[Anasayfa] [Hakkımızda] [Dosya] [İletişim] [Sendika.Org]
 
Ülke Arşivi:
· Arjantin
· Bolivya
· Brezilya
· Dominik Cumhuriyeti
· Ekvador
· El Salvador
· Guatemala
· Guyana
· Haiti
· Honduras
· Kolombiya
· Kostarika
· Küba
· Latin Amerika Genel
· Meksika
· Nikaragua
· Panama
· Paraguay
· Peru
· Porto Rico
· Surinam
· Uruguay
· Venezüella
· Şili


Tema Arşivi:
· Anti-ALCA & Anti-Kapitalizm hızlı okuma 7 günde ingilizce Dizi izle,full dizi izle,
· Ekoloji & Tarım escort escort bayan istanbul escortbets10seo linux hack
· Emperyalizm, Direniş & Kıtasal Bütünleşme
· Gençlik hareketleri
· Kadın & Cinsel Özgürlük Hareketleri
· Kamulaştırma
· Seçimler & Partiler
· Toplumsal Eğitim & Toplumsal Sağlık
· Yerli Halklar & Otonomi
· İnsan Hakları
· İsyan, Devrim & Sosyalizm


Yazar Arşivi:
· Alan Woods
· Christian Parenti
· Cüneyt Göksu
· Eduardo Galeano
· Federico Fuentes
· Fidel Castro Ruz
· Güneş Çelikkol
· James Petras
· Metin Yeğin
· Tom Lewis



Ekvador’da polis darbesi girişimi: Nasıl okumalı? – Deniz Yıldırım & Soner Torlak
- - 11 Ekim 2010

Geçtiğimiz hafta gözler Ekvador’a çevrildi. 2006’da göreve başlayan devlet başkanı Correa’ya dönük darbe girişimi 12 saat boyunca ülkede bir iç savaş görüntüsü oluşturdu ve darbe girişimi püskürtüldü. Ancak ilgi çekici olan gelişme, darbe girişimini püskürten kesimin asker, darbe girişimini başlatanlarınsa polis olmasıydı. Türkiye’de de son dönemde baskı aygıtları arasında yankılanan çatlaklar ve yeni rejimin bu aygıtlar içinde otoriter muhafazakâr projenin birliğini sağlayacak biçimde giriştiği tasfiye-yeniden yapılanma operasyonları dikkate alındığında, polis ile askeri aygıt arasında yüzeye çıkıp silahlı çatışmaya dönüşen Ekvador olayları, merceği biraz daha Latin Amerika’ya kırmamızı gerektirdi. Önce Correa kim ve süreç nasıl gelişti, onu ele alalım.

Correa Kim? Buraya Nasıl Gelindi?
Rafael Correa, Kasım 2006 seçimlerinden galip çıkarak başkan seçildi. Correa’dan önceki başkan Gutierrez’in halk hareketiyle devrilme süreci, Ekvador’da neo-liberal politikaların iyiden iyiye can yakmaya başladığı bir dönemde yerli hareketlerinin yanı sıra kentli orta ve alt sınıfların da sokağa çıkmasıyla karakterize olmuştu. Correa’dan önceki süreç, bir hegemonya bunalımına denk düşmekteydi. Özellikle 1999’da Asya krizinin etkileri bu ülkeyi ağır bir buhranın içine sürüklemişti. 1996’dan Correa’nın seçildiği yıl olan 2006’ya kadar geçen on yıllık sürede, Ekvador’da 8 başkan görev yapmıştı. Geleneksel partiler ve burjuva liderler temsil yeteneklerini yitirmişlerdi. Bu kriz hem Arjantin’de hem de Ekvador’da “Hepiniz Dışarı” sloganında somutlaşmıştı.

