[Anasayfa] [Hakkımızda] [Dosya] [İletişim] [Sendika.Org]
 
Ülke Arşivi:
· Arjantin
· Bolivya
· Brezilya
· Dominik Cumhuriyeti
· Ekvador
· El Salvador
· Guatemala
· Guyana
· Haiti
· Honduras
· Kolombiya
· Kostarika
· Küba
· Latin Amerika Genel
· Meksika
· Nikaragua
· Panama
· Paraguay
· Peru
· Porto Rico
· Surinam
· Uruguay
· Venezüella
· Şili


Tema Arşivi:
· Anti-ALCA & Anti-Kapitalizm hızlı okuma 7 günde ingilizce Dizi izle,full dizi izle,
· Ekoloji & Tarım escort escort bayan istanbul escortbets10seo linux hack
· Emperyalizm, Direniş & Kıtasal Bütünleşme
· Gençlik hareketleri
· Kadın & Cinsel Özgürlük Hareketleri
· Kamulaştırma
· Seçimler & Partiler
· Toplumsal Eğitim & Toplumsal Sağlık
· Yerli Halklar & Otonomi
· İnsan Hakları
· İsyan, Devrim & Sosyalizm


Yazar Arşivi:
· Alan Woods
· Christian Parenti
· Cüneyt Göksu
· Eduardo Galeano
· Federico Fuentes
· Fidel Castro Ruz
· Güneş Çelikkol
· James Petras
· Metin Yeğin
· Tom Lewis



Metin Yeğin ile Gerilla’nın Barışı üzerine röportaj: “Biz barışı aşağıdan doğru inşa etmek zorundayız!”
6 - 24 Ağustos 2010

Metin Yeğin ‘Gerillanın Barışı’ isimli kitabı ile Kürt sorununda barışçıl çözümün yöntemini Latin Amerika’daki örnekler üzerinden sorguluyor. Meksika’da EZLN, El Salvador’da FMLN, Guatemala’da URNG ile görüşen Yeğin, gerilla hareketlerinin devletle nasıl anlaşmaya vardığını ve barış sonrası süreci irdeliyor. Tüm bunları bölgemizin acılarına çare bulmak ümidiyle yapıyor.

Gerillanın Barışı, Türk ve Kürt annelerine ithaf edilmiş bir kitap ama Latin Amerika halklarından söz ediyor. Renkler, diller, kültürler farklı olsa da acılar, hüzünler ve sevinçler ortak. Dünyanın bir ucundaki yürek sızısı burada hissedilebiliyor, buradaki feryadın dünyanın öbür ucundan duyulduğu gibi.

Metin Yeğin yerinde duramayan bir adam; bir gezgin, bir derviş. Aslında İstanbul Hukuk mezunu ama birçok işle uğraşmış. Onun için mesleki kariyerin hiçbir önemi yok. Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, Avrupa’dan Asya’ya birçok ülkeye gitmiş. Bu ülkelerde röportajlar yapmış, bu ülkeler hakkında filmler çekmiş, kitaplar yazmış. Eserleri 55 ülkeye ulaşmış. Ona çağdaş bir Evliya Çelebi desek abartmış olmayız.

‘Gerillanın Barışı’ TAREM Yayınları tarafından okuyucuya ve izleyiciye sunuluyor. İzleyiciye diyoruz çünkü kitapla beraber içerisinde Latin ülkelerindeki eski gerilla komutanları, parlamenterler ve halktan kimselerle yapılan görüşmeler olan 143 dakikalık bir DVD veriliyor. Özetle Metin Yeğin bu eser ile tarihe önemli bir not düşüyor.

Bu kitabı kaleme alma fikri nasıl oluştu, hangi nedenlerden ötürü yayınlandı bu kitap?

