[Anasayfa] [Hakkımızda] [Dosya] [İletişim] [Sendika.Org]
 
Ülke Arşivi:
· Arjantin
· Bolivya
· Brezilya
· Dominik Cumhuriyeti
· Ekvador
· El Salvador
· Guatemala
· Guyana
· Haiti
· Honduras
· Kolombiya
· Kostarika
· Küba
· Latin Amerika Genel
· Meksika
· Nikaragua
· Panama
· Paraguay
· Peru
· Porto Rico
· Surinam
· Uruguay
· Venezüella
· Şili


Tema Arşivi:
· Anti-ALCA & Anti-Kapitalizm hızlı okuma 7 günde ingilizce Dizi izle,full dizi izle,
· Ekoloji & Tarım escort escort bayan istanbul escortbets10seo linux hack
· Emperyalizm, Direniş & Kıtasal Bütünleşme
· Gençlik hareketleri
· Kadın & Cinsel Özgürlük Hareketleri
· Kamulaştırma
· Seçimler & Partiler
· Toplumsal Eğitim & Toplumsal Sağlık
· Yerli Halklar & Otonomi
· İnsan Hakları
· İsyan, Devrim & Sosyalizm


Yazar Arşivi:
· Alan Woods
· Christian Parenti
· Cüneyt Göksu
· Eduardo Galeano
· Federico Fuentes
· Fidel Castro Ruz
· Güneş Çelikkol
· James Petras
· Metin Yeğin
· Tom Lewis



Tersinden Bir Soru: “Küba Venezüella olur mu?” (3) – Soner Torlak
- - 09 Eylül 2010

“Küba Venezüella olur mu?” sorusu ilk sorulduğunda aynı zamanda, Küba yönetiminin özellikle son zamanlarda Çin Halk Cumhuriyeti ve Venezüella’yla artan ekonomik ilişkileri çerçevesinde ülkede bir meta ekonomisinin kurulup kurulmadığı da sorulmuş ve “ihtiyaç duyulan her bir ürünün devlet planlamasına tabi biçimde dağıtılması kuşkusuz imkânsızsa da, bu ürünleri satın almak adına daha fazla çalışmanın özendirilmesi ve daha fazla çalışanın ve kazananın daha fazla tüketebilmesi, mülkiyet ve miras haklarıyla birleştiğinde, orta ve uzun vadede çok derin ve geri döndürülemez toplumsal eşitsizliklerin yaratılmasına neden olabilir” şeklinde bir çekince belirtilmişti.

Yazıda, Küba’da Raul Castro’nun devlet başkanlığına gelmesinin ardından başlayan “reformlar”ın, özel üreticiler/pazar mekanizması, ücret makasının açılması/ekonomik teşvik ve özel mülkiyet/miras hakkı gibi başlıklarda ciddi belirsizlikler ve sıkıntılarla malûl olduğu iddia edilmiş, sonuç olarak, “Küba’daki reformları izlerken, propagandif-ajitatif lafazanlığa prim vermemek bir yanıyla önemliyken, Küba’daki sürecin başını alıp kapitalizme doğru gittiğini iddia etmek de çok gerçekçi görünmüyor. Ancak özellikle Küba Devrimi’ni temsil eden başta Fidel Castro ve Raul Castro olmak üzere Kübalı aydınların ve bilim adamlarının da gerçekleştirilen dönüşümlerin gerekli olduğunu ispatlamak amacıyla zamanında Sovyetler Birliği’nde çokça yapılan “teoriye uydurma” tuzağına düşmemesi gerekiyor” tespitine yer verilmişti. 

Sorunun yinelendiği ikinci yazıda ise Küba’nın, kıta çapında entegrasyon tartışmalarının alevlendiği ve buna dönük çeşitli kurumsal mekanizmaları hayat geçirmek adına somut adımlar atıldığı son yıllarda, dış politikada Venezüella eksenli bir hattı takip edip başlamaya başlamadığı ve Küba hükümetinin bölgedeki devrimci özne ve iktidarlarla kurduğu ilişkinin temel ilkelerinde bir değişme yaşanıp yaşanmadığı sorgulanmıştı.

Yeni-perestroyka mı? Vamos Bien mi?

