[Anasayfa] [Hakkımızda] [Dosya] [İletişim] [Sendika.Org]
 
Ülke Arşivi:
· Arjantin
· Bolivya
· Brezilya
· Dominik Cumhuriyeti
· Ekvador
· El Salvador
· Guatemala
· Guyana
· Haiti
· Honduras
· Kolombiya
· Kostarika
· Küba
· Latin Amerika Genel
· Meksika
· Nikaragua
· Panama
· Paraguay
· Peru
· Porto Rico
· Surinam
· Uruguay
· Venezüella
· Şili


Tema Arşivi:
· Anti-ALCA & Anti-Kapitalizm hızlı okuma 7 günde ingilizce Dizi izle,full dizi izle,
· Ekoloji & Tarım escort escort bayan istanbul escortbets10seo linux hack
· Emperyalizm, Direniş & Kıtasal Bütünleşme
· Gençlik hareketleri
· Kadın & Cinsel Özgürlük Hareketleri
· Kamulaştırma
· Seçimler & Partiler
· Toplumsal Eğitim & Toplumsal Sağlık
· Yerli Halklar & Otonomi
· İnsan Hakları
· İsyan, Devrim & Sosyalizm


Yazar Arşivi:
· Alan Woods
· Christian Parenti
· Cüneyt Göksu
· Eduardo Galeano
· Federico Fuentes
· Fidel Castro Ruz
· Güneş Çelikkol
· James Petras
· Metin Yeğin
· Tom Lewis



LatinAkademi / Kölelerin Tarih Yapıcılığı: Haiti Devrimi (Dördüncü Bölüm) – Kerim Bilgin*
- - 20 Nisan 2010

Haiti, Latin Amerika ve Dünya tarihinde yüzölçümüyle zıt bir öneme sahip bir Karayip ülkesi. Tarihte ilk köle devriminin yaşandığı Haiti, son on yılda, Fransız ve Amerikalı yeni sömürgecilik pratikleri, seçilmiş başkanın düşürülerek sürgüne gönderilmesi, açlık isyanları ve nihayet ülkeyi yerle bir eden ve ABD’nin kıtayı militarize etmesi için uygun zemini oluşturmasıyla adını yeniden duyuruyor. Öyle ki Haiti, 1791-1804 arasında gerçekleşen devrimden bu yana her anlamda bir siyaset laboratuarı olma niteliğini sürdürüyor.

Kerim Bilgin’in 1791-1804 Haiti Devrimi’ni çözümlediği makalesi ise Latinbilgi sayfalarında ilk defa “LatinAkademi” başlığı altında yayınlanıyor – Latinbilgi.

1. Giriş: Haiti Devrimi Nedir?

2. Devrim’in Sınırlarına Değini

2.1. Saint-Domingue’i Dönüştüren Küresel İlişkilere Değini: Ticaret Kapitalizmi, Kolonyalizm ve Kölelik

2.2. Haiti’den Önce: 1492’den 18. yy.a Saint-Domingue Tarihine Kısa Değini

2.3. Haiti Devrimi’nin Maddi Belirlenimlerine Değini: Coğrafya ve Ekonomi

3. Devrimci Öznenin Rahmi: Devrim’in Eşiğinde Saint-Domingue’de Toplumsal Yapı ve Toplumsal Güçler

4. 1791’den 1804’e Devrim

4.1. İlk Perde: Çelişkilerin Çözülüşü (1789’dan 1793’e)

4.2. İkinci Perde: Çelişkiler Yumağı (1793’ten 1798’e)

4.3. Üçüncü Perde: Açılış (1798’den 1802’ye)

4.4. Dördüncü Perde: Kan Yatağı (1802’den 1804’e)

4.5. Son Perde: Kapanış (1804)

5. Sonuç Yerine: Haiti’den Sonra Haiti, Devrim’den Sonra Devrim

(Dördüncü Bölüm)

4.3. Üçüncü Perde: Açılış  (1798’den 1802’ye)

 Savaş adadaki sınıfsal dengeleri güçlü bir biçimde dönüştürdü. Çoğunluğu İngilizleri destekleyen beyazlar, İngilizlerin adadan çekilme süreciyle birlikte sinerken; özgür renkliler ve siyahlar Fransa ile yaptıkları ittifakla kolonideki yönetsel aygıtın başına geçtikleri gibi, sosyoekonomik yapıyı dönüştürmede bu güçlerini kullanmışlardı. Devrim, yeni bir mülk sahibi sınıfın doğuşuna yol açıyordu. Özellikle emperyal savaş boyunca eski köleler, askeri ve bürokratik birimlerindeki yetkilerine ve güçlerine göre plantasyonları ve emlakları mülk ediniyorlardı. Bu süreç, yeni bir elit sınıfın doğuşuna yol açarken, Bağımsızlık sonrası Haiti’deki bu elitlerle kitleler arasındaki ayrıca, bu elitlerin kendi arasındaki çelişkilerin tohumlarını ekiyordu. Bu yeni askeri, ekonomik ve siyasi elit grubunun içinde en güçlü lider olarak ilk plantasyonunu 1795’te edinen, 1799’da pek çok plantasyonun sahibi haline gelen L’ouverture sivrilmekteydi. L’ouverture’ün yükselişi, bağımsız Haiti için birleşik devlet aygıtının ortaya çıkışının perdesini açıyordu. 1798-1802 arası süreç, Toussaint’in kolonideki iç ve dış düşmanları etkisizleştirerek kolonide rakipsiz ve birleşik bir askeri ve siyasi yönetim aygıtını oluşturduğu mücadeleler dönemiydi. Soyadı “açılış” anlamına gelen L’ouverture, görece dağınık, liderlerin denetim bölgeleriyle parçalanmış isyanı ve Devrim’i tek bir kanalın içine sokan fiillere liderlik ederek, bağımsızlık savaşını verecek ve bağımsızlığı ilan edecek kadrolar için yolu açıyordu. Kendisine en yakın generalleri, Jean-Jacques Dessalines ve Henri-Christophe, kendisi Fransızlar tarafından elemine edildikten sonra bağımsızlık savaşına ve bağımsızlığın ilanına önderlik ettiler.