Benim genelde Latin Amerika ile ilgili çalışmalarım biliniyor ama ben tüm dünyanın sokaklarını dolaşıyorum. Bütün bu yaptıklarım aslında Türkiye’ye ilişkin şeyler. Bir yanda topraksızlar hareketini, tarımdaki neo-liberal politikaları anlatırken diğer yandan işgal fabrikalarını, orada neo-liberal politikalar sonucu iflas eden fabrikaları ve buna karşı işçilerin direnişlerini anlatıyorum. Aslında benim bütün anlattıklarım bizim kendi öykümüz.

Barışı ele alıyor bu kitap. Çünkü açılım adı altında bir barış süreci başlatılmıştı. Ama kimse ne, nedir diye sormadı ve ben bunun için bu barışı yaşayanları, bu barışın ne halde geldiğini ve anlamak için El Salvador ve Guatemala’ya gittim. Benim çalışma alanım uzun süredir Meksika’da. Dolayısıyla bu kitabın çıkış sebebi bizde açılım adı altındaki barış sürecinin hangi durumlara geldiği ve nerelere doğru sürükleneceği sorusuydu. Dolayısıyla kitabın tamamı da Guatemala, El Salvador ve Meksika’daki barış süreçlerini işliyor.

Toplam kaç ülke gezdiniz, kaç kişiyle görüştünüz, kitabın hazırlanış sürecinden bahseder misiniz?

Şimdi öncelikle şunu ifade etmem lazım son yirmi yıldır hiçbir ülkede dört ay kalmış değilim. Türkiye de dâhil buna. Latin Amerika’da gezdiğim çok ülke var. Dolayısıyla burada bir süre belirteceksem kitabın hazırlanışına 20 yılı eklemek lazım. Mesela ben Sub-Comandante Marcos ile görüştüğümde sene 1997 idi. Daha kimsenin Marcos’un nerede olduğunu bilmediği dönemlerde oldu bu görüşme. Yine 1997’de El Salvador’da ilk yerli hakları konferansına katıldım. Bu yüzden geçmişi gözardı edemem. Ama bu çalışmayı bir aylık bir süreçte hazırladım. Gerilla kumandanlarından barış sürecinde yer alanlarla görüştüm.

Peki, ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

Ben sokağı iyi bilirim. Korkunç savaşların olduğu bir bölge, örneğin Guetamala 9 milyonluk bir ülke ve savaş sırasında burada 300.000 insan öldü. El Salvador da öyle; 5 milyonluk ülkede 150.000 kişi öldürüldü ve kaybedildi. Her gün 7-8 kişi ölüyordu, böyle bir savaştı. Ama şimdi barış var ve günde en az 20-25 kişi ölüyor. Bunun için orada esas hikâye sokakta yürümektir. Bir kişiyi öldürmenin üç dolara olduğu bir ülkede, yanımda iki kamera, bir bilgisayar ve 100 dolar gibi bir para olduğunda bin kere öldürülme ihtimalim var.

Bu noktada sokakları bilmen lazım.  Bilmediğin takdirde iki önemli şey vardır. Birincisi; tehlike içerisindesindir, ikincisi; gerçeğe asla ulaşamazsın. Onların otellerinden ve koridorlarından geçemezsin. Benim görüştüğüm insanlar da gecekondu mahallerinde yaşayanlar. Onun için bu tür güçlükler her zaman var. Tabi El Salvador ve Guetamala’da da bu tür problemler sıklıkla görülüyor. Ama paramiliter güçlerin -Meksika dışında- özel bir yönelimi olmuyor. Onlar kendi yolundalar, para kazanmaya, uyuşturucu satmaya çalışıyorlar. Ama Meksika’da bu her zaman sorunlu tabii ki.

Oradaki gerilla hareketlerinden söz edebilir misiniz? Ne için kuruldular, neye karşı mücadele ediyorlar?