Raul Castro’nun göreve gelmesinin hemen ardından, geniş çaplı bir eleştirel tartışmayı, temel politikaların incelenmesini ve yeni sosyoekonomik stratejilerin formüle edilmesini teşvik edecek komisyonların kurulmasını yüreklendiren açıklamalarda bulunmasının ardından başlayan tartışma süreci, yakın zaman önce Küba hükümeti tarafından resmen açıklanan “reform paketi” ile yeni bir aşamaya girmiş oldu. Burjuva medya, reformları belirli bir ihtiyatlılıkla selamlarken, sol çevrelerde ise bir tarafta bu girişimin bir tür yeni-perestroyka olup olmadığı endişesi ortaya çıkarken, diğer tarafta ise Küba Devrimi’ne olan tarihsel güvene yaslanan bir “Küba iyi gidiyor” algısı hâkim durumda görünüyor.

Küba’da hayata geçirilmesi planlanan reformların temel meramının devlet sektöründeki verimsizliğin ve istihdam şişmesinin azaltılması olduğu görülüyor. Ancak hâlihazırda devletten maaş alan 1 milyon kişinin kademeli olarak işten çıkarılacağının açıklanması, Küba’nın temel istihdam politikasında oldukça ciddi bir yapısal değişikliğe gittiğini gösteriyor. Bununla birlikte küçük işletmelerin kurulmasının, kendi hesabına çalışmanın ve birden fazla işle meşgul olmanın özendirilecek olması, Küba ekonomisinin merkezinin özel şirketler üzerinden yeniden tanımlanacağını işaret ediyor.

Hangi sektörlerde özel girişimin önünün açılacağı henüz belirsizliğin korusa da, 1 milyon kişinin istihdam edilebilmesi için her şeyden önce Küba tarımının (ki zaten tarımda özel işletmelerin payı bir hayli geniş) bir özel işletmeler zincirinin kurumsallaştırılmasıyla yeniden yapılandırılacağı tahmin ediliyor. Buradaki sıkıntılı mesele ise bu özel işletmelerde kelimenin tam anlamıyla ücretli işçiliğin yasallaşıyor olması. Ayrıca bu işletmelerde çalışanların sigorta primlerinin “işverenler” tarafından ödenmesine ilişkin yapılacak olan düzenleme de ülkede ikili bir prim sisteminin doğacak olması da dikkate değer bir gelişme. Nihayet ilk bakışta, verimliliği arttırmak adına işgücünü özel sektörle terbiye etmek gibi görünen bu düzenlemelerin uygulamasına bakmak ve daha kapsamlı eleştirileri sonraya saklamak durumundayız gibi görünüyor.

Kısacası, Küba’da yaşananlar bir yeni-perestroyka dönemine girildiğini şimdilik işaret etmiyor, en azından, gerçekleştirilen reformların “teoriye uydurulması” söz konusu olmadıkça. Küba’dan gelen açıklamaların genellikle “sosyalizmden geçici tavizler vermek” mealinde olması da yüreklere bir parça su serpiyor. Öte yandan “Küba iyi gidiyor” yolu iyimserlik dalgasına da katılmak çok anlamlı görünmüyor. Küba Devrimi’nin itibarlı yerini koruyarak, bu tartışma ve dönüşüm sürecine olanca eleştirelliğimizle bakabilmek kaçınılmaz görünüyor.

Yoksa yeni NEP mi?

Küba’da 1990’da Sovyetler Birliği’nin çözülmesinin ardından girilen “özel dönem”in halkın gündelik yaşamında yarattığı tahribatın giderilmesinin, hayata geçirilecek olan reformların en temel hedefi olduğu aşikâr. “Özel dönem” dahilinde mecburen yerleştirilen ekonomik düzenin köklü bir dönüşüme tabi tutulması bir zorunlulukken, sorunların temel kaynakları olan turizm sektörü ve onun doğurduğu fuhuş, dolandırıcılık ve kumar, turizm sektöründe kullanılan ve normal Küba Pesosu’ndan 25 kat daha değerli olan “konvertibl Peso”nun varlığı ile yabancı ülkelerin elinde bulunan ciddi büyüklüklerde tarımsal üretim alanları gibi başlıklarda radikal girişimlerde bulunulmaması halinde, yeni yapılacak düzenlemelerin de bu sorunlu alanlar nedeniyle işlevsiz kalması mümkün görünüyor.

