[Anasayfa] [Hakkımızda] [Dosya] [İletişim] [Sendika.Org]
 
Ülke Arşivi:
· Arjantin
· Bolivya
· Brezilya
· Dominik Cumhuriyeti
· Ekvador
· El Salvador
· Guatemala
· Guyana
· Haiti
· Honduras
· Kolombiya
· Kostarika
· Küba
· Latin Amerika Genel
· Meksika
· Nikaragua
· Panama
· Paraguay
· Peru
· Porto Rico
· Surinam
· Uruguay
· Venezüella
· Şili


Tema Arşivi:
· Anti-ALCA & Anti-Kapitalizm hızlı okuma 7 günde ingilizce Dizi izle,full dizi izle,
· Ekoloji & Tarım escort escort bayan istanbul escortbets10seo linux hack
· Emperyalizm, Direniş & Kıtasal Bütünleşme
· Gençlik hareketleri
· Kadın & Cinsel Özgürlük Hareketleri
· Kamulaştırma
· Seçimler & Partiler
· Toplumsal Eğitim & Toplumsal Sağlık
· Yerli Halklar & Otonomi
· İnsan Hakları
· İsyan, Devrim & Sosyalizm


Yazar Arşivi:
· Alan Woods
· Christian Parenti
· Cüneyt Göksu
· Eduardo Galeano
· Federico Fuentes
· Fidel Castro Ruz
· Güneş Çelikkol
· James Petras
· Metin Yeğin
· Tom Lewis



Devletçi solun yenilenmesi ve Venezüella´nın çelişkileri - Thomas Ponniah
- - 25 Kasım 2011
Ulusal sürecin geleceği belirsizse de, Chavez hükümeti tarafından oluşturulan ilkeler sadece Latin Amerika solunun değil aynı zamanda küresel solun oluşumuna yardım eder. "21. yüzyıl sosyalizmi" sözünün gerçek anlamı, yeni bir siyasi partiler ve toplumsal hareketler kuşağının ufkunun açılmasına yardımcı olmasıdır

Önceki nesillerde ilericiler, Sovyetler Birliği´nin çöküşüne ve neoliberalizmin gerilemesine tanık olmuşlardı. Çöküşün bütün dönemlerinde olduğu gibi, enkazın dumanı ve şiddeti, bir dereceye kadar düşüşten sonra ortaya çıkacak olan olanakların üstünü örtmüştü. En ilerici ve heyecan verici olay ise, Latin Amerika´da solun yeniden canlanışının açığa çıkmasıydı. Bu diriliş, sol siyasi partilerin ve liderlerin seçimini, Dünya Sosyal Forumu sürecini ve yerel hareketlerle ortaya çıkan toplumsal muhalefet hareketlerini, sivil toplumu ve devletleri kapsayan çok yönlü bir durumdu. Sol siyasi partilerin ve liderlerin seçilmesinde, Kanada ve dünya solu açısından en ciddi örnek, en önemlisi ve aynı zamanda en muhalifi olan Venezüella´nın Chavez hükümetidir.

Chavez hükümetine ve onun Bolivar Cumhuriyetine ilişkin yorumlar tartışmalıdır; bazıları onu ulusal ve evrensel adaletin bir yöneticisi olarak görürken, diğerleri Stalinizmin son örneği olarak çılgın, kötü, tehlikeli bir biçiminin uygulayıcısı olarak düşünmektedir. Farklı tutumların bir arada olmasına rağmen, projenin bütünü herhangi bir ideolojiye kolay kolay mal edilememektedir. Venezüella süreci, tutarlı bir hikayeye karşı koyan çelişkilerin sıvı karışımı gibidir: Bazıları hükümetin otoriter olduğunu ve bu açıdan bakıldığında, devletin istikrarlı yükselişinin ekonomiyi kontrol ettiğini ve diktatörlüğe gitgide yaklaştığını söylemekteyken; diğerleri ise bu hükümetin son on yılda uygulanan sayısız ilerici politikaları işaret ederek bundan önceki hükümetlerden demokratikleşme konusunda daha kararlı olduğunu belirtmektedirler. Aslında Bolivar Cumhuriyeti hem karar almanın merkezileşmiş halini, hem de ani ve geniş çaplı bir şekilde demokratikleşme programlarını bünyesinde barındırır. Onun en muhafazakar halinde ise hükümet temsili demokrasiyi zayıflatmaktadır. Bununla birlikte Venezüella hükümetinin felsefesi ve politikası geleneksel algıya denk düşen biçime toplumsal değişim, kalkınma ve modernite bağlamında kavramsal bir devrim oluşturmaktadır. Venezüella´daki devrim, deneyimlendiği kadarıyla, standart sol söylemin, “Kapitalizme karşı Sosyalizm”e dayalı tek boyutlu odak noktasından radikal demokrasiye demir atmış çok boyutlu bir projeye doğru dönüşümüdür.