Şimdi bunları hep ayrı tanımlamak lazım. Mesela EZLN ve Zapatistaları çok ayrı tanımlamak lazım, 90’ların ortasında kurulan tam bir neo-liberalizm karşıtı hareketler. Ama URNG, FMLN ve FSLN Marksist Leninist gerillalardı.  Nikaragua’da 79’da Marksistler devrim yaptı. Ama biz o zaman El Salvador’dan bekliyorduk. Burada Guatemala’yı ayırmak lazım. Ülkenin %75’inden fazlası Maya, bir de çok ırkçı bir ülke. Orada bir Maya isen eskiden çöpçü bile olamazdın. El Salvador’da daha çok asimilasyon olduğu için kendi geleneksel yaşamlarını sürdüren yerliler az iken orada daha çok melezler bulunuyor. Zapatistalar ise ilk olarak Guevarist çizgide ve biraz da Maoist iken, 84’de dağa çıkan ama 95’e kadar hiçbir eylem gerçekleştirmeyen, tamamıyla illegal bir hareketti. 1995’te ise her şeyin bitti dendiği, tarihin sonu geldi dendiği anda başkenti işgal eden bir hareket idi. Şu an ateşkes var orada. Onlar 17 ayrı komünde kendi yönetimlerini yaklaşık 15 yıldır sürdüren bir siyasal hareket. Dolayısıyla buradan baktığımızda her ülkenin aynı koşulları taşıdığını düşünüyoruz ama Meksika çok ayrı bir alan. Nikaragua, El Salvador ve Guetamala genel birbirine benzer özellikler taşımakta. En temel durum ise ABD’nin onlar üzerindeki baskısıdır. Oradaki örgütler kendi hükümetlerinden daha fazla ABD ordusu ile savaşıyorlardı. ABD orada her gün 1 milyon dolar harcıyordu savaşa.

Orada bir de vazgeçilemeyen bir Che sembolü var. Onun gibi başka semboller de var mı?

Che tabii ki ortadan kaldırılamayan bir sembol. Tüm dünyada böyle. Bunun bana göre en temel nedeni Che’nin iktidarı bırakıp gitmesi. Buna benzer, buna yakın en önemli sembollerden bir tanesi de Zapatista kumandanı Marcos. Mesela URNG’nin kaybedilen lideri Uralando Maron, El Salvador lideri Schafik Handal da önemli isimler ama Che kadar değil. Şunu da söylemek lazım benim Şilili kumandan Salvador’la yaptığım röportaj vardı. Salvador, Allende döneminde Pinochet’in yaptığı darbe sonucu tutuklanıyor. Oradan kaçıp Küba’ya gidiyor. Küba’da Komünist Parti ve orduya katılıyor. 1980’de Uluslararası Tugay örgütüne katılıp Nikaragua devriminde yer alıyor. Sonrasında Paraguay Devrimi’ni yapıyor. Arkasından Şili’ye geçip Pinochet’nin en yakın arkadaşını ve bakanı öldürüyor.

Sürekli savaş, direniş hali yani…

Evet, bir mücadele biçimi var. Latin Amerika’da tabi bir yandan bir direniş var ama diğer yandan bir Che simgesi var. İnsanlar kendisini Che gibi hissediyor ve öyle düşünüyor. Dolayısıyla insanlar ulus çizgileri belirlenmiş sınırlar içerisinde değil de bütün dünyayı değiştirmek için yola çıkıyorlar.

Binlerce gerilla kadrosu, silahlı militan barışla beraber topluma dâhil oluyor. Barış nasıl oluyor? Bunca sene (kimisi 15 sene kimisi 25 sene) gerillalık yapmış insanlar nasıl gündelik hayata dâhil olabiliyor? Bu süreç nasıl gerçekleşiyor?