Öte yandan, “özel dönem”in halkın gündelik yaşamında yarattığı tahribatın giderilmesinin, piyasa ekonomisine ciddi tavizler verilmesi yoluyla gerçekleştirilecek olması ise Küba’daki süreci Sovyetler Birliği’nde “savaş komünizmi” döneminin ardından uygulamaya sokulan NEP (Yeni Ekonomik Politika) dönemine daha çok benzetilmesini olanaklı kılıyor. Tabi Sovyetler Birliği’nin NEP’in yarattığı yeni sınıfsal bileşimlerden ve ilişkilerden ne kadar zarar görmüş olduğunu da hatırda tutmalı.

Nihayet daha önce “Küba Venezüella olur mu?” sorusunun sorulduğu birinci yazıda değinildiği üzere,  Küba’da hayata geçirilmeye başlayan reformlar, Kübalıların hayat standardını ve tüketim seviyelerini arttırmak amacıyla yapılmasının yanı sıra oldukça riskli bir yol izliyor. Öte yandan riskli bir yol izlemeksizin büyük dönüşümlerin gerçekleşmesi de pek mümkün görünmüyor. Ancak burada reformların, küçük de olsa önemli ölçeklerde özel mülkiyetin ve Pazar mekanizmasının önünü açarak gerçekleştirilmesi ve dahası “bireyin topluma verdiği önemin”, onun kendi gelirini arttırmak adına daha fazla çalışmasıyla ilişkilendirilmesi, daha ileri bir sosyalizmin tarif edilmesine yönelik olarak başvurulabilecek girişimler değil. Örneğin, tarımsal bir ürünün, özel bir üretici tarafından üretilmesinin ardından yine onun kendi tasarrufu çerçevesinde kamusal mekanizmaların dışında satılabiliyor olması apaçık bir kapitalist metalaşmadır. Meta, en basit anlamıyla, bir ürünün üretilmesinin ardından belirli bir kişi/kesimin mülkü haline gelmiş olması durumudur. Bunun dışında, daha da önemlisi, bu ürünlerin fiyatının büyük oranda oluşum halindeki bir pazar mekanizması tarafından belirlenecek olması ihtimalidir.    

Kübalıların ihtiyaç duyduğu ürünlerin temini adına, her bir ürünün devlet planlamasına tabi biçimde dağıtılması kuşkusuz imkânsızsa da, bu ürünleri satın almak adına daha fazla çalışmanın özendirilmesi ve daha fazla çalışanın ve kazananın daha fazla tüketebilmesi, mülkiyet ve miras haklarıyla birleştiğinde, orta ve uzun vadede çok derin ve geri döndürülemez toplumsal eşitsizliklerin yaratılmasına neden olabilir. Şimdilik bu uyarılar yeterli görünmektedir.

Son olarak, bütün bu uyarıları yapmakla birlikte, Küba Devrimi’nin itibarsızlaştıracak bir tarzdan kaçınmak da gerekiyor. Devrimin oldukça özel tarihsel uğraklar yaşamış olması nedeniyle biriktirdiği çelişkilerin çözülmesine dönük tartışmalar, ancak bu şekilde yapısı bir eleştirel zemine oturtulabilir gibi görünüyor*.

 * Bu yazıyı yazmama, Bizim Amerika ekibinden Gözde Kök ile gerçekleştirdiğimiz kısa ama oldukça verimli tartışma vesile oldu. Kendisine teşekkür ediyorum.

Soner Torlak

Fotogaleri

EZLN Kamplarında 75 Gün

Telesur

Telesur Canlı Yayın

Prensa Latina

Latin Amerika Haber Ajansı

Bolivarsomostodos

Bolivarsomostodos
Türkçe

Bağlantılar

Desde El Sur

Ansiklopedik

Ansiklopedik Bilgiler
Wikipedia

Biliyor musunuz?
Küba Anayasa’sına, 2002 yılında eklenen bir maddeyle “Devrimin sosyalist karakterinden geri dönülmeyeceği” ilkesi, Türkiye Anayasasındaki 4. Madde gibi değiştirilemez hüküm olarak sabitlenmiştir!
 
  Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla izin almadan kullanılabilir. copyLEFT by Sendika.Org