  Le Cap’ta bir plantasyonda köleyken, efendisi tarafından özgür kılınan Toussaint, Morne-Rouge toplantısına katılanlar arsındaydı ve isyancı gruplar ağında çeşitli görevlerde bulunmuştu. 1791’den itibaren Jean-François ve Biassou komutası altında, önce tıbbi yardım biriminde, sonra askeri birliklerde görev aldı. L’ouverture, askerileri örgütleme, eğitme ve yönlendirme becerileri sayesinde kısa sürede yükselerek 1793’te İspanyol kamplarında bağımsız ve güçlü bir lider haline geldi. Önceleri Biassou’nun komutası altındayken, kendi birliklerini yöneten bir general oldu. L’ouverture, zaman zaman açlık çekseler, giyimden ve silahtan yoksun kalsalar da yıldırıcılığını ve disiplinini koruyabilen muharip bir güç yaratmıştı. Fransız General Lacroix bu birlikler hakkında “Bu Afrikalıların, fişek kemeri, samur ve tüfekten başka bir şey taşımayan bu çıplak Afrikalıların örnek ve sert disiplin gösterirken görmek olağanüstüydü.” şeklinde konuşuyordu. Toussant L’ouverture figürü, 19. yy boyunca ve sonrasında, siyah gücünün fazlasıyla etkili sembolünü teşkil etti. Sayısız şiir, deneme ve biyografi William Wordsworth, Victor Schoelcher, Lamartine ve Wendell Philips gibi kişiler tarafından ona adandı.

 1798 başlarında kolonide İngilizler adına savaşan 6000 asker silah altında kalmıştı. Kolonilerdeki İngiliz birliklerinden sorumlu General Thomas Maitland, koloniyi boşaltmaya hazırdı. Maitland’ın tahliye planlarını uygulamaya giriştiği sırada, koloninin Kuzey’inde L’ouverture’ün ve Güney’inde Rigaud’nun özerkliklerinden rahatsız olan Direktuar yönetiminin kolonide metropolitan ülkenin denetimini sağlamak üzere görevlendirdiği temsilci Gabriel Marie Theodore Joseph d’Hédouville, koloniye ulaşmış bulunuyordu. General Maitland, Fransa’nın temsilcisi d’Hédouville’in kolonide olduğunu bilmesine ve aslında İngiltere ile Fransa arasındaki bir savaşın konusu olan müzakereleri yürütecek olmasına rağmen, kolonideki fiili gücün büyük ölçüde Toussaint L’ouverture’ün elinde olduğunu görüyor ve Fransız kolonyal otoritesini dışlayarak Toussaint’i muhatap alıyordu. Böylece Maitland ve L’ouverture, İngiliz birliklerinin koloniden çekilme süreci üzerine müzakerelere, Fransız otoritesinden bağımsız ve gizli bir şekilde Mayıs’ta başladılar. Bu durum, Toussaint’in Fransa’dan özerk davranma eğilimini, yeni bir aşamaya taşımıştı: İngiliz temsilci tarafından, fiilen koloninin yetkili otoritesi olarak tanınıyordu. 

 Yeni komisyober d’Hédouville’in L’ouverture’ün otoritesinden duyduğu rahatsızlık, Maitland müzakereleriyle iyice artmıştı. Komisyoner, Toussaint’e emirler yağdırıyor ve askeri birliklerin azaltılmasını talep ediyordu. L’ouverture, komisyoneri hiçbir şekilde dikkate almadı; koloninin gerçeklerinden kopuk ve ırkçı eğilimlere sahip, üstelik yanında herhangi bir askeri birlik getirmemiş ve zorlayıcı gücü bulunmayan d’Hédouville’i 1798’in Ekim’inde Paris’e gönderdi.

 L’ouverture gittikçe daha bağımsız hareket etmeye başladı. Plantasyon ekonomisinin yeninde yapılandırılması ve bunun için ticaret kanallarının işlerlikle açılması başlıca kaygılarıydı. Bunun için, koloni adına ve Paris’i dışlayarak bağımsız bir ticaret politikası izlemeye başladı. General Maitland’la ele alınan konulardan biri de gizli bir ticaret anlaşmasıydı. İngiltere ile Fransa arasındaki savaşa resmen sürüyor olmasına rağmen anlaşma ile Fransız Saint-Domingue’i ve İngiliz Jamaika’sı arasında barış öngörülüyordu. Toussaint, Maitland’dan Saint-Domingue’e yönelik İngiliz ablukasının kaldırılması sözünü alabilmek için, Jamaika’daki herhangi bir köle ayaklanmasına destek vermeyeceğini taahhüt etti. Bu taahhüdüdüne bağlılığını, 1799’ın sonlarına doğru Jamaika’da çıkan köle isyanıyla ilgili bilgileri İngiliz yetkililere aktararak ve isyan liderlerini İngilizlere teslim ederek gösterdi. L’ouverture için koloninin ürettiği şekerin ve kahvenin ihraç edilmesi, pazar bulabilmesi, satılabilmesi ve gelir getirebilmesi; köleliğin özgürlüklerini tutarlılıkla savunmaktan ve Fransa’ya bağılılığını korumaktan çok daha hayati önemdeydi. 1799’da Birleşik Devletlerle başlattığı müzakereler sonucunda, Kongre, Saint-Domingue ile kapalı tutulan ticareti yeniden başlatan bir kanunu kabul etti. Bütün bu girişimlerin sonucunda 1800 yılı boyunca Saint-Domingue’e gelen 1800 gemiden yalnızca %15’i Fransızdı, geri kalanların çoğunluğu Kuzey Amerikalı ve İngiliz gemileriydi. Toussaint’e göre ABD ile ticareti özellikle değerli yapan, İngiltere’den farklı olarak Amerikalı tüccarların birincil silah ve cephane kaynağı olmasıydı. L’ouverture için İngiltere ve ABD ile geliştirilen ticari ilişkiler, aynı zamanda, Fransa’ya kolonyal bağımlılığı azaltmak anlamına geliyordu. İngilizlerle ve Amerikalılarla yakınlaşma, Paris’in kolonide bu bağımsızca hareket eden siyah lidere karşı sertleşmesinde etkili olacaktı.

 1798’in sonuna gelindiğinde emperyal savaşların perdesi, son olarak İngiltere’nin sahneden çekilmesiyle ve d’Hédouville’in gönderilmesiyle kapanırken; Saint-Domingue’in kaderinin belirleneceği sahnenin perdesi açılıyordu. Ortak düşmanlar ortadan kalkınca, ortaya açık bir soru örtük bir biçimde düşüyordu: Saint-Domingue’de kimin sözü geçecekti? Bu soruya kendi cevaplarını vermek isteyen iki güç vardı: İlki mulatto lider André Rigaud’ydu. Polverel 1794’te koloniden ayrılmadan önce Rigaud’yu, Güney bölgesinin idari ve askeri kumandanlığına atamış, ayrıca ona geçici vali sıfatını vermişti. Bundan sonra Rigaud ve mulatto’lar bölgede plantasyon ekonomisine dayanan ve örgütlü askeri birliklerle korunan güçlü bir yönetsel aygıt kurmuşlardı. Toussaint, kendi cevabını veren olmak için Rigaud’nun üzerine gidecekti.