Nihayet ekonomist Rafael Correa, halkın farklı kesimlerinin taleplerine dönük bir siyaset hattı tarif etti ve kapsamlı - tabandan bir kampanya yürüterek başkan seçildi. Correa seçilmesinin hemen ardından Ekvador’un IMF ve Dünya Bankası’na olan borçlarını ödemeyeceğini ilan etti.

Seçilmeden önce, Alfredo Palacio başkanlığındaki hükümette Ekonomi ve Finans Bakanı olarak görev yapan Correa, ekonomik bağımsızlığı savunması, Latin Amerika ülkeleriyle işbirliğine önem vermesi ve ABD’yle yürürlükte olan serbest ticaret anlaşmasına karşı çıkmasıyla tanınmaya başlamıştı. 2005 yılında Dünya Bankası’nın Ekvador’daki petrol geliri istikrarlılaştırma fonunda yaptığı kredi kesintilerini gerekçe göstererek kabineden istifa etti. Bu istifa onu daha sonra halk ayaklanmasıyla devrilecek olan hükümetin yazgısına ortak olmaktan da koruyacaktı.

Correa başkan seçilmişti; ancak Meclis’teki çoğunluk hala muhafazakâr kanattaydı. Correa’nın seçilmesine giden yolu açan toplumsal hareketler ve radikal muhalefet, Meclis’in açıldığı hafta bu kez “kurucu meclis” talebiyle sokağa çıktı ve Ekvador Meclisi’ni kuşattı. Onbinlerce kişinin polis barikatını aşması üzerine milletvekilleri ve bakanlar kaçtı. Bu kuşatma, Correa’nın Meclis aritmetiğindeki dengesizliği sokakta telafi etmesi bakımından önemli bir dönemeç olacaktı.

15 Ocak 2007 tarihinde yemin ederek görevine başlayan Correa yönetimi, geride kalan zamanda, Venezüella ve Küba tarafından kurulan Latin Amerika’nın Bolivarcı İttifakı (ALBA) üyesi oldu, dış politikada rotayı kıta entegrasyonuna çevirdi. İttifaklarını çeşitlendirerek ABD karşıtı blokta dayanaklarını pekiştirdi. Petrol şirketlerinin bir kısmını ulusallaştırdı ve yeni petrol yasasıyla ülke içinde elde edilen petrol gelirlerinin büyük kısmının vergi olarak hazineye devredilmesini yasalaştırdı. Öte yandan 15 Nisan 2008 tarihinde çıkan yeni 95-1 sayılı Maden kanun hükmünde kararnamesi, Ekvador topraklarındaki madenler üzerindeki imtiyazların %88’ini iptal etti. Bu iptal edilen imtiyazların içinde Kanadalı maden şirketlerinin imtiyazlarının tamamı da bulunuyordu ve yasa, toplam 4.474 maden işletme ruhsatını kaldırdı.

Kurucu Meclis için Correa, halka sık sık sokağa çıkma çağrısında bulunarak 15 Nisan’da bir halkoyuna gidilmesini sağladı. Halkın %78’i “yeni anayasa için kurucu meclise evet” dedi. Correa bu hamlesiyle değişime direnen Meclis içindeki oligarşik kanadı by-pass ederek Kurucu Meclis çalışmalarını başlattı. 1 Aralık 2007’de açılan Kurucu Meclis ile birlikte artık ülkede “ikili iktidar” durumu fiilen hayata geçmiş olacaktı. İkili iktidar durumuyla birlikte Ekvador’da yeni bir rejim inşa edilmeye başlandı. Bu an önemliydi. Özellikle Ekvador’da uygulanan “yurttaş devrimi” sürecinde belirginleşen siyasal çatlaklar, devlet aygıtlarını daha fazla kat etmeye başlamıştı. Öyle ki yasama faaliyetleri sürecinde bile bu ikilik kendisini “ikili iktidar” biçiminde dışa vurmaktaydı. Nitekim 1 Aralık 2007’de belirginleşen ikili iktidar durumu, 30 Eylül 2010’da polis ile asker arasında açık iç savaşa evirilecekti.