Bu hiç kolay bir şey değil. Burada insanlar ilk Habur Sınır Kapısı’ndan geçtiklerinde herkes mutlu olmuştu. Ben o zaman yazmıştım gamlı baykuş gibi. Hiçbir zaman da böyle olmadı. FZLN için mesela, ilk temasa geçtikten sonraki süreç dev bir beş yıl sürdü. Guatemala’da yedi yıl sürdü. Bu yedi yıl içerisinde yedi ayrı antlaşma imzalandı. En sonunda 1997 yılında nihai antlaşma imzalandı ve öncekilerin geçerliliğini kabul eden bir antlaşmaydı bu. Fakat altını çizelim önce antlaşma imzalandı, sonra gerilla silahı bıraktı. Dünyanın hiçbir yerinde gerillaya ‘sen önce gel silahı bırak, onda sonra antlaşma yap’ diye bir şey olmaz zaten. Birleşmiş Milletler denetiminde silahları bıraktılar ve sürdürdüler antlaşmayı. Tabi bu kolay değil ama şunu düşünmek zorundasınız; barıştan sonra 17 yıl, 20 yıl, 30 yıl gerillalık yapanların nasıl yaşamını sürdüreceklerini düşünmek zorundasınız. Bunun yanında para-militerlerin, kontra gerillaların nasıl yaşamını sürdüreceklerini düşünmek zorundasınız. Ayrıca çok farklı sorunlar var, bizde de artık var olacak. Şimdi topraklarından göç edenlerin yerleri paramiliterler –bizde korucular– tarafından işgal edilmiş durumda. İnsanlar geri döndüklerinde topraklarında kendi işkencecilerini buldular. Şimdi nasıl çözeceksiniz bu sorunu? Burada, Türkiye’de, Bilge Köyü’nde kendi kardeşini, kendi kardeşinin üç yaşındaki çocuğunu öldüren kişiler var. İnsanlar köylerine geri döndüğünde yaşanacak sorunlar var. Barış sürecini hedefleyen bir antlaşma bütün bunların hepsini kapsayan bir antlaşma olmalı.

Barıştan sonra ne değişti onların hayatında? Barış onları memnun etti mi?

Barış imzalayan hiçbir gerilla hareketi daha sonra hiçbir silahlı eylemlilik yapmadı. İnsanlara hangisi daha zor diye sordum. URNG’li kumandan Thomas’ın verdiği cevap bana çok etkileyici geldi; “O zaman daha temizdi” diye tanımladı. Romantizm de yok aslında. Şimdi Guatemala’da her üç saatte bir otobüs şoförü öldürülüyor. Hat kavgası var. Bazı semtlere otobüs bile gitmiyor çünkü orada bütün otobüs şoförleri öldürülmüş. Şimdi bu şekilde öldürülen bir yerde barış var diyebilir miyiz? Geçen iki hafta oluyor; Meksika’da uyuşturucu çeteleri arasında geçen çatışmada bir günde 77 kişi öldü. Orada uyuşturucu savaşlarında günde 20-25 kişi öldürülüyor.

Barış yok aslında, sadece halk silahları bırakmış.

Evet, aslında nasıl barış var? Ben o yüzden kitabın başında vurguladım; eşitlik, özgürlük adalet olmadan barış olabilir mi? Toprak reformu yapmadan barış olabilir mi? El Salvador ve Guatemala’daki barış antlaşmalarına bakarsak aslında çok köklü antlaşmalar. Mesela gizli örgütler lağvediliyor, paramiliter kuvvetler dağıtılıyor, ordudaki görevli sayısı azaltılıyor. Böyle bir antlaşmaya kâğıt üzerinde baktığınızda barışın sürdürülebilirliğine inanıyorsunuz. Ama pratikte böyle olmuyor. Yaşam böyle yürümüyor, başka türlü işliyor.

Peki, ya bizde? Barış umudu var mı?