 Mulatto lider André Rigaud’nun birlikleri Güney’i, Toussaint L’ouverture’ün birlikleri ise Kuzey’i ve Batı’yı kontrol ediyordu. Haziran 1799’da iki taraf arasında tam bir yok etme savaşı başladı. Tarafların birbirine acıma göstermediği savaş, “Bıçaklar Savaşı” olarak anılacaktır. Her ne kadar Rigaud’nun mulatto’ları ile L’ouverture’ün siyahları arasında ırksal renge sahip bir özgürlük savaşı gibi yüzeye yansısa da, mesele, Saint-Domingue’de kimin sözünün geçeceği ile ilgiliyi. Toussaint, öncelikle Rigaud’nun kendi bölgesinde ateşlediği isyanları bastırmakta başarı gösterdi, ayrıca deniz yolunda Birleşik Devletler’in desteğini almış bulunuyordu, ek olarak kolonideki siyahların çoğunluğu ve beyazların tümü L’ouverture’ün arkasındaydı. L’overture kendi köşesine sıkışan Rigaud’nun Güney’ine Kasım 1799’dan başlayarak saldırdı ve Rigaud’nun savunma pozisyonunda kaldığı son parkuru açtı. Mayıs 1800’de Rigaud’nun birlikleri büyük ölçüde etkisizleştirildiler. Haziran’da Birinci Konsül Napeleon’un koloniye ulaşan buyruğu, Toussaint L’ouverture’ün Saint-Domingue ordusunun başkumandanı olduğunu belirtiyor ve bu dolayla Rigaud’yu isyancı pozisyonuna düşürüyordu. Kendi iddiasını besleyen bütün bağları yitiren Rigaud, Temmuz’un sonlarında ailesiyle birlikte koloniyi terk etti. Böylece Fransız Saint-Domingue’i bütün olarak L’ouverture’ün komutası altına girmiş oluyordu.

 Toussaint, denetimindeki toprakları genişletmekte durmadı. Adanın Doğu bölgesi Santo Domingo İspanyol Krallığının kolonisiydi. Kendini güvenceye almak isteyen ve herhangi bir düşmanın ya da bir grup isyancının kendisine karşı Doğu’da konuşlanmasından çekinen L’ouverture, 1801’in başarında Santo Domingo’nun işgaline girişti. Aslında Temmuz 1795’te İspanya ile Fransa arasında imzalanan Bale Antlaşmasına göre Espanyola’nın Doğusu resmen Fransızlara devredilmişti; yalnızca İspanyollar, bunu uygulamamışlardı. L’ouverture, kendi yan kanadını güvenceye almanın yanı sıra, Fransız Cumhuriyeti adına Bale Antlaşmasını ve Fransa’nın 4 Şubat 1794 tarihli kolonilerde köleliği kaldıran kararını adanın diğer yanında uygulatmak için bu seferi gerçekleştiriyordu. L’ouverture, direnmeyen İspanyolların karşısında hemen hiç güç kullanmadan 26 Ocak 1801’de seferini başarıyla tamamladı. Kölelik Santo Domingo’da da kaldırıldı. Böylece bütün adada, kölelik kaldırılmış ve L’ouverture adanın tamamının denetimini ele geçirmiş oluyordu. Bundan sonra L’ouverture askeri simgelerle söylemi üretilen bir ekonomi politikası izlemeye başladı. İtaat, disiplin ve çalışkanlık, bütün Saint-Dominguelilerden plantasyon ekonomisini canlandırmak üzere bekleniyordu. Askerler nasıl komutanlarına itaat ediyorlarsa, çalışanlar da yöneticilerine öyle itaat etmeliydiler. Yeni düzenlemelerle plantasyonlarından kaçan emekçiler için cezalar öngörülüyordu. Kölelik kaldırılmıştı ve işçilere üzerinde kölelik benzeri uygulamalar yasaklanmıştı fakat işçiler, belirli bir plantasyona bağlı kalarak çalışmak zorundaydı. Toussaint, eski plantasyon sahiplerini, plantasyon ekonomisini yeniden canlandırmakta kendilerinden faydalanabilmek için koloniye çağırıyordu ama koloniye dönenler, özgür renklilerden ve siyahlardan oluşan yeni elitin adadaki mülkleri edinerek baskınlaştığı koşullarla çelişki içinde kalıyordu. Bunların yanında, Toussaint’in büyük çaplı üretim birimleri olan plantasyon ekonomisine tehdit olarak gördüğü ve verimliliği düşürdüğünü düşündüğü küçük üretim birimlerini sınırlayan ve yasaklayan tedbirler alındı. L’ouverture’ün yeni emek ve ekonomi politikası, söylenti sendromunun kendisine karşı dönmesine, kendisinin köleliği geri getirmek niyetinde olduğu iddia edilen söylentilerle ayaklanmaların çıkmasına neden olacaktı. Saint-Domingue’in lideri, eski efendilerin eski düzene dönülmesi arzularıyla eski kölelerin doludizgin özgürlük arzularını eş zamanlı olarak içeren ince bir çizgide yürüyordu. Toussaint L’ouverture’e göre “özgürlüğün güvenliği”, Saint-Domingue’in ekonomisini acilen yeniden inşa etmeye bağlıydı. Devrim’den önceki yıllarda Saint-Domingue, şeker ve kahve üreticisi olarak gelişmişti ve Atlantik ticaretinde baskın hale gelmişti. Yabancı tüccarları çekebilmek için Saint-Domingue, geleneksel ürünlerini üretmeli ve ihraç etmeliydi. Toussaint, ticari anlaşmaları ve bağları, genel özgürlüğün güçlendirilmesinin araçları olarak görüyordu. Bu, yalnızca ekonomik bir gereklilik değil, aynı zaman Toussaint’e göre siyasi ölüm kalım konusuydu. L’ouverture’ün ekonomi politikası, kitleleri ezmek ve kendisinden soğutmak pahasına meyvelerini veriyordu. 10 yıllık yıkımdan sonra 1801’de, kahve ihracatı, 1789’daki seviyesinin 2/3’üne; 1802’de şeker ihracatı 1789’dakinin 1/3’üne varmıştı.