İktidar ve temsil
Son 12 yılda Venezüella hükümetinin projesinin başta politik olmak üzere, ekonomik, kültürel birçok boyutu oldu. Politik temsil sorununun önemi, hükümetin standart gelişme anlayışını açıkça sorgulamasında görülebilir. Yapısal sorun şudur: Bir toplumda herkes, modern toplumun temsili hiyerarşilerin ışığında toplumsal yaşama müdahale kapasitesine eşit şekilde nasıl sahip olabilir? Kimi grupların çıkarlarının politik açıdan temsil edilmesi diğerlerinden daha az muhtemeldir: Bolivarcılar sadece neoliberal ekonomi programlarını ya da yerli halkın ve kadınların katılımını zayıflatan geleneksel statüleri eleştirmez; aynı zamanda egemen yönetişim kavramını sorgularlar. Temsili demokrasiyi tarafsız ve hatta ilerici bir yönetimi biçimi olarak görmektense, Bolivarcı gelişimin destekleyicileri Venezüella´nın geleneksel temsili demokrasi şeklinin politik ve ekonomik anlamda üst sınıfları desteklediğini savunmaktadırlar. Bu yüzden Bolivarcı süreci oluşturan görevliler, bireyler ve hareketler demokrasisin katılımcı şeklinin temsili şekli ile eşit ağırlık kazanması hatta yer değiştirmesi gerektiğini savunur.

1999´da Chavez tarafından getirilen Venezüella Anayasası, yeni bir siyasetin öne çıkarılmasının nedenlerine açıklık getirmektedir:

Bu düzenleme (ki katılımcı demokrasi lehinedir) onlarca yıl demokratik değerlerin gelişmesini engellemiş parti başkanları hakimiyetinin ve devlet paternalizmini değiştirmesi için çaba gösteren örgütlü halkın isteklerine cevap vermektedir. Bu anlamda, müdahale ihtiyacı devlet ve toplum arasında uyum eksikliği nedeniyle siyasi sistemi etkileyen yönetilebilirlik kusurlarını aşmakta sonuçlanan kamu politikasının oluşum, formüle etme ve yürütme süreçleriyle tanımlandığı için, katılım, seçim süreçleri ile sınırlı değildir.

Yöneten ve halk arasında kurulan iletişim süreci olarak halk yönetimini oluşturmak, devlet–toplum ilişkilerinin değişimi anlamına gelmektedir.


Bu katılımcı demokrasinin örnekleri referandumlar, komünal konseyler, kooperatifler, sosyal denetim biçimleri ve sivil toplumun devletin karar alma mekanizmasına söz konusu biçimlerde dahil oluşudur. Anayasa´da ortaya konan bu yeni politik temsil biçimlerini öz-temsil olarak tanımlayabiliriz, çünkü: Bunlar doğrudan kamu katılımını kolaylaştırma girişimleridir. Bolivarcılar demokrasiyi insanın kendini gerçekleştirme biçimi olarak algılarlar: Demokrasi süreci yurttaşın kendi bireysel ve kolektif siyasi potansiyelini hissetmesini sağlar. Halka toplumsal yaşamda karşılaştığı en önemli soruları ifade etme fırsatı verir. Kamusal müzakere süreci sayesinde her birey bir izleyiciyi değil katılımcı olma, sosyal hayatın araçsallaştırılmış bir nesnesi değil bilinçli bir bireyi olma isteğini ifade eder.

Katılımcı demokrasi yeni ya da sadece Batı´ye özgü bir olgu değildir. Katılımcı demokratik bir topluma ilişkin Batı konsepti “Demokratik Toplumun Öğrencileri” başta olmak üzere 1960´lardaki eylemcilerle seçilen filozof J.J.Rousseau ile bağdaştırılır. Daha yakın zamanda demokrasinin müzakereci şekilleri Brezilya´nın Porto Alegre şehrinde toplumsal hareketlerin bilincinde tekrar ortaya çıktı. 1989´dan beri 1 milyon nüfuslu Porto Alegre´nin 10 binin üzerinde yurttaşının katılımıyla 10 ayda gerçekleşen yıllık katılımcı bütçe uygulaması yürütülüyor. Bu yeni bütçe sürecinin başarısı yurttaş-idareli yönetişim için ilham kaynağı oldu; Porto Alegre yerel ve evrensel demokrasi için çağrı yapan küresel adalet hareketlerini ortaya çıkaran en yeni sol toplumsal hareketler halkasının referans noktası haline geldi.