Kurucu Meclis bu dönemde yeni bir anayasa hazırladı ve Ekim 2008’de yapılan halkoylamasında halkın yüzde 65’i tarafından bu anayasa onaylandı. Yeni anayasa ile mali politika, petrol politikası ve ordu üzerindeki hükümet denetimi artırıldı. Ayrıca, ülke topraklarında yabancı üs kurulması da anayasal olarak yasaklandı. Sosyal sigorta hakları ve emekli maaşları artırıldı, cinsiyet ayrımcılığı yasaklandı, yerli halkın hakları anayasal düzeyde ilk kez tanındı.

Ancak bu süreçte Correa yönetimiyle onu iktidara taşıyan toplumsal hareketler arasındaki iç çelişkiler de su yüzüne çıkmaya başlamıştı. Correa oldukça radikal ve güçlü bir toplumsal hak talebi hareketi dalgasının üzerinden iktidara uzanmıştı. Ancak yeni anayasa ile tepe noktalarından birine ulaşan “Yurttaşlar Devrimi” dâhilinde hükümetin yeni kalkınmacı bir hat izlemeye başlaması, ekonomik üretkenlik açısından Ekvador’un elindeki en önemli kaynak olan madenlerin işletilmesini gerekli kılarken, Correa’yı iktidara taşıyan toplumsal muhalefetin en önemli bileşeni olan yerli hareketleri ise her tür madenciliğin yasaklanmasını savunuyordu.

Correa hükümetiyle yerli hareketleri arasındaki temel çelişki, yeni anayasanın onaylanmasının hemen ardından, yerli topluluklarının anayasaya dayanarak, kullanılmayan toprakları işgal etmesiyle su yüzüne çıktı. Venezüella ve Bolivya’daki uygulamalardan da esinlenen yerli toplulukları başkent Quito çevresindeki toprakları işgal ederken, Correa hükümeti yerlilere “anayasayı yanlış yorumladıklarını” söylüyordu. Bu çatışmalar, son dönemde kentli orta sınıfların düzenli bir maaşa sahip formel kesimlerinde de yankılanmaya başlamıştı. Son olarak öğretmenler sendikasının eylemleri bunun yansımasıydı. Polisin maddi kayıplar argümanı üzerinden isyana seferber edilebilmesi de içeride zeminin kayganlaştığını sergiliyordu. 30 Eylül darbe girişimi, bu nedenle gücün kapitalist mantığıyla jeopolitik mantığının (ABD-Kolombiya açısından) birleştiği noktada devreye sokulmuştu.[1]

30 Eylül Polis Darbesi Girişimi
30 Eylül günü, Correa (ve elbette ordu) ile polisler arasında bir iç savaş yaşandı. Polisler, hükümetin kemer sıkma politikası sonucunda, kazanımlarını kaybedecekleri gerekçesiyle iş bıraktılar; bu iş bırakma daha sonra yollara barikat kurulması ve hava kuvvetleri kanadı tarafından havaalanının işgal edilmesi yoluyla bir ileri aşamaya geçti. Correa kaçırılarak başkent Quito’daki polis hastanesine götürüldü ve orada gözaltına alındı. İlerleyen saatlerde ordu, polise karşı bir operasyon gerçekleştirerek Correa’yı kurtardı ve isyan bastırıldı.

İzlenen yöntem bir darbe girişiminin açık işaretlerini veriyordu. Bu aynı zamanda bir istikrarsızlaştırma operasyonunun ilk halkasıydı. 2002’de Chavez’e dönük darbe girişimindeki gibi, devlet başkanı kaçırılarak gözaltında tutuluyordu. Öte yandan askeri kanatta hava kuvvetleri komutanlığına bağlı unsurların havaalanının denetimini almaları da organize bir girişimin habercisiydi.[2] Önceki devlet başkanı Gutierrez’in olaylar sırasında “bir an önce parlamentonun feshedilmesini ve derhal devlet başkanlığı seçimlerine gidilmesi”ni talep etmesi de darbe girişiminin izleyeceği yol haritasının önceden planlandığını gösteriyordu.