 Fransa’da 1799’da kurulan Konsüller yönetiminin baş konsülü olan, plantasyon sahiplerinin ve sömürgecilerin taleplerine uygun hareket eden Napeléon Bonaparte, 1800’de hazırlanan yeni anayasa ile kolonilerin kendi koşullarına uygun kendi yasaları ile yönetileceğini hükme bağlattırmıştı. Toussaint L’ouverture, Bonaparte’ın yasalarını beklemektense, kendininkileri yapmaya başlamıştı. Toussaint, koloni üzerindeki denetimini taçlandıran anayasayı Temmuz 1801’de ilan etti ve bir kopyasını Bonaparte’a gönderdi. Anayasa, koloninin, Fransa’nın bir parçası olduğunu ve kendi yasaları ile yönetildiğini belirtiyordu. Ayrıca kolonide köleliğin kalıcı olarak kaldırıldığı ve bütün yurttaşların Fransız olduğu ifade ediliyordu. Anayasa ek olarak, kabile dinlerini ve dinsel törenlerini yasaklıyor ve Katolikliği tek kamusal din olarak ilan ediyordu. Kendisi de bir Katolik ve Fransa’nın düşünsel değerlerine bağlı olan L’ouverture, yeni anayasa ile birlikte yaşamı boyunca Saint-Domingue’in yöneticisi sayıldı ve kendisine halefini seçme hakkı da tanındı. Toussaint, bütün yasaları onama ve yayınlama, tüm askeri ve idari atamaları yapma, çalışma ve ticaret politikalarının uygulanmasını gözetme, herhangi bir yayını sansürleme gibi yetkilere sahipti.

 Saint-Domingue anayasası, güçlü çelişkiler taşıyordu. Anayasa, bir yandan, kölelikten kurtulmanın, ırksal hiyerarşiden sıyrılmanın, bir zamanlar köleliğin olduğu bir ülkede herkesin özgürlüğünün projesiydi. Diğer taraftan, eskiden köle olanların şimdi özgür çiftçiler olduğunu ilan etmekle birlikte onları çalışmaya zorluyordu; siyahların özgürlüklerini korumak için, özgürlüklerini yeni devlete teslim etmeleri gerekiyordu. Böylelikle 1801 Anayasası, somutta olmuş bitmişin, kurulu bir güç ve edinilmiş haklar düzeninin kurumsallaştırılmasını hukukileştirmiş oluyordu.

 Anayasanın ilanından kısa bir süre sonra, Kuzey’in düzlüklerinde görece büyük isyan baş gösterdi. L’ouverture’ün bölgenin yönetimini ellerine verdiği, yeğeni olarak benimsediği ve belki de kendine en yakın generali olan Moise, liderinin sert emek politikalarına onay vermediği ve bunları uygulamadığı bilindiğinden; Jean-Jacques Dessalines’in harekâtıyla isyanın bastırılmasının ardından, isyanı kışkırtmaktan ve isyana destek vermekten suçlu bulunarak idam edildi. Toussaint L’ouverture’ün bu sadık generalini olaylardan sorumlu tutarak idam ettirmesi, onun gözü kara kararlılığını gösteriyordu. Nitekim Toussaint, isyanın bastırılmasından hemen sonra, Kasım’da, emek üzerindeki denetimi ve cezaları daha da arttıran bir düzenleme çıkarttı. Düzenleme, Saint-Domingue’in toplumsal dünyasının ezici mahkûmiyeti ve bütün yurttaşların devlet için çalışmasının katılıkla yaptırıma tabi tutulduğu yeni bir polis devletinin belgesiydi. Bütün bedellerine karşın özgürlüğü savunmaya kendini adamış L’ouverture, bu kez kendini bir diktatöre dönüştürüyordu ve yönettiği koloni, toplumsal hiyerarşi, zorla çalıştırma ve şiddetli baskının temelinde bir topluma evriliyordu. Askeri personel, plantasyonlardaki üretimin yönetiminin ve yönlendirilmesinin başına geçirilmişti. Ordunun kolonideki mutlak gücü, devlet aygıtının askeri personel tarafından işgal edildiğini gösteriyordu. Devletin bir grup elitin elinde kitlelere karşı duruşunun kökleri bu kertede vücuda geliyordu. Bu yapı, bağımsızlık sonrası Haiti’nin, büyük siyasal çalkantılara yol açacak belirleyici antagonizma eksenine somutluk kazandırıyordu.

 L’ouverture’ün sınıfsal dayanağı, kölelikten yeni kurtulmuş siyahlardı. Toussaint, durum üzerindeki denetimini güçlendirmeyi isyanı ezerek, Moise’i ve düzinelerce yerel lideri idam ettirerek ve kırsaldaki kitlelerin yerine getirilmemiş arzularını zorla bastırarak amaçlıyorsa da; gerçekte gediği daha fazla açıyor ve yalnızca kendini önderlik ettiklerinden daha fazla yabancılaştırıyordu. Moise’i idam ettirerek, sadece siyasi ve ideolojik bir rakibi devre dışı bırakmadı; aynı zamanda Bonaparte’ın başlatacağı koloniye yönelik Leclerc askeri seferinde plantasyon sakinlerini hızlı bir şekilde harekete geçirebilecek ve kitlesel ölçekte silahlı bir direnişi eşgüdümleyebilecek önemli bir lideri devre dışı bıraktı.