Alternatif arayışındaki toplumsal hareketler için en önemli toplanma zemini Dünya Sosyal Forumu´dur. Forumun alternatif küreselleşme önerilerini tartışmak için dünya çapında sivil toplum hareketlerini bir araya getiren yıllık bir etkinliktir. Bu Forum´larda 20 bin ila 150 bin kişi katılımcı yer almaktadır.

Forumların çoğu Porto Alegre´de yapılmaktadır ve en çok çağrısı yapılan alternatif katılımcı demokrasi olmuştur. Porto Alegre ve Dünya Sosyal Forumu Bolivarcı proje üzerindeki en açık çağdaş etkileyendir. Chavez´in “21. yüzyıl sosyalizmini” takip ettiğini açıkladığı yer 2005´te Porto Alegre´de yapılan Dünya Sosyal Forumu zirvesiydi.

Venezüella hükümeti doğrudan ve dolaylı olarak, demokrasinin yeni biçimlerini ekonomik, kültürel ve politik hiyerarşiler tarafından yaratılan engellerle mücadele için ayrılmaz bir bütün olarak öne sürmektedir. Bu yüzden sosyal gelişmeler ekonomik, kültürel, siyasal eşitliğe göre değerlendirilmelidir; bu üç unsurdan sonuncusu tamamlayıcı vasıtadır. Ekonomik, kültürel ve siyasal ve ekonomik eşitsizliği azaltmak için demokrasinin yeni şekillerini biçimlerini üretme yönündeki bu çaba kelimenin gerçek anlamıyla yenidir. Geçmiş on-yıllarda daha fazla halk katılımı yönündeki çağrılar, pratikte pek bir yansıma bulamasa da 1970´lerde Tanzanya, 1980´lerde ise Mozambik, Nikaragua ve Zimbabwe gibi bası ülkelerde duyuldu. Ancak katılım için öncelikli hedefler çok boyutlu bir projeye iliştirilmiş değildi. Önceki projelerin hiçbiri siyasal temsil, ekonomik yeniden-dağıtım ve kültürel tanınma üzerinde Venezüella´daki kadar vurgu yapmadı; bu faktörlerin bileşimi Venezüella deneyimini benzersiz kıldı.

Fakat yeniliklere rağmen Bolivarcı süreç içindeki yazarların karizmatik bir başkanın etrafında şekillenen kişiye dayalı iktidar örgütlenmesinin, derinden demokratik bir toplum inşa ederken hükümeti hedefinden saptırabileceğini belirtmesi gibi çok sayıda eleştiri de söz konusu. Aşırı merkeziyetçi bir yönetime işaret eden birçok karar örneği var. Hükümetin yeni bir demokrasi hedefiyle çelişkiye düşen bir faktör bakanlar kuruluydu: 1959´dan beri önceki hükümetler toplamda 28´den 90´a varan kabine değişikliği yapmıştı, 1998-2007 arasında ise 153 kez değiştirildi. Her konjonktürde bakanların değiştirilmesi için maddi nedenler olsa da genel sonuç, kurumsal hafızanın başkanda yoğunlaşması ya da kurumsal verimsizliğe yol açan bir hafıza kaybıdır. Bilginin ve iktidarın bu denli merkezileşmesi Bolivarcı sürecin uzun vadede yaşamasının önünde engel oluşturan politik bir mayındır. Bu ilerleme süreci seçkinler, destekçiler ve ideologlardan oluşsa da, orantısız biçimde Başkan Chavez´e dayalıdır. Tarih bize politik bir hareketin yapılandırıldığı gibi evrildiğini, kişiye dayalı ve karizmatik bir yönetimin demokrasiyi geliştirme yolundaki kendi yeteneklerini harap ettiğini göstermektedir. Hükümetin yenilikçi kavramsal devrimine yönelik birincil içsel kısıtlama, yönetimi demokratikleştirme taahhütlerini tam bir şekilde takip etme konusundaki yeteneksizliğinde ve isteksizliğinde yatmaktadır. Kabine içinde sürekli değişikliklere gidilmesi, yalnızca katılımcı demokrasiyi değil aynı zamanda aşırı merkezileşmiş, kişiselleşmiş, temsili demokrasiyi tehdit eden bir devlet aygıtını teşvik eden bir hükümete dair belirtilerdir.

Uç yaklaşımlar
Hükümeti eleştirenlerin ve savunanların yorumlarına baktığımızda, destekleyiciler Venezüella sosyal politikalarının işin özünü oluşturduğunu, yarı-otoriteryanizmin ise yüzeysel bir durum olduğunu savunurken, eleştirenler ise tam tersini söylemektedir. Net bir analize meydan okuyan bir olguyla karşı karşıyayız. Hükümet yanlıları ülkenin zenginliğinin radikal demokrasiyi uygulamak için kullanıldığı konusunda ısrar ederken, muhalifler bunun temsili demokrasiyi ortadan kaldırmak için olduğunu savunmaktadır.