Bu noktada hava kuvvetlerinin askeri aygıt içindeki çatlağın en fazla yankılandığı yer olduğu aşikarsa da, esas dikkat çekici yan, polisle asker arasındaki çatlağın silahlı bir çarpışmaya dönüşmüş olmasıydı. Özellikle ikili iktidar durumlarına özgü bir iç savaş resmini andıran bu gelişme, çatışmaların devlet aygıtları içinde ve arasında yankılanma düzeyini gözler önüne seriyor. Son dönemde Türkiye’de polisin askeri karargahı basmasına, MİT’e silahlı baskın gerçekleştirerek istihbarat kanadında tasfiye operasyonları gerçekleştirmesine, ekonomi dışı zorun örgütlenmesinde önemli görev gören yüksek yargı içinde başsavcılara uzanacak şekilde operasyonlar yürütmesine, 90’lardan itibaren emniyet içinde CIA ve cemaat güdümlü bir operasyonel istihbarat biriminin gücünü pekiştirirken benzer operasyonları bizzat polis aygıtı içinde de ilerletmesine tanıklık edildiği düşünüldüğünde, Ekvador’da yaşananları ikili iktidar ve baskı aygıtları içindeki çatlaklar bağlamında daha yakından ele almakta yarar var.

Önce ordu içindeki dönüşüme bakalım. Correa döneminde “Yurttaşlar Devrimi”nin siyasal denetimini sağlamak adına, Ulusal Askeri Savunma Planı “Tek Anavatan" (Patria Uno) çerçevesinde, tüm askeri kuvvetler tek bir komutaya bağlandı; operasyon, eylem ya da karşı eylem gerektiren tüm konularda karar sahibi olacak şekilde bir komuta merkezi oluşturuldu.[3] Bu, aynı zamanda Correa hükümetinin hem ABD destekli (muhtemelen Kolombiya’dan gelecek) bir askeri saldırıya hem de ordu içindeki ABD yanlısı kesimlere karşı orduyu yeniden yapılandırmasına ve büyük oranda kendisiyle eşgüdüm içinde hareket edebilecek hale getirmesine dönük adımlarını yoğunlaştırması anlamına geliyordu.

Bu süreçte askeri aygıttaki yeniden yapılanma karşısında, ABD’nin kirli savaş örgütü CIA’nın Ekvador polisi içindeki mevzilenme girişimlerini hızlandırdığı görülmekteydi. Bu yeniden yapılanmanın geri planında ne yatıyordu? İlk olarak 1 Mart 2008 tarihinde Kolombiya ordusu, FARC-EP’e operasyon düzenlemek üzere Ekvador sınırını ihlal etmiş ve yeni bir bölgesel kriz ortaya çıkarmıştı. Correa, sözünü ettiğimiz saldırıda bir Ekvador vatandaşının hayatını kaybettiği bilgisini kendisinden saklayan askeri kurmaylara “ABD’ye yardım ettikleri” suçlamasında bulundu ve ardından bütün kuvvet komutanları ve İçişleri Bakanı istifasını verdi. Bu olay, Correa’nın ordu üzerinde giderek daha fazla söz sahibi olabilmesine zemin hazırladı. Hemen ardından Correa, Manta Askeri Üssü’nün sözleşmesini yenilemeyeceğini ve Ekvador topraklarında her türlü yabancı askeri üs ve varlığın yasaklandığını duyurdu.[4] Daha da ötesi Correa, belki de Monroe Doktrini’ni beklenmedik bir jeopolitik denklem içinden boşa çıkararak bu üssün kullanımını Çin’e teklif ediyordu.[5] Manta üssü, ABD’li üst düzey bir komutanın açıklamalarına göre ABD stratejisi adına paha biçilemez değerdeydi.[6]