 4.4. Dördüncü Perde: Kan Yatağı (1802’den 1804’e)

 Fransa’da Napoléon Bonaparte’ın iktidara gelmesi ve Konsüller yönetiminin kurulması Toussaint için belayı getirecekti. Fransa ve İngiltere arasında Kasım 1801’de Amiens’de barış antlaşmasının imzalanması, Bonaparte’ı Saint-Domingue’e askeri sefer düzenlemek konusunda daha güvenli bir konuma soktu. Aslında olayların gidişi yalnızca Napoleon’un kişisel iktidarıyla açıklanamazdı. Değişen güç ilişkileri, zaten Konsüller yönetiminden önce hazırlanmış büyük bir askeri sefer planını hayata geçirilebilir kılmıştı. Her şeyden önce Fransa gibi sömürgeci bir gücün, kendi kolonisindeki iktidarın ve beyaz nüfusun, siyahların yönetimine tabi olmasını; söz konusu siyahlar metropolitan yönetime ne kadar bağlı kalsalar da ve hizmet etseler de; sürekli bir şekilde kabul edemezdi. Siyahların kolonideki yönetimine ve Fransa’ya hizmetlerine hoşgörüyle bakılması, başka türlü bakmanın koşullara uygun düşmemesine bağlıydı. Ötesinde kolonicilerin ve burjuvazinin sınıfsal desteğine dayanan Napoléon’un, Fransa’nın diğer sömürgeleri için daima kötü örnek teşkil edecek Saint-Domingue’deki durumu ortadan kaldırması gerekiyordu. Jakobenlerin ve Cumhuriyetçilerin yüzeydeki heyecanı ile birlikte, emperyal güçler savaşının gözetilmesi gereken hassas dengeleri arkada kalmıştı. Siyahların apoletli ve yaldızlı hizmetine artık gerek görülmüyordu. Fransa beklemişti. Adadaki askeri güçlerin tümünün özgür renkliler ve siyahlar olduğu ve tüm bunların araziyi iyice kullanarak güçlü bir biçimde örgütlendiği durumda, araziye yayılarak yapılacak bir savunma da düşünüldüğünde çok büyük bir deniz filosunu ve çok sayıda askeri içeren, iyice planlanmış genel bir askeri sefer için beklenilmesi gerekiyordu. Nihayetinde planlanan sefer başladıktan beş ay sonra Temmuz 1802’de Bonaparte seferin generali Leclerc’e “Bizi, bu yaldızlı zencilerden kurtar” diye yazıyordu. “Bu olmadan, hiçbir şey yapmış olmayacağız ve devasa ve güzel koloni, her zaman bir volkan olarak kalacak ve kapitalistleri, kolonicilere veya ticarete hiçbir güven aşılamayacak”. Bonaparte yönetimi koloniye yapılan askeri seferi kamuoyuna “Batı’nın uygar insanlarının, Amerika’da yükselen siyah barbarlığına karşı haçlı seferi”olarak sunuyordu. Sefer için belirlenen stratejik amaçlar açıktı: birincisi, Fransız askeri gücünün kolonide konuşlanması; ikincisi, L’ouverture’ün tutuklanması ve koloniden çıkarılması; üçüncüsü, köylülerin silahsızlandırılması; dördüncüsü, köleliğin ve köle ticaretinin yeniden tesisi. Üçüncü ve dördüncü aşamaya gelindiğinde, Devrim’in en kanlı havzasına girilmiş de olunacaktı.

 1802’nin Ocak ayı sonlarında Napeléon’un eniştesi olan General Charles Victor Emmanuel Leclerc’in gemileri adanın Doğu kıyısında, Santo Domingo tarafından başlatılacak saldırı için toplandı Leclerc’in birlikleri, önce, Henri-Christophe’un birliklerinin geri çekilmesini sağlayarak Le Cap’ı ele geçirdi ama küller içinde. Toussaint, Leclerc uyarması için Henri-Christophe’a bir emir göndermişti: “Onların yüzlerce gemisi ve yüz binlerce askeri, filo limana yerleşmeden önce dünya yanacağından şehre giremeyecekler.” Henri-Christophe’un teslim olması ve Leclerc’le işbirliğine hazır olduğunu bildirmesi, Toussaint’i askeri açıdan zayıf düşürdü ve bir dönüm noktası oldu. Şubat’ın ortasında, bütün Güney bölgesi düşmanın eline geçmişti. Toussaint’in ordusunun neredeyse yarısı, şimdi Fransız saflarında savaşıyordu. Henri-Christophe, Dessalines ve L’ouverture, Leclerc’le Le Cap’ta bir araya gelerek teslim olma pazarlıklarını başlattılar. Leclerc seferinin kendi amaçlarını gerçekleştirmeye yaklaşmıştı ama bu yalnızca yüzeydi; görüntünün altında emekçi siyahlar arasındaki ruh ve eylem isyankardı: İsyancı liderleri Fransızlara teslim olmuşken, ada halkı Fransız kuvvetleri için kontrol edilemezdi. Leclerc, siyahların dinmeyen kalkışması hakkında L’ouverture’e güvenmiyordu; Toussaint’in isyancılar için motive edici bir figür ve gizli niyetlere sahip bir tehdit olduğunu düşünüyordu. Bu kaygılardan dolayı, Fransız yetkililerle Toussaint arasında düzmece bir görüşme ayarlandı; görüşme sırasında Toussaint tuzağa düşürülerek ailesiyle birlikte tutuklandı ve hapsedilmek üzere Atlantik’in ötesine gönderildi. Tutulduğu yer, Fransa ve İsviçre arasında, Alplerde yer alan soğuk bir hapishane olan Fort de Joux’ydu. L’ouverture, 7 Nisan 1803’te; akciğerindeki ağır sorunların tetiklediği beyin kanamasından öldü.

 Leclerc, Toussaint’i adadan gönderdiği gün büyük bir zafer kazandığını hissediyordu. Haziran’ın ortasında bir bakana “Siyahların toplanma noktasını ellerinden aldım” ve aynı tarihli Bonaparte’a yazılan mektupta “siyahlar pusulalarını kaybettiler” diye yazıyordu. Toussaint ise Saint-Domingue’den gönderilmek üzere bekleyen gemiye bindiği gün, Fransız kaptanlardan birine şunu demişti: “Beni devirerek, Saint-Domingue’deki özgürlük ağacının yalnızca gövdesini budadınız. O, köklerinden, onlar sayısız olduğu için tekrar büyüyecek.” L’ouverture’ün kehaneti kısa bir süre sonra tutacaktı.

