkbaharında komisyoner Sonthonax, L’ouverture’ü başkomutan olarak atamasına rağmen; başkomutan olarak L’ouverture, emri altında olduğu vali Sonthonax’ı koloniyi terk etmeye zorladı. Ağustos’ta Sonthonax, koloniyi terk ederek Paris’e gitti. Kolonide, 1796’da gönderilen komisyonerlerden yalnızca Julien Raimond kalmıştı. Kolonideki Fransız otoritesinin tek temsilcisi Raimond, aslında fiilen Toussaint’in otoritesiyle uyumlu bir şekilde hareket etmek durumundaydı. Böylece 1797’nin sonlarına gelindiğinde L’ouverture, otoritesi herhangi bir şekilde sınırlanmamış, Saint-Domingue’in kaderini biçimlendirmekte özgür bir konuma geldi.

(Üçüncü Bölüm’ün sonu)
*Kerim Bilgin: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi Bütünleşik Doktora Öğrencisi. Bu makale Doç. Dr. Filiz Zabcı’nın “Kapitalizm ve Sömürgecilik” dersi için hazırlanmış ve sunulmuştur.

Fotogaleri

EZLN Kamplarında 75 Gün

Telesur

Telesur Canlı Yayın

Prensa Latina

Latin Amerika Haber Ajansı

Bolivarsomostodos

Bolivarsomostodos
Türkçe

Bağlantılar

Desde El Sur

Ansiklopedik

Ansiklopedik Bilgiler
Wikipedia

Biliyor musunuz?
Küba Anayasa’sına, 2002 yılında eklenen bir maddeyle “Devrimin sosyalist karakterinden geri dönülmeyeceği” ilkesi, Türkiye Anayasasındaki 4. Madde gibi değiştirilemez hüküm olarak sabitlenmiştir!
 
  Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla izin almadan kullanılabilir. copyLEFT by Sendika.Org