Manta askeri üssünün ABD denetiminden alınması, ordu içindeki Amerikancı kanadın temizlenmesi adına büyük bir etki yaratmıştı. 1999’da ABD SouthCom’un (Güney Kuvvetleri) bu üsse yerleşmesiyle birlikte askeri kanatta komuta kademesi ABD askeri hiyerarşisine daha da bağımlı hale gelmiş ve emperyalist denetim pekişmişti. Ekvador silahlı kuvvetlerinden ismi saklı üst düzey bir komutan, tam da bu nedenle Manta Üssü’nün ABD denetiminden çıkarılması kararının önemini şöyle değerlendiriyordu: “bu karar öncesinde bize iki yol kalmıştı: ordunun yeniden ulusal karakterine dönmesi ya da tamamen kendisini ABD taleplerinin hizmetine koşması.”[7] Manta Üssü’nden ABD’nin çıkarılması, askeri kanat içinde Correa yanlısı halkçı/ulusal projenin denetiminin sağlanıp CIA sızmalarının tasfiye edilmesi bağlamında, Latin Amerika örneğinde NATO’dan çıkmakla eşdeğer önemdeydi.

Bu gelişme, Ekvador’da devlet aygıtlarını kateden ikili iktidar durumunun silahlı iç savaşa dönüştüğünün ve mevcut aygıtlar içinde belirginleşen fay hatlarının 21. yüzyılın yeni jeopolitik kırılmalarını da içinden geçirdiğinin habercisiydi. Hem Manta hem de Kolombiya olayları, aygıtlararası çatlağın aynı zamanda uluslararası bir karakter taşıdığını simgeliyordu.

Bu noktada ikinci önemli gelişme, Ekim 2008’de Ekvador Savunma Bakanı Ponce’nin ABD’nin polise sızma girişimlerini ele alan bir raporu Correa’ya sunmuş olmasıydı. Bu raporda, “polis birimlerinin muhbirlere yapılacak ödemeler, eğitim, ekipman ve operasyonlar konusunda ABD ile enformel bir ekonomik bağımlılık ilişkisi içine girdiği” tespit ediliyordu.[8] Takip eden en önemli gelişme ise Şubat 2009’da yaşandı. İstihbarat aygıtının CIA bağlantılı kanadının polis aygıtı içinde denetim kurma faaliyetleri, halkçı/ulusal kanat tarafından açığa çıkarıldı ve bu faaliyetlerin başında bulunan kişi, CIA’nın Ekvador İstasyon Şefi Mark Sullivan, 48 saat içinde Ekvador’u terk etmesi talimatıyla istenmeyen adam ilan edildi. Correa yaptığı açıklamada, polis içinde CIA’nın finanse ettiği birimlerin başına gelecek kişileri belirleyen kişinin sözkonusu istasyon şefi olduğunu belirtti ve ABD ile polis birimleri arasında, CIA’nın finanse ettiği birimlerin başına atanacak kişileri belirleme yetkisinin CIA’ya bırakıldığı yönünde yazılı olmayan bir anlaşmanın varolduğu bilgisine eriştiklerini ifade etti.[9] Bu bilgiyi doğrulayan açıklama ise, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın üst düzey bir yetkilisinden gelmekteydi. Polis içindeki faaliyeti doğrulayarak şöyle diyordu bu yetkili: “Yasa gereği ülkemizin, ABD tarafından finanse edilen eğitim programlarındaki adayları veto etme yetkisi bulunmaktadır.”[10] Yani polis içinde doğrudan ABD’ye, adını koyalım CIA’ya bağlı bir birim vardı ve bu birimlerin başına getirilecek kişileri doğrudan ABD belirliyordu. Size de tanıdık geldi mi?