Ben kesinlikle var diyorum. Çünkü barış kimsenin isteğine bağlı değildir, bu bir olgudur. Gene bir URNG parlamenterinin bir tespiti Berlin Duvarı üzerineydi. Bunları etkiliyor. Berlin Duvarı yıkıldığı zaman duvar Guatemala’da, El Salvador’daki gerillaların üzerine yıkılmış oluyor. Bunu sevin veya sevmeyin bu sizi etkiler. Gerillanın dağı halktır. Halkın içine barışı düşürdüğünüz zaman halk bunu ister. Siz ne derseniz deyin mutlaka barış olacaktır. Ben tabii ki ümitliyim, barış tabii ki olacak. Barış hangi biçimlerde sürdürülecek, asıl mesele bu. Biz de oradaki gibi uyuşturucu ticaretinin Avrupa’ya geçiş noktası mı olacağız? Barış’ı zaferden ayırmak lazım. Devletin de bana göre bu kitabı okuduktan ya da bu deneyimlerin farkına vardıktan sonra daha adil ve barışçıl olması lazım. Yoksa kendisinin de aleyhine bir şey. Yoksa uyuşturucu ticaretine karşı bir şey yapılamayacağı bir dünyada yaşayacağız. Sokaklarda çocukların oynayamadığı ve bütün gelirimizin güvenlik için harcandığı bir dünya haline geleceğiz.

Bu kitap Kürt meselesinin çözümünde önemli rol oynayabilecek bir kitap. Bunu gerekli kuruluşlara ulaştırma gibi bir çabanız oldu mu?

Baştan söylemiştim kitabı zaten bu meseleye yönelik hazırladım. Mutlaka bu deneyimlerin değerlendirilmesi lazım. Kitap bölgede, doğuda zaten çok ilgiyle karşılandı. Bu kitabı dünyadaki diğer barış süreçleriyle devam edecek. Asker olsun gerilla olsun nasıl daha az kayıp vererek barışa ulaşabileceğimizi araştırmaya devam edeceğiz. Doğrudan birilerin ulaştırma çabamız yok. Doğrusu ben bir tarafım zaten. Sokaklarda daha rahat dolaşabilmek için barış şart. Şuna inanıyorum ki biz daha iyi koşullarda bir barışa ulaşma şansına sahibiz.

Biz bu kadar acı çekmedik. Yani Latin Amerika’da yaşananlara kıyasla yaşadıklarımız az kalır.

Bir kişinin ölümü bile dehşet verici. Böyle bir karşılaştırma yapmak doğru olmaz ama 9 milyonluk bir ülkede 300.000, 5 milyonluk bir ülkede 150.000 insanın öldüğünden bahsediyoruz.

Son sözlerinizi alabilir miyiz?

Son söz olarak şunu vurgulamak lazım; ben öyle hükümetlerin barışı inşa edeceğine falan inanmıyorum. Biz barışı aşağıdan doğru inşa etmek zorundayız. Biz bu barışı aşağıdan doğru inşa etmeyi kendi demokrasi biçimimize uygun olarak yapmalıyız. Yani onların referandum biçimlerine uygun olmak zorunda değil. Bunun için biz barışı aşağıdan ve eşitlik, özgürlük ve adaleti içerecek bir şekilde yapmak zorundayız.

Söyleşi: Delil Cizreli / Fotoğraflar: Cihat Caner

Kaynak: okudumyazdim.net


Fotogaleri

EZLN Kamplarında 75 Gün

Telesur

Telesur Canlı Yayın

Prensa Latina

Latin Amerika Haber Ajansı

Bolivarsomostodos

Bolivarsomostodos
Türkçe

Bağlantılar

Desde El Sur

Ansiklopedik

Ansiklopedik Bilgiler
Wikipedia

Biliyor musunuz?
Küba Anayasa’sına, 2002 yılında eklenen bir maddeyle “Devrimin sosyalist karakterinden geri dönülmeyeceği” ilkesi, Türkiye Anayasasındaki 4. Madde gibi değiştirilemez hüküm olarak sabitlenmiştir!
 
  Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla izin almadan kullanılabilir. copyLEFT by Sendika.Org