 L’ouverture’ün gidişinden sonra Leclerc, başka bazı sorunlarla baş başa kaldı. Sarı humma ve veba gibi hastalıklar yüzünden birlikleri kırılıyordu. Ayrıca koloninin hemen her yerinde direniş, tüm canlılığıyla sürüyordu. Leclerc’in vazgeçemeyeceği çare, sırtını siyah liderler Dessalines ve Henri-Christophe’a yaslamaktı. Leclerc, her ne kadar Dessalines ve Henri-Christophe’un askeriyle isyancılara karşı kimi yerel başarılar elde etse de, bir köle kampının yok edildiği her durumda yerini, aynı umutları besleyen, düşmana karşı aynı şekilde saldıran, aynı liderlerin önderlik ettiği bir yenisi alıyordu. Kolonyal rejimin isyancılara karşı elde ettiği her askeri başarı, koloninin özgürlük güvencesiyle teskin edilmeksizin sakinleşmeyecek kaynayan ve arzulu toplumsal dokusunda kaybolup gidiyordu. Fakat Leclerc, ne Dessalines’in ne de Henri-Christophe’un işbirliğine tam olarak güvenebilirdi. Siyah liderler için öncelikleri kendi askeri ve politik konumlarını korumaktı. Kitlelerin rüzgârı bu korumayı sağlama yönünde estiğince Dessalines ve Christophe Fransızlara bağlı kalamazdı. Nitekim Leclerc’in kolonideki silahları toplattırma görevini verdiği Dessalines, önce silahları topluyor ve sonra el altından yeniden dağıtıyordu. Koloninin silahsızlandırılması girişimi, bu arada, köleliğin geri getirileceği yönündeki şüpheleri güçlendiriyordu. Zira Sonthonax ve L’ouverture’ün belirttiği gibi Saint-Domingue’de tüfek, özgürlüğün garantisiydi. Halkın kendisini savunma potansiyelinin yok edilmesi anlamına gelen silahsızlandırma süreci geri tepti ve koloninin pek çok yerinde isyanı daha da azdırdı. Napoléon’un Mayıs 1802’de duyurduğu, komşu Fransız kolonisi Guadeloupe’ta köleliğin 1789 öncesi yaslarla uyumlu bir şekilde sürdürüleceği ve köle ticaretinin yeninden açılacağı kararnamesi, siyahların endişeli beklentilerini doğruluyordu. Bu girişim, köleliğin yeniden tesisi yönünde bir adımın atılmaması için Paris’e adeta yalvaran Leclerc’in elini iyice zayıflattı. Leclerc kolonideki siyahların köleliğin geri getirileceğini düşünmesi halinde, durumu kontrol altında tutamayacağını fark etmişti. Bu konudaki hassasiyet o dereceydi ki Leclerc, Bonaparte’a yazdığı bir mektupta “Size yalvarıyorum, Fransız gazetelerindeki siyahlar hakkındaki alayların basılmasını yasadışı ilan edin. Tüm bunlar buradaki işlerimi baltalıyor.” demişti. Guadeloupe’da kölelik Napoleon yönetimi tarafından yeniden tesis edildiğinde ve Fransız köle ticareti açıldığında kolonide ortaya çıkan duruma karşılık, Leclerc, kesinlikle abartmadan “kolonide ortadan kaldırılması gereken 2000 lider olduğundan” Toussaint’in devre dışı bırakılmasının yetersiz kaldığını söylüyordu.

 Fransızlar, Toussaint L’ouverture’in birliklerini bastırarak, isyana bir son verebileceklerini ummuşlardı. Paris’ten bakıldığında L’ouverture patlatılacak bir çıbanbaşı, kesilecek bir baş gibi görünerek, ortadan kaldırıldığında kolonide eski düzenin sağlanacağı zannediliyordu. Oysa kitlelerce bir kere tadılan özgürlük, onlarda bağımlılık yapıyordu ve liderleri olmasa da bağımlılıklarının nesnesini elde etmek için ellerinden geleni yapmaya hazırdılar. Leclerc’in köleliğin geri getirilmeyeceğine dair tüm duyurularına ve bu yöndeki söylentileri engelleme çabalarına rağmen, adadaki siyahlar özgürlüklerinin ellerinden alınması tehlikesine karşı teyakkuza geçmişti. Üstüne üstlük, Guadeloupe’da köleliğin yeniden tesisi ve Fransız Atlantik köle ticaretinin yeniden açılması, kitlelerin kaygılarını doğrulayarak onların kalkışmasını daha kendinden emin hale getirmişti. Ayrıca silahsızlandırma girişimi Fransızlar’ın başına açılan belayı katlıyordu. Artık siyahlar, karşılarında ölümüne savaşmaları gereken bir düşman olduğunu biliyorlardı. 

  Paris, koloniye yapılan seferi özellikle yılın ilk aylarında başlatmıştı. Yaz aylarının tropik iklim koşullarına Fransız askerlerinin uyum sağlamakta güçlük çekeceği ve tropik salgın hastalıklara yakalanabilecekleri öngörülüyordu. Öyleyse seferin yaz ayları gelmeden başarıya ulaşacağı planlanmıştı. Ama kolonide her yanı saran direniş tüm bu planları altüst etti. Temmuz geldiğinde, Avrupalı askerler hastanelerde günlük 30 ila 40 gibi bir oranla salgın hastalıklardan ölüyordu; küllere dönüştürülmüş başta gelen şehirler hiçbir kaynak sunmuyordu. Birlikler için tıbbi tedarik, giyim ve ayakkabı bulunamıyordu. 6 Haziran’da Leclerc, durumu özetliyordu: “Her geçen gün siyahlar daha korkusuz oluyorlar… Genel bir silahsızlandırma emri verme ya da gerekli önemleri alma gücüne sahip değilim… Hükümet, halefimi göndermek üzerine düşünmeye başlayabilir.”