Tüm bunlar darbe girişimine dair bazı önemli çıkarımlarda bulunmamıza imkan veriyor. Birincisi, neoliberal-muhafazakar aydınların hakim kılmak istedikleri bir yanılsamanın yaldızları düşüyor. “Küreselleşme, darbeler dönemini bitirdi; artık ABD’nin başını çektiği blok demokrasi istiyor” şeklinde özetlenebilecek olan yanılsama, 2002’de Venezüella’da Chavez’e, 2006’da Haiti’de Aristide’e, 2009’da Honduras’ta Zelaya’ya ve son olarak da 2010’da Ekvador’da Correa’ya dönük darbe girişimlerinin ve başarıya ulaşan darbelerin bu denklemde nereye oturduğunu açıklama aşamasında çöküyor. Hegemonik gücü gerileyen ABD’nin denetimi sağlamak adına elinde kalan tek silah daha fazla “zor” aygıtlarının ve kirli savaş tekniklerinin kullanımına yaslanmakken, bu rejimlere karşı gelişen darbelerde ve darbe girişimlerinde ABD’nin dahlinin olmadığına bizi iknaya çalışmak, siyaha beyaz demekten öte bir anlam taşımıyor.

İkincisi, bu darbe girişimlerinden Venezüella ve Ekvador’da gerçekleştirilenlerin başarısız olmaları, inşa ettikleri düzeni 21. yüzyıl sosyalizmi olarak adlandıran anti-emperyalist iki ülke yönetiminin siyasal düzeyde projelerinin akamete uğramasını önlemek adına askeri aygıtta hegemonya kurmayı “şimdilik” başardıklarını gösteriyor. Geride kalan yüzyıl da gösteriyor ki bölgenin tarihi, aynı zamanda ABD destekli askeri darbelerin tarihi. ABD’nin ve onunla eklemlenmiş yerli oligarşinin siyasal hegemonya projeleri eşzamanlı olarak gerilerken, bu durum askeri aygıt içindeki ikili iktidar biçimlerinin tasfiye edilmesi adına, ordu içinde düzenlemeler yapılmasının da önünü açıyor. Siyasal düzeyde komuta mekanizmasını doğrudan yeni rejime bağlamak, elbette askeri aygıt içindeki çatlakları tamamen ortadan kaldırmıyor; ama bu çatlaklara emperyalist sızmaları önlemek adına halkçı/ulusal bir iktidar tasarımının askeri kanatta yankılanmasını da mümkün kılıyor. 2002’de Chavez’e, 2010’da Correa’ya yönelen darbe girişimlerinin başarısızlığında bu tasfiye ve yeniden yapılanma da önem taşıyor. Diğer yandan bu, oligarşi ile emperyalist kuvvetlerin polis aygıtı içinde denetimi arttırma arayışlarıyla eşzamanlı ilerleyebiliyor.

Üçüncüsü, Honduras ve Ekvador üzerinden yapabileceğimiz bir tespit. Honduras’ta Zelaya, belki bir Bolivarcı Devrim radikalliğinde işler yapmıyordu; ancak bu kritik ülkeyi ALBA bloğuna sokarak bölgede Amerikan hegemonyasına önemli bir darbe vurmayı başarmıştı. Buna karşın içeride toplumsal desteği seferber edilen sınıfların talepleriyle iktidarın uygulamaları arasındaki makas varlığını koruyordu. O halde Zelaya neden devrilmişti? Bu soruya verebileceğimiz yanıt, zayıf halkaların tasfiyesidir. Toplumsal düzeyde bakıldığında, sınıf ilişkilerini anti-kapitalist eksende radikal bir dönüşüme uğratmakta aksayan ve eşzamanlı olarak askeri aygıt içinde bu siyasal projenin denetimini sağlayacak yeniden yapılanmaları gerçekleştiremeyen rejimlere karşı yukarıdan tasfiye hareketleri daha kolay zemin bulabiliyor. Honduras dersi budur. Ekvador da benzer bir kırılganlığa sahip ve şimdi yol ayrımında. Correa ya Chavez’in radikal rotasına girecek ya da Zelaya’nın sonunu paylaşacak.