Siyaset yorumcuları katılımcı demokrasinin temsili demokrasinin çözülmesine yol açtığına işaret etmektedir: Hükümetin yeni bir demokrasi dayatması, kuvvetler ayrılığını aşındırdığı için siyasi tartışmaların çoğulculuğunu geriletmektedir. Böylece Venezüella hükümeti destekçilerinin ve muhaliflerin eleştirilerinin çoğunu açıktan gerçekleştirmektedir. Bu farklı gruplar Bolivarcı ilerleme sürecine dair tartışmalarda herkesin bildiği ama kimsenin bahsetmediği bir konuya dikkat çeker: karalamacılar haklı olarak hükümetin yarı otoriter olmasını eleştirirler ve “La Lista Tascon” (Chavez´in geri çağrılmasını isteyenlerin tespit edildiği ve Chavez tarafından hain ilan edildiği liste) ile İran lideri Ahmedinejad gibi bir diktatöre arka çıkması gibi hem yerli hem yabancı birçok yüz kızartıcı olayları örnek verirler. Buna karşılık Chavez savunucuları da, “eğer bu otoriter bir hükümet olsaydı son on yılda ne bu kadar demokratik adımın atılabilirdi ne de 2007 anayasal referandum sonuçları önemsenirdi” demektedir.

Bolivarcı söylem mağrur da olsa, uygulamada çeşitli sorunlar var: damarlarında geleceği belirsizleştiren istikrarsızlaştırıcı çelişkiler var. Süreç bir zamanlar Hegel tarafından tarif edilen, politik sürecin, ilkesi ısrar ederken sıklıkla yok olan yeni bir evrensel saiki somutlaştırdığı tarihsel çizgiyi izliyor olabilir. Bolivarcıların kurumsal projesi azalarak devam ederken, kavramsal yenilik Latin Amerika´da ilerleyerek yayılır. İnsanlığın bilinçlice, doğrudan ve demokratik bir şekilde toplumu şekillendirdiği alternatif, devletçi bir proje özlemi Venezüella sınırlarından kıtaya ve küresel sola kadar ulaşır. Bu yüzden ulusal sürecin geleceği belirsizse de, Chavez hükümeti tarafından özenle oluşturulan ilkeler sadece Latin Amerika solunun değil aynı zamanda küresel solun birlikte oluşmasına yardım eder. Anlamlı ve çok boyutlu bir proje konsepti olarak “21. yüzyıl sosyalizmi” sözünün gerçek anlamı, yeni bir siyasi partiler ve toplumsal hareketler kuşağının ufkunun açılmasına yardımcı olmasıdır.

Katılımcı bir demokrasi hayali, en göze çarpan savunucusu olan Chavez hükümetine dair beklentiler, yalnızca dış güçler değil aynı zamanda kendi iç hiyerarşileri tarafından da tehdit ediliyor görünse de, alternatif bir modernitenin tohumudur.

Bu vizyonun genelleştirilebilir olup olmadığı, yani diğer hükümetler bu yeni devletçi sol projenin -en kötüsünü değil- iyisini uygulayabilip uygulayamayacağı, yanıtı sadece Güney Amerika´nın mevcut hükümetlerinde değil, aynı zamanda bu kıta ve geri kalanında ortaya çıkacak hükümetlerde de saklı olan bir sorudur.

*Thomas Ponniah, Harvard Üniversitesi David Rockfeller Birimi Latin Amerika Çalışmaları Merkezi üyesidir.

[Venezuelanalysis´deki İngilizce orijinalinden Nida Akceviz tarafından latinbilgi.net (Sendika.Org) için çevrilmiştir]

Fotogaleri

EZLN Kamplarında 75 Gün

Telesur

Telesur Canlı Yayın

Prensa Latina

Latin Amerika Haber Ajansı

Bolivarsomostodos

Bolivarsomostodos
Türkçe

Bağlantılar

Desde El Sur

Ansiklopedik

Ansiklopedik Bilgiler
Wikipedia

Biliyor musunuz?
"Küba'ya 16 Eylül 2009'da resmi ziyarette bulunan Hırvatistan Devlet Başkanı Stjepan Mesic, adayı ziyaret eden ilk Avrupalı Devlet Başkanıdır."
 
  Tüm içerik kaynak göstermek koşuluyla izin almadan kullanılabilir. copyLEFT by Sendika.Org