 Kasım’ın başında Leclerc’in kendisine bağlı yüzlerce siyah koloni askerini ihanet suçlamasıyla tutuklattırması, direnişçilerin Leclerc’in birliklerine ağır kayıplar verdirtmesi ve Fransız birliklerinin koloniyi terk etmeye hazırlandıkları söylentilerinin yayılması, Leclerc’le işbirliği yapan özgür renkli ve özgür siyah liderleri isyan saflarına itti. Liderler, kendi yerlerini korumak ve sağlamlaştırmak için yükselen güç Fransa’ya yanaşmışlardı ama rüzgârın aslında tersten estiğinden ancak emin olabiliyorlardı: Saint-Domingue’de güç kitlelerindi ve liderler için asıl sorun kitleleri arkalarına alabilmekti. Önce Alexandre Pétion ve Augustin Clervaux, sonra Henri-Christophe ve Jean-Jacques Dessalines direnişçilerin safına geçtiler. Devrim’in en kanlı perdesinin kapanması için akan kanın yoğunlaştığı bir sürece girildi. Artık her yanı saran ve genel bir isyanla karşı karşıya kalan Leclerc, Napeleon’a “İşte bu ülke hakkındaki fikrim: on iki yaşın altındaki çocuklar hariç dağlardaki tüm siyahları yok etmeliyiz. Düzlüklerdekilerin yarısını ortadan kaldırmalı ve apolet takan hiçbir siyahı geride bırakmamalıyız.” diye yazıyordu. Leclerc umutsuzdu; aynı mektupta “Ruhum soldu ve hiçbir keyifli fikir buradaki iğrenç sahneleri unutmamı sağlayamaz” diyordu Leclerc bu mektubu yazdıktan kısa bir süre sonra sarı hummaya yakalandı ve Avrupa’ya geri dönmek zorunda kaldı; Toussaint’i 6 ay sonra takip ederek 1802 Kasımında öldü. 1803’te yerine gönderilen General Vicomte de Rochambeau, daha zor bir durumla karşı karşıya kaldı. 1803’ün başlarında, aralarındaki anlaşmazlıklara rağmen direnişçi liderler birleşmiş, Dessalines’in başkumandanlığına getirildiği “yerliler ordusu” dedikleri güçlü bir koalisyon kurmuşlardı. Arcahaie’yde toplanan liderler, amblemleri olarak kırmızı ve mavi şeritli bayrağı seçmişlerdi. İddialara göre, daha sonradan bağımsız Haiti’nin bayrağı olacak bu amblem, üç şeritli Fransız bayrağından beyaz şeridin atılmasıyla oluşturulmuştu. Arkalarında kendilerine bağlı savaşkan kitleleri, kendi liderlikleriyle birlikte birleştiriyorlardı. Savaş, koloni sakinleri arasında artık kitlesel bir kalkışmaya dönüşmüştü: Askeri ve siyasi açıdan birleşik, başkaldırmış eski köleler. Leclerc seferi ve Fransız baskısının acımasızlığı, bir bakıma, siyah güçlerin kışkırtılmasına hizmet etmiş ve halkın içinde beliren, gereksinim duyulan birliği yaratmıştı. Bu doğrultuda Leclerc seferi, arzulanan sonuçlarını vermedi ve bunun yerine bölünmüş toplumsal güçler arasında ittifakı filizlendirdi.

 Leclerc, Bonaparte’a yazdığı mektupta askeri strateji açısından gelip dayandığı noktayı ifade ediyordu. General Rochambeau’nun Leclerc’in yerini almasıyla uygulamaya giriştiği strateji, onun Leclerc’in bıraktığı yerden başladığını gösteriyor. Hâlihazırda Leclerc’in seferi, kolonide beyazlarla siyahlar arasında daha önce olmadığı ölçüde düşmanlık ve terör dönemini başlatmıştı. Leclerc, isyancıları sindirmek için toplu katliamlar yaptırıyor ve tutsaklara ibretlik cezalar verdirtiyordu. Fransız askerleri, ellerine geçirdikleri siyahları acımasızca katlederken, beyazlar her yerde siyahların kurbanı ya da rehinesi oluyordu. Yeni general vahşeti ve şiddeti daha üst bir seviyeye taşıdı. Koloniye yapılan seferin başına geçtiğinde General Rochambeau, bütün nüfusun ve çocukların katledilmesiyle belirginleşen gerçek bir yok etme savaşını başlattı. Rochambeau’nun komutası altında tam bir sistematik katliam ve soykırım yürütülüyordu. Komuta başında Rochambeau, barbarca politikalarını tüm koloniye yaymıştı. Küba’dan insanlara saldırmak için eğitilmiş özel cins bulldog’lar satın almış ve eğlence için arenada önlerine attıkları siyahları parçalayan bu köpeklerin yaptıklarını izlemişti. Fransız askerler, hatta, bu soykırım için bir terminoloji icat etmişlerdi. Örneğin, Yüzlerce kişiyi aynı anda boğmaya coup de filet ve Rochambeau’nun bulldog köpekleri tarafından katledilemeye descendre dans l’aréna deniliyordu. Leclerc, Rochambeau’yu Napoleon’a tavsiye ettiği mektubunda, onun siyahlardan nefret ettiğini söylemişti. Yaptıkları, nefretinin ölçüsünün ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor.

 Vahşet artık tek yanlı değildi. Fransızların ırkçı ve acımasız yeni generaline karşılık; isyancıların lideri, “yerliler ordusu”nun başkumandanı Dessalines de amansız bir beyaz düşmanı ve Devrim tarihinin en acımasız lideriydi. Rochambeau’nun yönettiği katliamlara karşılık Dessalines komutası altında köleler, plantasyonları yakıyor ve kolonicileri katlediyorlardı. Le Cap yakınlarındaki bir çarpışmada Rochambeau 500 siyahı esir aldığı gibi aynı gün hepsini öldürtmüştü. Dessalines, bunu duyduğunda, 500 beyaz tutsağı getirtmiş ve Fransızların gözleri önünde astırtmıştı. Dessalines askerlerine şöyle emir veriyordu: “Bizi köleliğe geri döndürmek için buraya gelmiş olanlar, hak ettikleri cehennemin imgesini kendi gözleri önünde görsünler diye yolları top ateşiyle parçalayın, cesetleri ve atları su kaynaklarının içine fırlatın, her şeyi yakın ve yok edin.”

 1803 Mayıs’ının başında Fransa ve İngiltere arasındaki savaş yeniden başladı. Adada sürekli bir geri çekilme durumu içinde kalmaktan başka bir şey yapamayan Fransız birlikleri Avrupa’dan destek alamaz hale gelmişlerdi. Genel bir isyanla karşı karşıya olan Rochambeau’nun başı iyice sıkışmıştı. Düşman her yerdeydi.

 Genel isyanın içindeki toplumsal kaynaklardan siyah nüfusun en azından üç ayrı kesimini çıkarsayabiliriz: kentli siyahlarla plantasyon siyahlarından ama özellikle plantasyon siyahlarından öne çıkanlar olan yönlendiricilerden müteşekkil siviller, Fransız ordusundan silahlarıyla birlikte ayrılan siyah subaylar, siyah askerler ve ordu, ayrı gruplar olarak örgütlenen maroon’lar, kaçaklar, sivil ve askeri alanlardaki görevlerinden ayrılanlar. Bu üç kesim, devrimci eylemin çeperleri olarak kesin bir noktada, tamamen birbirleriyle ilişkili, birbirine bağlanmış ve sıklıkla birbiriyle yer değiştiren haldeydi. Fransız sefer ordusundan bir generalin belirttiği gibi: liderler kitleleri değil, kitleler liderleri uyarıyordu. Köleliği geri getirmeye güdümlü, acımasız bir düşmanın karşısında, on yıldır beslenen özgürlük arzusunun birleştirdiği köle kitleler birbirine eklemleniyordu. Onlar için yenilgi ihtimali, savaşın güçlüklerinden çok daha korkutucuydu. 