Görülüyor ki bu bir deneme sınavıydı; bir darbe girişiminde toplumsal desteğin hangi sınıf kesimlerinin ittifakıyla seferber edilebileceği test edildi. Şimdilik 2005’te devlet başkanının devrilmesine neden olan halk ayaklanmasının müttefik sınıfları bu girişimi desteklemedi. Ancak bu bir garanti değil. Temelde kent yoksullarının desteğini popülist strateji ekseninde yanında hissetse de, Correa kır yoksullarının desteğini kaybedebilir. Dolayısıyla Correa topraksız köylüye toprak dağıtır, yerli hareketlerin tanınma taleplerini, madenlere ilişkin beklentilerini halkın ezilen diğer katmanlarının talepleriyle eklemleyerek ezilenler lehine bir radikalleşme düzeyinde çözümler ve “ikili iktidar durumuna son” operasyonlarını polis ve istihbarat içinde de yılmadan ilerletirse buradan kaybederek çıkan ABD emperyalizmi olacaktır. Yol ayrımı budur. Bu sadece Ekvador’un gerçekliği de değildir, hepimizin gerçekliğidir.

Dipnotlar
1. Kolombiya’ya ABD’nin atfettiği bölgesel rol için bkz., Doug Stokes (2003) “Why the End of the Cold War Doesn’t Matter: The US. War of Terror in Colombia”, Review of International Studies, Sayı: 29; http://www.chomsky.info/onchomsky/200310--02.pdf
2. Benzer bir yorum için bkz., Mark Weisbrot, “Ecuador’s Correa Haunted by Honduras”, The Guardian, 1 Ekim 2010
3. Bu konuda bkz., Soner Torlak, “Ekvador, silahlı kuvvetlerini ve istihbaratını yeniden yapılandırıyor”, 9 Şubat 2009, Latin Bilgi, http://www.latinbilgi.net/index.php?eylem=yazi_oku&no=2462
4. Bkz. “Ecuador Tells US to Quit Air Base”, BBC News, 30 Temmuz 2008, http://news.bbc.co.uk/2/hi/7532573.stm
5. Stephen Kinzer, “East Confronts West in Latin America”, The Guardian, 24 Temmuz 2008
6. “Ecuador’s Divided Loyalties”, Los Angeles Times, 15 Ocak 2007
7. Kintto Luccas, “‘CIA Infiltration’ Charges Prompt Shake-Up in Armed Forces”, 10 Nisan 2008, http://ipsnews.net/news.asp?idnews=41945
8. Bkz., Jean Guy Allard, “Quito’s Police: CIA breeding ground”, 2 Ekim 2010, http://www.voltairenet.org/article167150.html
9. “Ecuador says expelled U.S. official was CIA operative”, Reuters, 21 Şubat 2009, http://uk.reuters.com/article/idUKN2131245320090221
10. “Ecuador expels second US diplomat”, 19 Şubat 2009, http://news.bbc.co.uk/2/hi/7898432.stm


Fotogaleri

EZLN Kamplarında 75 Gün

Telesur

Telesur Canlı Yayın

Prensa Latina

Latin Amerika Haber Ajansı

Bolivarsomostodos

Bolivarsomostodos
Türkçe

Bağlantılar

Desde El Sur

Ansiklopedik

Ansiklopedik Bilgiler
Wikipedia

Biliyor musunuz?
"Küba'ya 16 Eylül 2009'da resmi ziyarette bulunan Hırvatistan Devlet Başkanı Stjepan Mesic, adayı ziyaret eden ilk Avrupalı Devlet Başkanıdır."
 
  Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla izin almadan kullanılabilir. copyLEFT by Sendika.Org