 Kolonide savaşan Sonthonax ve Polverel’in birlikleri ve diğer birlikler gibi Fransız askerlerinden oluşan Leclerc’in ve Rochambeau’nun birlikleri de aynı sorunlarla karşılaşıyordu. Çoğunlukla adaların içlerinde yer alan çatışmalar, çok daha yer değiştirmeli, araziye uyarlanmış, beklenmedik saldırı ve hızlı geri çekilme gibi gerilla taktileri ile yürütülüyordu. Çarpışmalarda kendilerine yapılan yoğun saldırıda direnişçiler, dağılıyorlar ve geri çekiliyorlar, ayakta kalan plantasyonlara ateş götürmeye devam ediyorlardı. Direnişçiler, sıklıkla, yakalanmadan ya da imha edilmeden önce kaçıyor, daha yüksek dağlarda yeni kamplar kuruyorlardı ki bu dağlara “Özgürlüğün Bulvarı” denilir olmuştu. Fransız yetkililer, her ne kadar önemli isyan liderlerini öldürdüklerini iddia etseler de, ölenin yerini her zaman yenisi alıyordu. Gerçekte, kendilerine karşı yürütülen yoğun seferlere rağmen, direnişçiler koloninin pek çok yerinde çekincesizlikle hareket edebiliyorlardı. Bu savaş tarzında süvari birlikleri anahtar öğeler olmuyordu. Ateşli silahlar yaygınlıkla dağıtılmadığında Afrikalılar, oklarla ve yaylarla ve mızraklar, davul sesleri ve şarkılar eşliğinde dövüşüyor; düşmanlarını korkutmak için çığlık atıyor ve ıslık sesleri çıkarıyorlardı. Avrupalılar askeri birlikleri hareket kabiliyeti görece katı olan alaylar halinde örgütlerken; isyancıların askeri birimleri küçük, hareketli gruplar halinde örgütleniyordu ve grupların disiplini her grubun başındaki lidere bağılılıkla sağlanıyordu. Siyahlar düzenli ordu gibi hareket etmiyor; vur-kaç manevraları, tuzaklar kurma, dağlık bölgelere ustalıkla ve sinsice yayılma ve gizlenme gibi taktiklerle araziyi iyi bilmenin avantajını kullanıyorlardı. Bu dağlık bölgelere “Özgürlüğün Bulvarları” denilmesi hiç şaşırtıcı durmuyor. Saint-Domingue’in dağlık yapısı, araziyi iyi bilmeyen Fransız askerileri için başlı başına tuzak oluyordu. Ek olarak, siyahlar iklim koşullarına ve iklimsel hastalıklara uyum ve bağışıklık gösterirken, sarıhumma ve veba gibi tropik hastalıklar karşısında Fransız askerleri dayanıksız kalıyordu ve yalnızca bu etken, binlercesini öldürüyordu.

 Aslında 20. yy.da pek çok kez şahitlik edeceğimiz genel bir askeri durumun ilk örneklerinden biri Saint-Domingue’de veriliyordu: Düzenli orduların, gerilla gruplarına karşı savaştaki zafiyeti ve sıklıkla başarısızlığa uğraması. Diğer örneklerde olduğu gibi Fransız askerileri de koloniye işgalci olarak geliyor, geldikleri bu bölgede araziyi iyi bilmedikleri gibi halkın konuştuğu creole dilini anlamıyorlardı. Ötesinde, düşmanla masumu, siville askeri birbirinden ayırt edemiyorlardı. Gerilla savaşı söz konusu olduğunda, siville asker arasındaki sınır ortadan kalkıyordu. Ama daha da önemlisi, Haiti’de halk, direnişin kendisiydi. Bu yüzden Fransızların yaptıkları toplu katliamlar, ırkçı bir acımasızlıkla bağlantılı olduğu gibi askeri strateji açısından düşülen umutsuzluğun dışavurumuydu. Saint-Domingue seferi boyunca Napoléon, koloniye yaklaşık 80.000 asker gönderdi. Bu askerilerin çoğunluğu ölürken, kolonideki direniş tüm gücüyle ayakta kaldı. Çok sonraları ezilen ve baskılanan kitlelerin, iktidarların ordularına karşı vurucu silahı olacak gerilla savaşı, kendi etkinliğini ilk kez Haiti’de kanıtlıyordu. 

 Koloninin her yanını saran gerilla direnişi ve Avrupa’dan gelen desteğin kesilmesi karşısında Rochambeau ve birliklerinin günleri artık sayılıydı. Üzerine Dessalines, Fransa’ya karşı savaş haline giren Britanya ile, durumdan yaralanarak, köle isyanına silah temini ve donanma desteği sağlayan bir ittifak kurmuştu. Dessalines, 18 Kasım’da Le Cap’ın dışındaki Vertiéres’de Fransızlara karşı son muharebeyi yönetti. Fransızlar yenilgiye uğramışlardı. 19 Kasım’da Rochambeau, Le Cap’ın boşaltılması ve böylece Saint-Domingue’i Fransız otoritesinden özgürleştirmek için “yerliler ordusu”ndan 10 günlük süre talep etti. Tarihte ilk kez köleler, aşağı ırktan görülen ve gözlerde hiçleştirilmiş bu kitleler, beyaz üstünlüğünün çıplak gücünü eziyordu.

(Dördüncü Bölüm’ün Sonu)

*Kerim Bilgin: Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi Bütünleşik Doktora Öğrencisi. Bu makale Doç. Dr. Filiz Zabcı’nın “Kapitalizm ve Sömürgecilik” dersi için hazırlanmış ve sunulmuştur.



 


Fotogaleri

EZLN Kamplarında 75 Gün

Telesur

Telesur Canlı Yayın

Prensa Latina

Latin Amerika Haber Ajansı

Bolivarsomostodos

Bolivarsomostodos
Türkçe

Bağlantılar

Desde El Sur

Ansiklopedik

Ansiklopedik Bilgiler
Wikipedia

Biliyor musunuz?
Honduras Anayasası'nın 3. Maddesi'nin, silahlı bir gücün iktidarı ele geçirmesi halinde halka İsyan hakkı tanıdığını biliyor muydunuz?
 
  Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla izin almadan kullanılabilir. copyLEFT by Sendika.Org